Her Birey ve Komite İdeolojik Zaaflarından Arınarak Çelikleşir

Üçüncü Bölüm

Üçüncü Bölüm

İdeolojik Zaaflarımızın Başlıca Kökenleri

Bugün … birçok ideolojik zaafların var olduğunu biliyoruz. Ancak bazı ideolojik zaaflar kendini ciddi şekilde hissettirmektedir. Bunların başında sübjektivizm, kendiliğindencilik, bürokratizm, dogmatizm gelmektedir. Özünde bu ideolojik zaaflar çalışma tarzıyla da yakından ilgilidir. Bu hastalıkların öne çıkması Bolşevik bir çalışma tarzını yaşama geçirmemizi engeller. Parti çalışmamızın Bolşevik bir çalışma tarzına kavuşmasını istiyorsak bunları alt etmeliyiz. Partimizin gelişmesini istiyorsak yukarıda belirttiğimiz ideolojik hastalıklara karşı amansız bir mücadele vermeliyiz.

Parti içinde hatalara göz yumma, eleştiri getirmeme, “kırılır”, “üzülür” anlayışlarıyla hareket etme ya da “eleştirirsem ayağımı kaydırırlar” vb. gibi liberal yaklaşımlar söz konusudur. Yine özellikle sorumlulara karşı yaklaşımlarda liberalizm öne çıkmaktadır. Birçok yoldaşımız kendi sorumlusunun eksik ve hatalarını gördüğü halde eleştirmekten kaçınıyorlar. Bu liberalizmin en kötü yanıdır. Oysa kim olursa olsun hatalar görüyorsak eleştirmeli ve doğrularını ortaya koymalıyız. Hataları görmezden gelmek, üzerine gitmemek oldukça zararlıdır ve burjuva zaafların parti içinde tehlikeli boyutlara ulaşmasına neden olur. Böyle bir yaklaşım hem partiye hem hata yapan kişiye, hem de hatayı görüp eleştirmeyenlere zarar verir. Bu nedenle susmak, hatalarına göz yummak, eleştirmekten kaçınmak ne olursa olsun terk edilmelidir.

Subjektivizm

Subjektivistler, gerçeği olgularda arama yerine kendilerinin görmek istediği şekilde sorunlara yaklaşırlar. Olayları bir bütün olarak ele almayıp, bunların sadece bir yanını ele alarak sorunlara nesnel yaklaştıklarını sanırlar. Subjektivizmin esas özelliği ise, teoriyle pratiğin bütünlüğünü değil, ikisini birbirinden koparmak şeklinde kendini gösterir. Görünüşte teoriye önem verildiği sanılır. Ama teori yaşamdan kopuk, MLM biliminin emrettiği pratiğin ürünü olmaktan ve derinlemesine incelenmekten uzak şekilde karşımıza çıkar.

Oysa MLM biliminin emrettiği şey olgulardan hareket etme ve doğruyu buradan çıkarmaktır. Bu nasıl olacaktır? Doğruların olgularda aranması, araştırma, inceleme ve bunu teorikleştirerek tekrar pratiğe dökmek. Pratikten çıkan sonuçları tekrar teorileştirmekle olacaktır. Teori ile pratiğin bütünleşmediği yerde sübjektivizm öne çıkar. Salt teoriyle yetinme, pratiği göz ardı etme ortaya çıkan teoride gerçekleri ifade etmez. Mao yoldaş “araştırma yapmayanın söz hakkı yoktur” demekle bunu kastediyordu.

Kendi pratiğimize baktığımızda araştırma ve inceleme yapmadan bolca ahkâm kestiğimiz görülür. Hatta öyle zaman olur ki, devrimi bir saat içinde bile yaparız. Çünkü düşüncemizde ürettiğimiz şeylerin pratikte yaşam bulup bulmadığına bakmayız. Önemli olan düşüncemiz diye düşünürüz. Oysa düşünceler pratikle uyuşmuyorsa, yani sosyal pratik tarafından o düşünceler reddediliyorsa, o düşüncenin hiçbir anlamı da yok demektir. Sosyal yaşam tarafından reddedilen bir düşünce, olgular üzerinde yapılan bir araştırmanın ürünü değil, öznel niyetimizin ürünüdür. Görmek istediğimiz şeyle gerçek şey arasında derin bir uçurum vardır. Asıl olan gerçek şeylerdir.

Subjektivizmden arınmanın yolu, nesnel olaylar üzerinde inceleme, araştırma yaparak bunların pratikle bütünleşmesini sağlamakla olabilir. Sorun kendi öznel niyetimiz değildir. Sorun, olguların içindeki çelişkilerin özünü yakalamak ve o çelişkilerin çözümünü ortaya koyarak pratik ile teorinin bütünleşmesini sağlamaktır. Kişide sübjektivizm egemen olduğunda bu anlayış onun tüm yaşamına, her hareket ve tavrına, çelişkilerin çözümüne, kitle ile ilişkilerine, partinin kararlarını hayata geçirmesine vb. yansır. Partinin kararlarını kendi çalışma bölgesine uygularken, kendi çalışma bölgesinin özgünlüğünü incelemediği için çelişkileri ve öne çıkan çelişkileri olgunun içinden çıkarmayıp kendi öznel niyetiyle hareket ettiği için kararlar pratikle bütünleşmez.

Partinin mücadelesi, sosyal yaşamdaki çelişkileri ve bunlar içinde de öne çıkan çelişmeyi yakalayıp buna uygun çözüm yolu bulmak ve bunu pratikle bütünleştirdiğimiz oranda gelişir. Sınıf mücadelesini geliştirme, ilerletme ve onun önderliği yakalayıp ileri götürmesi, var olan çelişmeler içinde öne çıkan çelişmeyi yakalayarak çözümünü ortaya koymak ve pratiğe geçirmekle olur.

Kitlelerin hareketlerinin gerisinde kalmışsak, kitleleri partiyle bütünleştiremiyorsak o zaman yanlış yapıyoruz demektir. Bu yanlışı önderliğin teori ve pratiğinde aramak gerekiyor. Öncelikle kitlelerin içinde bulunduğu durumu araştırmak ve ona uygun, daha doğrusu, kitleleri daha ileri hedefe yönlendirici taktik politikaları üretmek gerekir. Bu da subjektif düşünceyle değil, var olan objektif durumu MLM bilimi ışığında inceleme ve araştırmayla olur.

Diyalektik materyalizmin temel felsefesi somut koşulların somut analizidir. Her yoldaş, her parti organı diyalektik materyalizmin bu ilkesini tüm yaşamı boyunca çalışmalarının yol gösterici ilkesi olarak ele alıyor mu? Hayır! Sık sık subjektif hatalardan söz edildiğine göre, bu, ilkeyi bütün çalışmalarımızın temel çıkış noktası olarak almadığımızı gösteriyor.

Kitlelerin ruh halini kendi öznel niyetlerine göre yorumlayan bir anlayış ya subjektivizme ya da dogmatizme düşer. O zaman bu, kişide süreç içinde parti ruhunu öldürür. Ve giderek yozlaşmayı, partiden uzaklaşmayı getirir. Subjektivizmle dogmatizmin ikiz kardeşliği, her ikisinin aynı anlayışla hareket etmesinden gelir. Çünkü, ideolojik gıdaları küçük burjuva ideolojisidir.

Subjektivizm, dogmatizmin tersine şeylerin değişmesini kabul etmesine karşın, o şeylerin özüne inme, onların iç çelişkilerini yakalama yerine, kendi kafasındaki görüntüyü öne çıkarır. Bu anlayış kitlelere yaklaşımda ve kitle çizgisinde de kendisini gösterir. Yer yer kitle kuyrukçuluğuna düştüğü gibi, bazen kitlelerin çok ilerisine de çıkıp sol politika izleyebilir. Genelde sol politika dogmatizme özgü olmasına karşın her iki ideolojik zaaf da bazen sağ bazen sol, özünde ise kitlelerden kopma anlamında sağ bir politika izler.

Birçok yoldaşımız sosyal pratikten kopuk teoriler üretirler. Ama üretilen bu teorinin yaşamla bütünleşip bütünleşmediğine bakmaz. Onun kafasındaki sosyal pratik kendi “sosyal” pratiğidir. Toplumsal pratikle bir ilgisi yoktur. Oysa teori sosyal pratiği gerileten değil, ilerleten bir fonksiyon oynarsa diyalektik materyalist bir anlayışın ürünü olabilir.

Partimizde kişiler özelinde de sübjektivizm yaygındır. Bazı yoldaşlarımız bir yoldaşı değerlendirirken bir başka yoldaşın değerlendirmesiyle yetinir ve o kişi hakkında kesin hükmünü verir. Bunun bir başka adı da önyargıdır. Önyargı sübjektivizmin en uç noktasıdır. Çünkü temelinde çok yönlü, MLM ışığında bir araştırma, inceleme yoktur. Mao Zedung yoldaşın söylediği gibi “dünyada sadece tek bir doğru teori vardır, o da nesnel gerçeklikten çıkarılan ve gene nesnel gerçekliğin doğruladığı teoridir”. (SE.3 s.42)

Dogmatizm

Dogmatizm, MLM’yi bir eylem kılavuzu olarak ele almaz. Bir doğma, yani değişmeyen statükocu bir anlayışla ele alır. Sosyal değişimlere gözünü kapar. Dogmatizm sosyal pratiği inceleme, araştırma yerine her şeyi katı bir şema olarak ele alır. Ve sosyal yaşamı şematik dar bir kalıbın dışına çıkmaz. Onun için MLM şematik bir yapıdır. Bu şematik anlayışlar pratikte kendini sol sekter şeklinde gösterir.

Dogmatizm, metafizik yaklaşım içindedir. Diyalektiğin değişim, hareket, gelişme ve olgularına özünde karşıdır. Slogan olarak diyalektik materyalizmi kabul etse de diyalektiğin temel yasalarını korumadığı için ona uygun hareket etmez. Bu anlamda da dogmatizm gerçek yaşamdan, gerçeklerden uzaklaşmak anlamına gelir. Parti bu anlayışa karşı mücadele etmediği sürece sınıf mücadelesinden uzaklaşır ve kitleleri devrime kazanamaz.

MLM kendisi eylem demektir. Hareket ve değişim demektir. Gelişmelere açık ve onlara uygun politika ve örgüt politikasının üretilmesi demektir. Ama dogmatizm bütünüyle bunlara kapalıdır. Ve kendi sağcılığını keskin sloganlarla gizlemeye çalışır. Dogmatizm kitlelerden uzaklaşmak, var olan koşullardan devrimin lehine yararlanmamak, sürekli değişim içinde olan sosyal pratiğin can alıcı sorunlarından sıyrılmak, bütün bu gelişmeleri görmezden gelmek demektir. Dogmatizm geneli özelle, önderliği kitlelerle birleştiremez.

Subjektivizmi incelerken de belirttiğimiz gibi dogmatizm ve subjektivizm özünde ikiz kardeştir ve ideolojik kaynakları aynıdır. Özleri ise sağcılıktır. Dogmatizm kendini sol sekter bir siyasal politika ile ortaya koyarken, subjektivizm kendini daha çok sağcılık ve liberalizm olarak gösterir. Ama objektivizmin olduğu yerde zıddı olan dogmatizm de vardır. Birinin varlığı diğerinin varlığı koşulunu da hazırlar. Çünkü, bu anlayışların zemini aynıdır. Ancak bir parti içinde bazen biri bazen ise diğeri öne çıkar.

Bazı yoldaşlarımız ise somut koşulların somut analizi yerine, hiçbir şey değişmez mantığı ile hareket ederek partinin aldığı genel kararları kendi çalışma bölgelerine uygularken özgül durumu hiç dikkate almadan uygulamaya çalışıyorlar. Bu da kararların pratikle bütünleşmemesini beraberinde getiriyor. Özgülü dikkate almayıp salt geneli dikkate almak dogmatizmdir. Yapılması gereken, genel kararların özgülde nasıl bir biçim alacağını ortaya çıkarıp ona göre uygulamaktır. “Genel doğrular her özgülde de doğrudur” demek yanlıştır, anti-MLM’dir.

Dogmatizm iradecidir. Sosyal pratiğin gelişimini reddederek her şeyi kendi iradesinin belirlediğini varsayar. Ve öyle hareket eder. MLM’yi bir eylem kılavuzu olarak ele almadığı için bütünüyle siyasal eylemsizlik içindedir. Siyasetle uğraşmak, gelişmeleri yorumlamak ve onları lehimize dönüştürmek için siyasal ve örgütsel politikalar üretmek “entellerin işi” olur.

Keskin laflar arkasına gizlenerek sözde keskin devrimciliğini ispatlamaya giderler. Sosyal yaşamı irdelemeyi küçümseyen, partinin mücadelesini geliştirecek yeni yeni taktik politikalar üretmeyi “mücadele kaçkınlığı” olarak niteleyen kişiler özünde MLM saldırılarını ve siyasetten bihaber olduklarını gizlemek için bu tür yollara başvururlar. Ve bu tür kişiler siyaseti küçümsemelerini sekterlikle gizlemeye çalışırlar.

Dogmatikler kitlelere partinin siyasetini götürmeyi küçümserler. Siyasal çalışmanın bütün çalışmaların can damarı olduğu ilkesini sözde kabul etseler de pratikte reddederler. Dogmatizm, keskin MLM kesilir. O komünist ilkelerin bazılarını ele alır ve o ilkelerin yaşama geçirilmesinde esneklik bilmez. Ve ilkeleri birer kalıp olarak ele alır. O ilkeleri her özgüle bir şablon gibi uygulamaya çalışır. Dogmatik anlayışlara sahip kişilerde parti ruhu zayıftır. Bu zayıflıklarını keskin sözlerle ve sekter tutum içine girerek gizlemeye çalışırlar. Ve bu tür kişiler sosyal pratiğin engeliyle karşılaşınca da devrimci ruhlarında önemli bir gerileme gözükür. Ve dış koşulları olunca da partiden de kopabilirler. Dogmatizm mahkum edilmezse ilişkiyi mücadeleden koparacak denli tehlikelidir.

Bazı yoldaşlarımız ise güncel ile geneli, evrensel ile özgülü birleştirme yerine salt genel doğrular üzerinde hareket ediyorlar. Bazı genel doğrular onlar için her şeydir. Ve her yer de genel için geçerlidir. Bu yaklaşım yöntemi onları dogmatizme düşürmekten alıkoymuyor. Düşünsel anlamda dogmatizme saplandıkları gibi pratikte de dogmatizme düşüyorlar. Dogmatikler özellikle değişen yeni durumlara göre yeni taktik belirlemede kendilerini gösterirler ve tutucu davranırlar. Değişen yeni durumu görmezden gelip halen eski taktiğin uygulanmasında diretirler. Bu da partinin gelişmesinin önünde önemli bir engel oluşturur.

Dogmatizm kitleleri küçümser. Kitlelerden öğrenmeyi, tekrar kitlelere gitmeyi ve tekrar kitlelerden öğrenmeyi reddeder. Kitlelere tepeden bakar. Ve onlara kitabi bilgilerle gider. Bu tavır kendini beğenmiş küçük burjuva aydının tavrıdır. Dikkat edilirse küçük burjuva örgütlerinin kitlelere yaklaşımı ya sağdır ya da soldur. Parti içinde birçok yoldaşın kitlelere yaklaşımı soldur. Kitlelere güvenme, onlardan öğrenme ve tekrar onlara gitme MLM kitle çizgisi yerine, kitlelere güdülmesi gereken koyun sürüsü anlayışıyla yaklaşırlar. Bu yaklaşım da kitleleri partiden uzaklaştırır. Bu tür yaklaşım ve anlayışlar anında ve yerinde mahkum edilmelidir.

Dogmatizm, kitlelerden kopuşun ifadesidir. Partiyi küçültme, sınıf savaşımından uzaklaşma, mücadeleyi dar kalıplar içine sıkıştırma, dogmatik anlayışların varacağı son durak olur. Dogmatizmin kitlelere yaklaşımı sekterdir. Kendisi savaştığı zaman kitlelerin peşinden geleceğine inanır. Özünde ise halka güveni yoktur. Diyalektik materyalizm yasalarını teori ve pratiği yansıtmayan bir anlayışın, ileriye yönelik hareket etmesini ya da partiyi sınıf mücadelesine önderlik eder seviyeye yükseltmesini bekleyemeyiz. Çünkü gelişme yasalarına ters hareket edenlerin, sosyal pratiğin altında ezilmeye mahkum olacaklarını bilmeliyiz.

Marksizm’in bütün ustaları Marksizm’in bir doğma değil, eylem kılavuzu olduğunu sık sık tekrarlar. Dogmatikler ise Marksizm’i salt bir doğma olarak ele alıp onun bilimsel gelişmesi önüne set çekerler. Partide bu tür anlayışlara karşı savaş açmalıyız. İster dogmatik öznelcilik olsun ister subjektivizm olsun, ister dar deneycilik olsun partimizin gelişmesi önünde önemli bir handikaptırlar. Çünkü burjuva ideolojisinden kaynaklanan bu hastalıklar aşılmadan, parti bu hastalıklara karşı MLM’nin bilimsel eylem kılavuzu ile donatılmadan savaşımızı bir adım geliştiremeyiz.

Kendiliğindencilik

Olaylara müdahale etmeyerek arkasından gitme, oluruna bırakma anlamına gelen kendiliğindencilik, özünde kitle kuyrukçuluğu olur. Daima kitlelerin gerisinde hareket etme, en geri kitlelere göre politika belirtme demektir.  Komünistler değiştirici-dönüştürücü ve müdahaleci bir özelliğe sahiptirler. Ayrıca politika saptarlarken sadece kitlelerin en geri kesimlerine göre değil, esas olarak ileri kesimlerini dikkate alırlar. Kitlelerin sadece ileri kesimlerine göre taktikler belirlemek “sol”culuktur. Aynı şekilde sadece kitlelerin geri kesimlerine göre taktik belirlemek ise kitle kuyrukçuluğudur. Leninist taktik, kitlelerin ileri kesimlerine göre belirleme yaparken geri yığınları da dikkate alır. Yani kitlelerin ileri kesimleriyle birleşme, orta kesimlerini kazanma ve geri kesimlerini ilerletme taktiğini uygularlar.

Bizim pratiğimizde bu anlayış nasıl yansıyor?

Her şeyden önce olaylara anında müdahale edilmemesi, hantal davranılması. Kendiliğindencilik, üzerimizden atmamız gereken bir illettir. Kendiliğindenciliğin olduğu yerde yukarıdan aşağıya, aşağıdan yukarıya denetleme mekanizması işlemez. Halkımızın kendiliğindenciliğe örnek için söylediği, “saldım çayıra mevlam kayıra” özdeyişi tam da bu nedenle söylenmiştir. Komitelerimizin birçoğu, işlerini bu anlayışla yürütmeye çalışıyorlar. Yönetici organlar bir kere karar alıp altlara ilettikten sonra gerisini merak etmiyorlar. Kararlar uygulanıyor mu, uygulanıyorsa nasıl uygulanıyor, kararların uygulanmasında ne gibi hatalar yapılıyor, ya da kararlar sosyal pratiği geliştirici bir fonksiyon mu oynuyor, yoksa sosyal pratik aldığımız kararları geri mi itiyor vs. Bunların üzerinde durmayan, aldığı kararları ciddi şekilde -olumlu olumsuz- takip etmeyen bir önderlik görevini yerine getiremez.

Devrimin genel perspektifinden şaşmadan günlük görevler yerine getirildiğinde dar pratikten de kurtulunur. Bazı yönetici parti organlarımız çalışma bölgelerindeki kitle hareketlerinden bazen bihaber oluyor. İşçiler yürüyor, bölge organı zamanında müdahale edemiyor. Dar pratikçi çalışma tarzı buna neden olduğu gibi örgütsel işleyişteki bozukluk da bölge organlarının müdahale gücünü zayıflatıyor. Oysa her parti organı, başta da o bölgenin yönetici organı olaylara partinin siyasal çizgisi doğrultusunda müdahale edip kitleye önderlik görevini yerine getirmelidir.

Parti yayınlarının düzenli ve anında kitleye ulaştırılmasının önemi anlaşılır olduğu kadar, yazılı ajitasyon/propagandanın kitleler üzerinde yarattığı olumlu etki küçümsenemez. Stalin, partide ve devlet aygıtında Leninist militanın özel tipini ve çalışmada Leninist tarzı betimlerken, Leninist militanın sahip olması gereken iki özelliği özellikle vurgulamaktadır: “Rus devrimci atılımı”, “Amerikan pratiği” anlayışı.

Rus devrimci atılımı, eylemsizliğe, yerleşmiş verimsiz alışkınlıklara, tutuculuğa, zihin durgunluğuna, eski geleneklere, kölece bağlılıklara karşı panzehirdir. Rus devrimci atılımı, öyle canlandırıcı bir güçtür ki, zihni açar, ileriye doğru iter, eskiyi parçalar, perspektifler sunar. Bu atılım olmadan hiçbir ilerici hareket olanaklı değildir. Ama Amerikan pratiği anlayışı ile birleşmezse o atılımın boş “devrimci” manilovizme düşmesi çok olasıdır.”

“Amerikan pratiği anlayışı, tersine “devrimci” manilovizme ve işgüzarlığa karşı panzehirdir. Amerikan pratiği anlayışı engelleri tanımayan her cins ve her türlü engeli verimli çalışmaya deviren, önemsiz de olsa başladığı işi kesinlikle bitiren ve ciddi bir kuruluş çalışmasında kesinkes edinilmesi zorunlu olan yılmaz bir güçtür.’’ “Ama Amerikan pratiği anlayışı Rus devrimci atılımıyla birleşmezse yozlaşır, dar ve ilkesiz işgüzarlık derecesine düşebilir…”

“Rus devrimci atılımıyla Amerikan pratiği anlayışının birleştirilmesi, işte parti içinde ve devlet aygıtında çalışmada Leninizm’in özü budur.” (Leninizm’in İlkeleri, s.115, Stalin)

Stalin yoldaş burada teori ile pratiğin birleştirilmesine örnek vermiştir. “Daha çok iş, daha az laf” deyimi parti fonksiyonerlerinin çalışmalarında ilke edineceği bir hareket tarzı olmalıdır. Ama bu boşa koşuşturma, plansız-programsız çalışma anlamına hiç gelmez. Parti fonksiyonerleri yaratıcı ve üretici olmalıdır. Sadece yukarıdan gelen kararları kendi altlarına uygulamakla görevleri sınırlı değil, tersine o kararların çalışma bölgelerinin özgülünde nasıl bir biçimde olacağını alta kavratmak zorundadırlar.

Planlı-programlı işler yapmalıyız. Baktığımız yeri, attığımız adımın yönünü bilmeliyiz. Boş koşuşturmalarla devrimci enerjimizi heba etmemeliyiz. Yaptığımız işler kendimizi tüketmeye neden olmamalı, her gün kendimizi yeniden üretmeye hizmet etmeli, her gün kendimizi yeniden ve yeniden yenilemeliyiz.

Çalışma yöntemimizdeki hataların üzerine bilimsel yöntemlerle gidelim. Önce hatalarımızı ortaya çıkarıp, bunun kaynaklarını bulalım. Sonunda bu kaynakların nasıl kurutulacağını kolektif gücümüzü harekete geçirerek çözelim ve pratiğimizi doğru bir şekilde yönlendirelim. Bütün işlerimiz planlı ve programlı olmalı. Plansız-programsız çalışma, yeni bir programsız çalışmanın zeminini hazırlar. Programsız ve plansız çalışma ise boşa kürek çekmemize neden olur. Devrimci enerjimizin heba olmasına neden olur. Uygulayacağımız kararları öncelikle kavramalıyız. Özgül çalışma alanımıza uyguladığımızda nasıl uygulamamız, olumlu sonuç almak için önce hangi halkayı öne çıkarmamız gerektiğini irdelemeli ve bilince çıkarmalıyız.

En karmaşık sorunlarda olduğu gibi, en basit sorunlarda da hareket noktamız, uygulama yöntemimiz böyle olmalıdır. Yani çelişkiler yumağı iyi kavranmalı ki, iplikleri koparmadan yumağı çözelim. İplik kopuyorsa yumağın çözülmesini kavramadık demektir. Kendiliğindencilik devrimciliğin anti-tezidir. Komünistler mücadeleci olmalıdır. Devrimci mücadelecilik başarının kendisidir. Statükoculuk ise ölümdür, yaşamı durdurmak demektir. Ama komünist de olsak yaşamı durduramayız. Hareket, irademiz dışında vardır. Ama o hareketi devrimci müdahale ile istediğimiz yöne çevirebiliriz. Yeter ki hareketi iyi kavrayalım, aralarındaki çelişkileri bilelim. Bilim budur, bilim böyle gelişir.

Toplumsal çelişkiler de kendiliğinden çözülmez. Toplumsal dönüşmeler kendiliğinden olmaz. Ancak devrimci müdahale ile burjuva düzeni sosyalist düzene çevirebiliriz. İnsan, doğada olduğu gibi kendiliğinden hareket edemez. İnsan ile hayvan, insan ile diğer canlılar arasındaki en önemli ayrım insanın yeniden ve yeniden üretim faaliyetinde bulunmasıdır. Yani bilinçli hareket etmesidir.

O halde önce insan ve sonra da devrimci bir insan olduğumuzu unutmaz ve bunların gereklerini yerine getirirsek yapamayacağımız hiçbir şey olamaz. Bu nedenle kaderciliğe, kendiliğindenciliğe, plansız-programsız çalışmaya hayır, devrimci dönüşümcülüğe ve devrimci müdahaleciliğe evet diyoruz.

Her alanda olduğu gibi, çalışma tarzımızdaki hastalıklara karşı da isyan etmeliyiz. Kötülüklere karşı isyan meşrudur. Kötülüklere karşı bilinçli isyan, devrimciliğin kendisidir. Kendi hatalarımıza karşı da isyan etmeliyiz. Kötülüklere karşı isyan etmemek burjuvazinin yoz ideoloji ve kültürünün esiri olmayı kabul etmek demektir. Çalışma yöntemimizde de devrim yapmalıyız. Bu devrim gerekli ve aciliyet kazanmıştır. Çalışma alanımızda düzelme olmadan MLM’nin ilkelerini bu anlamda uygulayamazsak çalışmalarımızı bir adım ileri götüremeyiz.

Kolektivizm bireyselliğin düşmanıdır. Çalışma tarzımızdaki en önemli eksikliklerden birisi de budur. Partide kolektivizmin gelişmesi, işlerin iyi gitmesi, eksikliklerin tamamlanması, hataların aşılması, engellerin çabuk yıkılması demektir. Kolektif üretim, kolektif tüketim, kolektif hareket burjuvazinin korkulu rüyasıdır. Kitlelerin kolektif hareketi en devrimci çıkıştır. Kolektivizmi kendi bünyesinde uygulamayan bir KP kitleleri de harekete geçiremez, kitlelerin yaratıcı gücünden devrimci dönüşüm için yararlanamaz. Tek tek bireyler partide hiçbir şey yapamaz. Lenin de Mao da eğer örgütü kolektif olarak harekete geçirmeselerdi bir hiç olurlardı.

Tek tek bireylerin “kahramanlıkları” tarih yaratmaz. Tek tek bireylerin çalışkanlıkları devrimi yapmaz. Tek tek yoldaşlarımızın çalışkanlıkları partiyi harekete geçirmeye, partinin önderliğini sağlamaya yetmez. Çalışma tarzımızda en göze çarpan şey, tek tek yoldaşların dar pratik içinde boğulmalarıdır. Eğer kolektif hareket edilirse, bütün yoldaşlar örgütlenir, başıboş kalmaz ve onların enerjileri devrime kanalize edilirse örgüt harekete geçer. Her kişiden, her insandan, her yoldaştan yararlanmak zorundayız. Onların düşüncelerine değer vermeli, onları tartışma ve düşünmeye sevk etmeliyiz. Alınan kararları onlar vasıtasıyla pratiğe uygulamalıyız. Ama önce bireyin değil örgütün harekete geçirilmesi gerektiğini bilince çıkarmamız gerekir.

Kitlelerin öğrencisi olmayı kabullenmeyenler kitlelerin öğretmeni olamazlar. Kitlelerden öğrenmeyenler kitlelere bir şey veremezler. Kitleler sosyal yaşamın içindedirler. Onlardan öğreneceğimiz çok şey var. Onların engin deneyimlerinden ders çıkarmayanlar kitleleri partinin safında birleştiremezler. Kitlelere gidin, kitlelerle kaynaşın, önce kitlelerden öğrenin, sonra da kitlelerden öğrendiğiniz düzensiz bilgileri düzenli ve daha ileri düzeye getirerek kitlelere verin. Geneli güncelle, önderliği kitlelerle birleştirmenin en önemli merhalesinin bu olduğunu unutmayın yoldaşlar.

Siyasi canlılığın olduğu yerde burjuva mikropları uzun süre yaşayamaz. Kendini gizleyemez. Canlı bir siyasi organ, canlı bir pratik ilerlemenin kendisidir. Bu nedenle alt üstü ile tartışmalı, üst altıyla. Bütün yoldaşlar parti ilkelerine sadık kalarak tartışa tartışa birbirinden öğrenmeli, birbirine öğretmelidir.

Bazı yoldaşlarımız görev alanlarına gittiklerinde kendi bölgesi dışında partinin geri kalan kısmını unutarak tamamen dar bölgeci anlayışa düşüyorlar. Parçayı bütünden, bütünü parçadan koparıyorlar. Bütünü parçaya feda ediyorlar. Bölgesel görevi öne çıkarıp merkezi görevi unutuyorlar. Pratikteki uygulamalarla “her koyun kendi bacağından asılır” burjuva yaklaşımını sergiliyorlar.

Oysa bütün parçayı, parça bütünü gözetmeli ve parça bütüne bağlı olmalıdır. Kafayı kuma sokma örneğinde olduğu gibi kafamızı sadece çalışma bölgelerimizin dar sınırları içine hapsetmemeliyiz. Partinin genel çıkarlarına ve özelde de merkezi göreve hizmet etmek, onu güçlendirmek için hareket etmeliyiz. Merkezi görevi güçlendirmek için bölgemizde kendimize düşen payın ne olduğunu bilince çıkararak çalışma tarzımızı ona göre biçimlendirmeliyiz.

Bürokratizm

Burjuva sınıf hastalığıdır. Her şeyi kararnamelerle, yukarıdan gönderilen emirlerle idare etme ve yürütme mantığıdır. Partimizin çalışma tarzının baş düşmanlarından biri de bürokratizm hastalığıdır. Bazı yoldaşlarımız kolektif çalışma yerine bürokratik çalışma tarzını kendilerine rehber edinmişlerdir. Bu nedenle de partiyi bir bütün olarak harekete geçirme yerine ve de alınan kararların partiye bir bütün olarak kavratılması yerine birkaç bürokratın kavraması ve onların emirleri şeklinde aşağıya gönderilmesi yeterli bulunmaktadır. Bu anlayış mahkum edilmeli ve reddedilmelidir.

Bürokratizm, kolektivizmin düşmanıdır. Bireysel çalışma anlayışını ve memur tavrını geliştirir. Üretkenliği, yaratıcılığı ve verimliliği öldürür. Çünkü bürokratlar emir vermeye, altındakileri de burjuva memurları gibi emir almaya alıştırılmışlardır. Burjuva memurları amirlerinden gelen emirleri uygulamakla yetinirler. Kendileri üretmezler, sadece tüketirler. KP içinde de eğer MLM bir çalışma tarzı sürekli uygulanmazsa parti bürokratları yetişir. Sözde komünist bürokratlar her şeyi kendileri bilir. Başkalarının görüşlerine danışmaya gerek görmezler. Kitlelere emrivaki ile giderler. Öncelikle de parti militanlarının yaratıcı özelliklerini hiç dikkate almadıkları gibi onları üretkenliğe, yaratıcılığa sevk etmezler. Birer emir kulu olmalarını isterler.

Bazı yoldaşlarımız bürokratizmi masa başında oturup yazı yazan ve masa başında oturup emir veren olarak algılıyorlar. Bu yanlıştır ve eksik bir belirlemedir. Özellikle bir savaş örgütünde bunlar olmaz, olsa da azdır. Ayrıca bürokratizm her alanda kendini gösterir ve bir anlayış sorunudur. Yukarıda da belirttiğimiz gibi kolektivizmi reddeden, kendini her şey görüp, militanlarını küçümseyen, kitlelere yukarıdan bakan, emir ve kararnamelerle işi yürüttüğünü sanan anlayış sahipleri bürokratizmin batağına saplanmış demektir. Saflarımızda sorun koşuşturma ya da masa başında oturma sorunu değil, doğru bir anlayışa sahip olma sorunudur. Bolşevik bir çalışma ve MLM çizgisini uygulayan bir anlayış bürokratizmin düşmanıdır.

Bürokratizmin can düşmanı kolektivizmdir. Partide kolektivizmin gelişmesi, canlı bir siyasal ortamın yaratılması ve buna koşut olarak canlı siyasal ortamın üretken bir pratikle bütünleşmesi bütün ideolojik zaafların panzehiri olmaktadır. Canlı bir siyasal ortamın olmadığı ve yaratıcı ve dönüştürücü bir pratiğin sergilenmediği koşullarda, her türlü burjuva hastalıklarının güçlenme zemini kendi elimizle yaratılmış demektir.

Parti içinde “devrimci bürokratlar” yetiştirmek istemiyorsak teori ile pratiğin bütünlüğünü sağlamalıyız. Eskiyi atıp yeniyi almalıyız. Güncel ile geneli birleştirmeliyiz. Parti içinde “bürokratizmin” yaşandığı bataklığı kurutmak istiyorsak canlı bir siyasal ortam ve üretken bir pratik sergilemeliyiz. Sınıf mücadelesinden kopuk değil, bizzat sınıf mücadelesinin her alanında partinin siyasetini özgüle uygulayarak “somut koşulların somut analizi” süzgecinden geçirerek, statükocu bir mantıkla olgulara yaklaşmayıp sürece damgasını vuran çelişkileri yakalayarak o çelişkilerin çözümünden hareket etmeliyiz.

Partiyi ideolojik hastalıklardan arındırmak istiyorsak silahların eleştirici ve dönüştürücü gücünü bilince çıkarıp bunun gereklerini yerine getirmeliyiz. Bu, her parti organının görevini salt kendi çalışma bölgesiyle sınırlamayıp partinin merkezi görevini geliştirmek için kendi bölgesindeki çalışmayı ona göre şekillendirmesi ve sınıf mücadelesinin bütün bağıntıları arasındaki diyalektik bağı kavrayıp ona göre hareket etmesi ile düzelir. Partiyi hastalıklardan ve çeşitli burjuva sapmalarından arındırmak istiyorsak “kitlelerden kitlelere” anlayışını uygulamalıyız.

Sekterizm

Sekterizm “öznelciliğin örgütsel ilişkilerdeki yansıması” olarak partide egemen olmasa da bir burjuva hastalığı olarak zaman zaman çalışma tarzımıza damgasını vurmaktadır. Sekterizm özünde “önce ben”cidir. Sekter kişi partiden önce kendi çıkarlarını öne çıkarır. Kendini her şeyin üstünde görür. Eğer kendisi olmazsa partide hiçbir şeyin yapılamayacağı ve her şeyin kendisiyle başlayıp kendisiyle biteceği ya da bittiği anlayışını yayar. Bu anlayış sahibi kişiler hem yoldaşlarına karşı sekter davranırlar hem de parti dışındaki insanlara karşı da sekter tutum sergilerler. Kitleye karşı tutumları da sekterdir.

Sekterler aynı zamanda sadece kendi çalışma alanlarını öne çıkarır ve o alanı partinin bütününden ayırırlar. Kendi sorumluluğu altındaki her şey iyidir, diğer alanlarda ise kötüdür. Kendi çalışma alanlarında bir “olumsuzluk” oluşursa da bu onun suçu değil, bu kötülük oraya dışarıdan getirilmiştir.

Sekterizm kendi hatalarını görmez, tersine o hiç hata da yapmaz. Çok sıkıştığı zaman bazı hatalarını kabule yanaşsa da özünde onlar siyasal yaşamda sözü edilmeyecek şeylerdir. Ama kendisi dışındakilere karşı eğitici, dönüştürücü ve hastayı tedavi edici değil, öldürücü yaklaşır. Amacı onları sindirmek ve deyim yerindeyse birer “kulları” haline getirmektir. Kendi hatalarını eleştirmeyenler sekter kişi için “en iyi” olandır.

Sekterizm illetine yakalanmış olanlar parti ile birey arasındaki ilişkiyi yanlış kurarlar. Parti değil, birey ön plandadır. O partiye değil, parti ona bağımlıdır. Kitlelerin partiye değil ona ihtiyacı vardır. Ve bu kişiler sözde partiye bağlıdırlar. Partinin her şeyini savunur gözükürler, yeri geldiğinde partiye kötü söz söyletmezler. Neredeyse partinin “namusu” onlardan sorulur. Ama ne zaman ki parti onu eleştirdiği an, bir anda yıkılırlar. Sekter unsurların diğer bir özelliği de parti içinde dedikodu yaymasıdır. Kendini öne çıkarmak için yoldaşları birbirine düşürmeye çalışır. Bazı “hataları” kendini eleştirenlere karşı “koz” olarak tutar ve zamanı gelince “kullanmaya” çalışır. Özellikle siyasi olarak geri unsurlar üzerinde bu tür yöntemler etkili de olur.

Sekterizm liberalizmi de içinde barındırır. Sekter kişi kendini eleştirenlere, hatalarına göz yummayanlara karşı sekter bir tutum alırken, kendisini eleştirmeyen, hatalarına göz yumanlara ise liberal davranır. Sekter ve kariyerist unsurlar etrafında bir “suskun” grubu yaratmaya özen gösterir. Çünkü kariyerizmin “suskunluğa” gereksinimi vardır. Ayrıca sekter ve kariyerist unsurlar sözde “disiplinli” gözükmeye çalışır. Özünde ise devrimci disiplin yerine laçkalığı ve gevşekliği geçirir. Yoldaşları ile ilişkilerinde kendi otoritesini benimsetmek için sekter çıkışlarda bulunurken, genelde ise ahbap-çavuş ilişkileri geliştirmeye çalışır. Bu nedenle ilişkilerinde siyasal otorite göze çarpmaz. Ya sekter ya da liberal, yani ahbap-çavuş laçka ilişkileri siyasi ilişkilere tercih eder.

Sekterizm can alıcı siyasal bir ortamı istemez. Sorunları çözmek için yoldaşlarını siyasal olarak geliştirme, ufuklarını açma, canlı bir tartışma ortamı yaratma yerine, suskunluğu ve kendilerine bağlılığı öne çıkartır. Kapalı kapıcılık olarak da adlandırılan bu durum darbeciliği de beraberinde getirir. Canlı bir siyasal ortam, parti ve tek tek unsurların gelişmesi, sınıf mücadelesi ivmesinin yükseltilmesi körü körüne itaatin, hatalara göz yummanın ve anti-bilimsel yaklaşımların önünde önemli bir engeldir. Marks’ın da dediği gibi “sorunlar tartışılarak kavranır” ama sekterizm buna kapalıdır. Mümkün olduğunca siyasal ve teorik tartışmaların dışında kalmaya çalıştığı gibi, partiyi böyle bir ortamdan uzak tutmaya çalışır. Somut koşulların somut analizi yerine öğrendiği bazı ilkeleri papağan gibi tekrarlamaktan öteye gidemez. Sekterizm siyasal tartışmaların önüne kişisel sorunlar geçirir.

Öyle ki, bazı yoldaşlar kendini eleştiren yoldaşlara yardımcı olmamak gibi bir tavra girerler. “Burunları sürtünsün de görelim” vb. anlayışlar bunlardan bazılarıdır. Böylesi anlayışlara sahip olanlar kendilerinin her şey, diğerlerinin ise kendisi olmadan hiçbir şey yapamayacak kimseler oldukları anlayışını taşırlar. Bunun esas anlamı, o olmadan partide hiçbir şey yapılamaz demektir. Oysa partide tek birey hiçbir şey yapamaz. Partiyi geliştirecek, güçlendirecek olgu kolektivizmdir.

Mao Zedung yoldaşın da belirttiği gibi “ün ve mevki” peşinde olan bütün apolitik anlayışa sahip unsurlar sadece kendi çalışmalarını öne çıkarırlar. Hatta diğer yoldaşların mücadelelerini küçümserler. Ama parti tarafından “mevki”leri ve “ün”leri ellerinden alındığında ise eğer parti içinde belli bir destek bulurlarsa ya “bağımsızlık” ilan ederler, ya da sudan çıkmış balığa dönerek partinin kendisine haksızlık yaptığını ilan edip, partiden koparlar. Çünkü bu tür insanlar “ün ve mevki” olmadan parti içinde kalmazlar. Kariyerist oldukları için de partinin verdiği cezaları kendi içlerine sindirmezler. O cezanın değişmesini, hatalarını gidermesi için bir uyarı olarak ele almazlar. Tersine verilen cezanın, onurunu ayaklar altına almak amacıyla verildiği, kendisini “rezil” etmek için verildiği şeklinde ele alırlar.

Sekter kişiler genelde apolitik tavırlar sergilerler. Çünkü komünist, sosyal bir kişiliğe sahip olmadıklarından küçük burjuva tavırlarla bezenmişlerdir. Bireyciliği değil kolektivizmi, sekterliği değil parti ruhu ve partinin çıkarlarını öne çıkarmalıyız. “Partimizin uygun adım yürüyebilmesini ve tek bir ortak hedef uğruna çalışabilmesini sağlamak için bireyciliğe ve sekterliğe karşı mücadele etmeliyiz”. (Mao, se.3, s.47)

Parti birliğini koruyarak ve güçlendirerek, sınıf mücadelesinin her alanında sosyal pratiği geliştirici siyasal taktikler üreterek ve anti-MLM düşüncelere karşı mücadele vererek, ancak o zaman taktik olarak bizden güçlü düşmanı alt edip zafere ulaşabiliriz. Bunun tersi bir tavır proletaryayı zaferinden alıkoyacaktır. Sonuç olarak, sekterizmin düşmanı kolektivizmdir. Partide kolektif bir ruhun gelişmesi, sekterizm vb. anlayışların panzehiridir. Açıklık, dürüstlük, alçakgönüllülük, halka ve partiye bağlılık, canlı siyasal bir ortam, dar deneyciliğe, bireyselliğe ve sekterizme karşı mücadele yöntemi olmalıdır:

Sekterliğe karşı mücadelede özellikle bir noktaya dikkat edilmelidir; size karşı mücadele etmiş olanlarla birleşmelisiniz. Hiç de o kadar kötü olmadığınız halde, sizinle yumruk yumruğa geldiler, sizi yere yıktılar, acı çekmenize ve itibarınızı yitirmenize neden oldular, sizi ‘’resmen’’ oportünist diye ‘’damgaladılar’’ Eğer haklı olarak dayak yediyseniz, oh olsun. Eğer oportünistin biriysen, niçin yumruklara hedef olmayacak mısın? Ben, haksız yumruklardan ve mücadelelerden söz ediyorum. Size darbe indirenler tutumlarını değiştirdikleri, size haksız yere saldırdıklarını, sizi oportünistlerin ‘’şahı’’ ilan etmelerinin yanlış bir şey olduğunu kabul ettikleri zaman, meseleyi uzatmayın. İçlerinden birkaçı haksız olduğunu kabul etmezse, biraz bekleyemez misiniz? Bekleyebilirsiniz herhalde.

Birlik derken sizinle görüş ayrılıkları olan, size yukarıdan bakan ya da pek saygı göstermeyen, sizinle görülecek bir hesabı olan ya da size karşı mücadele etmiş olanlarla ve size acı çektirenlerle birleşmeyi kastediyoruz. Sizinle aynı fikirde olanlara gelince, bunlarla zaten birlik halinde olduğunuz için birlik diye bir mesele siz konusu değildir. Burada mesele, henüz birleşmemiş olduğunuz, sizden farklı görüşleri ya da önemli zaafları olanlarla ilgili olarak ortaya çıkmaktır. Örneğin bugün Partimizde, Partiye ideolojik olarak değil, sadece örgütsel olarak katılmış olan pek çok kişi vardır. Bunlar sizinle yumruklaşmamış ya da çatışmamış olabilirler, fakat partiye ideolojik olarak katılmamış oldukları için yaptıkları işler kaçınılmaz olarak yetersiz ya da hatalı olabilir, hatta bunlar bazı kötü şeyler de yapabilirler. Bu gibilerle birleşmeli, onları eğitmeli ve onlara yardım etmeliyiz’’ Mao cilt 5 sf 362

Demokratik merkeziyetçilik Konusundaki Zafiyet

Demokratik merkeziyetçilik ilkesi kitlelerden kitlelere çizgisinin genel olarak örgüt işleyişindeki özel olarak da komünist partisindeki biçimidir. Gücünü kitlelerden almayan hiçbir fikrin gerçek anlamda inisiyatifli olamayacağından hareket ederek, bu ilkenin bir komünist parti açısından ne kadar önemli olduğunu anlamak mümkündür. Bununla bağlantılı olarak kabul etmeliyiz ki esasını demokratik merkeziyetçilik ilkesinden almayan hiçbir karar veya tavır inisiyatifli olamaz.

Savunduğumuz herhangi bir fikrin gerçekten güçlü, ikna edici olması için pratikten, özel olarak Partinin pratiğinden gelmesi gerekir. Ancak yukarıda vurgu yaptığımız meselenin bir benzeri olarak Parti içi tartışmalara kendini yeterince katmayan partililerin, bu kararları kendi önerileri gibi sahiplenmeleri mümkün olmamaktadır. Yine bu tartışmalara katılmama sonucunda kavrayış belli noktalarda sınırlı kalmakta ve istenilen düzeyde kavranmayan konular hayata geçirilirken de, belli sıkıntılar yaşanmaktadır.

Demokratik merkeziyetçilikten kastedilen çok kaba olarak demokratik davranma isteği, zorunluluğu vs. değildir ya da son noktada merkezin dediğinin uygulanır olması şeklinde anlaşılmamalıdır. Burada esas olan doğru bir fikrin yaratılması, geliştirilmesi ve gerçekleştirilebilir, pratiği ilerici yönde değiştirebilir kılmasıdır. Bu ilkenin demokrasi yanı yukarıda da değindiğimiz gibi her bileşenin kendini rahatça ifade edebileceği, demokrasi ortamının oluşturulması iken merkeziyetçilik yanı uygulamada yaşanan sorunların aşılmasına dönüktür.

İlke bu şekliyle kavrandığında Partinin disiplinini, gücünü artırırken ihlal eden kimi yaklaşımlar Partinin gücünü zayıflatır; doğru fikirlerin oluşmasını engeller ve ileriye doğru atılacak adımların etki gücünü belirlediği gibi bu adımların atılmasını dahi engelleyebilir. Demokrasi ve merkeziyetçilik ilkelerinin iç içe girdiği bir örgütlenme ilkesi olan demokratik merkeziyetçilik de demokrasi olmadan merkeziyetçilik, burjuva kuyrukçuluğudur. Bu da Komünist Partisini yozlaştırır.

Merkeziyetçilik olmadan demokrasi ise, herkesin her istediğini her istediği anda yapması anlamına gelir. Bu da disiplinsizlik ve karmaşa demektir ki, ikisi de bir komünist parti için aynı sonucu doğurur. Herhangi bir kararda ya da tartışmada azınlığın çoğunluğa tabi olması şeklinde oldukça kısırlaştırılan bu ilke, saflarımızda yanlış algılanmaktadır. Oysa demokratik merkeziyetçilik, en kısa ve öz haliyle kolektif tartışmalardan çıkan sonuçların kararlara veya tavırlara yansıtılmasıdır.

Bu açılardan bakıldığında kolektif tartışmaların doğru ve hedefli yürütülmesi ve doğru sonuçların çıkartılarak yaşama geçirilmesi oldukça önemlidir. Parti için eleştiri-özeleştiri mekanizması da dahil bir dizi ilke, demokratik merkeziyetçilik ilkesinin uygulanmadığı yerde sadece lafta kalır. Aynı zamanda doğru fikirlerin yaratılması süreci olarak değerlendirilmesi gereken demokratik merkeziyetçiliğin diğer ilkeler üzerinde de böyle bir etkisi vardır.

Çünkü demokrasi yönü; Partinin izleyeceği siyasetlerin tartışılarak kolektif tarzda kararlaştırılması, alınan kararların yanlış yönlerinin atılıp, doğruların geliştirilmesi, eleştiri-özeleştiri silahının etkili bir tarzda kullanılabilmesi, proleter disiplinin sağlanabilmesi ve Parti içindeki sınıf mücadelesinin doğru tarzda yürütülebilmesi için gerekli bir araçtır. Merkeziyetçilik yönü de alınan kararların her alanda uygulanabilmesi, irade ve eylem birliğinin sağlanabilmesi, tek bir insan gibi davranılabilmesi, Partinin iradesini delecek başıboşluğun ve hizip faaliyetlerinin önlenebilmesi için gerekli olan bir araçtır. Önemli olan bu ilkenin asıl amacını kavrayıp, bu iki yön arasında diyalektik bir birliği oturtabilmektir.

Yukarıda dediğimiz gibi bu ilke, Partinin birçok farklı noktadaki bakış açısını yakından ilgilendirmektedir. Örneğin bir komünist parti açısından sağlam ve güçlü bir irade gösterebilmek önemlidir. Bu irade ise ancak, demokratik yoldan, kolektif olarak çeşitli görüşleri ve fikirleri karşı karşıya getirerek ve sonuçta ise herkes için uyulması zorunlu bir karar alarak yaratılabilir.

Yani komünist parti açısından demokratiklik de merkeziyetçilik de geniş kitlelerin iradesine dayanmak zorundadır. Parti iç yaşamı tüm parti üyelerinin tartışmalara en etkin şekilde katılmaları üzerinden planlandığında bu aynı zamanda kararların birlikte alınmasını, daha iyi kavranmasını, deneyimin genelleşmesini, yetersizliklerin açığa çıkartılmasını ve kararların herkes açısından daha inanılır olmasını sağlar.

Liberalizm

’Liberalizm, ideolojik mücadeleyi reddeder ve ilkesiz barıştan yanadır; bu büzden yoz ve bayağı bir tutuma yol açar, parti ve devrimci örgütler içindeki bazı birimlerde ve bireylerde siyasi soysuzlaşmayı doğurur. Liberalizm kendisini çeşitli biçimlerde gösterir.

Bir kimse açıkça hata işlediğinde barış ve dostluk uğruna işi onuruna bırakmak; eski bir tanıdık, bir hemşeri okul arkadaşı, yakın bir dost, sevilen biri, eski bir meslektaş ya da alt kademeden eski bir arkadaştır diye ilkelere bağlı tartışmadan kaçınmak ya da arayı bozmamak için meseleye derinliğine girmeyip şöyle bir dokunup geçmek. Bunun sonucunda hem örgüt hem de o kişi zarar görür. Bu, Liberalizmin birinci bölümüdür.

Düşüncelerini örgüte aktif olarak iletmek yerine, özel çevrelerde sorumsuz eleştirilere girişmek. Kişilerin yüzlerine ya da toplantıda bir şey söylemeyip sonradan dedikodu yapmak. Kolektif hayatın ülkelerine kulak asmayıp kendi bildiğini okumak. Bu Liberalizm ikinci biçimidir. Kendisini kişisel olarak ilgilendirmeyen işlere kayıtsız kalmak, yanlış olanı pek iyi bildiği halde mümkün olduğu kadar az şey söyleme, açıkgöz davranıp kaçak güreşmek, sadece suçlanmamaya bakmak. Bu, Liberalizmin üçüncü biçimidir.

Emirlere uymayıp kendi görüşlerini her şeyin üstünde tutmak Birlik ilerleme ya da çalışmanın gerektiği gibi yapılması için hatalı görüşlere karşı tartışmak ve mücadeleye girişmek yerine, kişisel saldırlar da bulunmak, hır çıkartmak, kişisel kin gütmek ya da öç alamaya bakmak. Karşı çıkmaksızın yanlış görüşleri dinlemek ve hatta karşı-devrimci düşünceleri duyup da haber vermemek. Kitleler arasında olup da propaganda ve ajitasyon yapmamak ya da kitle toplantılarında konuşmamak. Birinin kitlelerin çıkarlarına zarar verdiğini görüp de tepki duymamak, onu vazgeçirmemek ya da ikna etmemek ve bunu sürdürülmesine göz yummak.

Belli bir plan ya da yönelim olmadan, gönülsüz, baştan savma çalışmak, gün doldurmaya bakma. Kendisini devrime büyük hizmetlerde bulunmuş saymak, kıdemli olmakla böbürlenmek, büyük görevler için yetersiz olduğu halde küçük görevlere dudak bükmek.’’ (Mao cilt 2 sf 35)

Ben Merkezcilik

Ben merkeziyetçilik, gıdasını küçük burjuva ideolojisinden alan felsefi olarak idealizmden etkilenen, politik olarak oportünizmden beslenerek örgütsel anlamda kolektivizm yerine bireyciliği ön plana çıkaran demokratik merkeziyetçilik anlayışında salt merkeziyetçiliği uygulayan, ayrıcalık isteyen, farklılığı olduğunu bir biçimde gösteren parti dışı anlayıştır. Bu anlayışlar esasta bireyci küçük burjuva ideolojisinden beslenmektedirler.

Örgütsel ilişkilerde sekter olan bu anlayışın tutumunda öznelcilik egemendir. Bu tutumun bilimsel olmadığı açıktır. Gerçeği olgularda aramak yerine öznel düşünce ve niyetleri gerçeğin yerine koyarak, ‘’çözüme‘’, sonuca gider. Öznelci tutum, MLM teoriyi soyut inceler, olguları kapsamlı ve bütünlüklü ele almaz, derinlemesine incelemez. Sığ, dar ve yüzeysel bir inceleme tarzına sahiptir. Teori ve pratiğin birleştirilmesi yoktur.

Saflarımızdaki bazı yoldaşların çalışma tarzı budur. Kendine aşırı derecede güvenir, kimseyi beğenmez, eski kadroları sevmez, kendi döneminden sadece kendini anımsar ve iyi olan her şeyi esasta kendine mal eder, kibirlidir. Kendinden bahsedilmesinden hoşlanır, gururlanır. Kendine yöneltilen eleştirileri kabul etmez, eleştiriye karşı kapalıdır. Gösterişli ama koftur, alıngan ve çabuk kırılır. Her zaman haklıdır. Bir numaralı otoritedir.

Kadro olduğunu bir biçimde hissettirir ve ‘’istemeden‘’ ayrıcalık ister.  Birey ile parti arasındaki ilişkilerde yanlış anlayışa sahiptir. Her defasında partiye karşı saygılı olduğunu belirtir, ancak uygulama ve pratik faaliyetlerde kendisini ön plana çıkarır, partiyi ikinci plana iter. ‘’Parti’’ derken, kendi bireyselliğini anlar, kendi bireysel tutum ve davranışını, partinin tutumu diye kabul ettirmeye çalışır.

Sekter anlayışa sahip bu yoldaşlar kendi düşünce, öneri ve ‘’doğruları’’ ‘’egemen’’ olmadığı koşullarda rahatlıkla ‘’bağımsızlık‘’ ilan edebilir, partinin-merkezin, çoğunluğun kararına uymaz. Çoğunlukla ‘’ önce ben ‘’ anlayışına sahiptir. O her zaman yanılmaz, şaşmaz bir otoritedir, farklılığı vardır, ayrıcalıkları olmak zorundadır!

Öznelci çalışma tarzına sahip olanlar örgütsel faaliyetlerde sekter tutuma sahiptirler. Parti içinde güvendikleri, beraber faaliyet yürütecekleri sayıları az da olsa yoldaşlar var, ancak bu yoldaşlara güvenebilir ve bu yoldaşlarla iş yapabilirler. ‘’Herkesle‘’ iş yapamaz, herkese güvenemez, sırtını herkes dayayamaz. Organ, komite faaliyeti yerine güvendiği bireylerle iş yapma tarzları egemendir

Demokratik merkeziyetçilik ilkesinde kendi doğruları egemen olduğu zaman katı bir merkeziyetçidir, ilkesizliklere ve disiplinsizliklere karşı tavizsizdir, ‘’doğruları’’ egemen olmadığı zaman ’partiye rağmen partidir, parti dışıdır.  O her zaman, yanılmaz ve şaşmaz otoritedir.

Bu anlayış sahipleri kitle ilişkilerinde sekter, yıkıcı ve kopuşturucudur. Yüzünü bireye sırtını kitlelere döner. İstikrarlı ve tutarlı olamaz, aceleci ve sabırsızdır. Çok yönlü, bütünlüklü düşünme tarzından uzaktır, Anlık ve çabuk karar verir, çabuk da düşünce değiştirebilir. Öznelcilik temelinde yükselen, kendini sekterizm, benmerkezcilik olarak ifade eden anlayışlar kendilerini sadece bir biçimde, bir tarzda ortaya koymaz.

Farklı koşullarda farklı ortam ve durumlarda farklı şekillerde ifade ederek ortaya koyabilir. Ancak şu çok açık bir gerçektir ki, bu tutum ve anlayış gıdasını küçük burjuva ideolojisinden almaktadır. Bu ideolojinin yükseldiği zemin kendini öznelcilik olarak ifade eden idealizm zeminidir. Yüzünü bireye, sırtını kolektivizme dönen bu anlayış, partinin devrim karşısındaki gücünü, birliğini zedeleyen yıkıcı bir anlayıştır. Demokrasiye sırtını dönen ve merkeziyetçiliği kutsayan bu anlayış bireyin gücünü esas alır.

Bu yıkıcı ve bilim dışı anlayışın panzehiri MLM bilimidir. Gerçek ve bilimsel tutum; gerçeği olgularda arayan, yüzünü gerçeğe, sırtını öznel niyet, istem ve düşüncelere dönen tutumdur. Partimizin ideolojik sağlamlığını arttırarak, politik düzeyini yükseltecek, tecrübe ve deneyimleri özetleyecek, devrim karşısında gücünü arttıracak olan tek yöntem MLM yöntemidir, bu yönteme ulaşmak, gerçeklik karşısında alçak gönüllü olmaktan geçer. Bireyci, öznelci zeminde yükselen kibirlilik, komünistlerin tutumu olamaz, bu tutum ancak, küçük burjuva ve burjuvaların tutumu olabilir.

Eğitim yoluyla siyasi düzeyi yükseltmek, doğru ile yanlış arasındaki farklılığı berrak ve net bir biçimde ortaya koymak; partimizin önemli sayıda kadrosunda ifadesini bulan benmerkezciliğin kalıntılarını ortadan kaldırmak; bugün önümüzde duran görevlerden biridir.

‘’Kadrolarımızı nasıl değerlendireceğimizi bilmeliyiz. Değerlendirmemizi kadronun hayatının kısa bir dönemi ya da hayatındaki tek bir olayla sınırlandırmamalı, onun hayatını ve çalışmalarını bir bütün ele almalıyız.’’ der Başkan Mao. Haklı olarak, kadrolarımızı değerlendirirken var olan olumsuzluklarına gözlerimizi yumarak, sadece olumlu yanlarından bahsedemeyiz. Bu gün esas alacağımız yöntem; ‘’gelecekteki hataları önlemek için geçmişteki hatalardan ders çıkarmak‘’, ideolojik ve siyasi bir hastalığı tedavi ederken, hiçbir zaman kaba ve sabırsız olmamak. ‘’hastayı kurtarmak için hastalığı tedavi etmek ‘’ olmalıdır.

Mao Zedung bunu düzeltmenin yolu olarak şu örneği vermektedir ‘’Merkeziyetçilik ile ademi merkeziyetçilik birbirleriyle sürekli olarak çelişme halindedir. Şehirlere taşınmamızdan bu yana ademi merkeziyetçilik artmıştır. Bu, çelişmeyi çözmek için bütün birincil ve önemli konular, önce parti komitesinde tartışmalı ve karara bağlanmalı, sonra kararlar uygulanmak üzere hükümete gönderilmelidir. Tien An Men Meydanında Halk Kahramanları Anıtının dikilmesi ve Pekin şehir duvarlarının yıkılması gibi önemli kararlar Merkez Komitesi tarafından alındı ve hükümet tarafından uygulandı. İkincil öneme sahip meseleler, hükümet dairelerindeki önder parti gruplarına bırakılmalıdır. Merkez Komitesinin her şeyi kendi tekeline alması iyi olmaz.

Ademi merkeziyetçilikle savaş en büyük desteği kazanacaktır, çünkü partideki yoldaşların çoğu kolektif önderlik istemektedir. Parti üyeleri kolektif önderlik konusunda aldıkları tavra göre üç kategoriye ayrılırlar. Bincisi Kategoriye girenler kolektif önderlik istiyorlar. İkinci kategoriye girenler, Parti komitelerinin kendilerine pek karışmamasını istiyorlar ve kolektif önderliğe o kadar önem vermiyorlar ama denetlenmeye de karşı çıkmıyorlar. ‘’Bana pek karışmayın ‘’ tutumu parti ruhunun eksik olduğunu ortaya koyuyor, öte yandan ‘’denetlenme ve karşı çıkmamak ‘’ bir ölçüde Parti ruhu olduğunu gösteriyor. Bu, ‘’denetlenmeye karşı çıkmamaya sarılarak bu yoldaşlara eğitim ve ikna yoluyla parti ruhu konusundaki eksiklerinin üstesinden gelmede yardımcı olmalıyız.

Yoksa her bakanlık kendi bildiğini okur ve Merkez Komitesi bakanlıkları denetleyemez, bakanlıklar daire ve büro başkanlarını denetleyemez ve bölüm başkanları da kısım başkanlarını denetleyemez; kısacası kimse kimseyi denetleyemez’’ ve devamla ‘’Demokrasi olmadan doğru bir merkeziyetçilik olmaz, çünkü insanların düşünceleri farklıdır ve şeyleri kavrayışlarında birlik yoksa, o zaman merkeziyetçilik gerçekleştiremez. Merkeziyetçilik nedir? Merkeziyetçilik, kavrayış, siyaset planlama, kumanda ve hareket birliğinin sağlanması temelinde doğru fikirlerin merkezileştirilmesidir.

Buna merkezi birleşiklik adı verilir. İnsanlar hala meseleleri anlamıyorlarsa, düşündükleri bir şeyler varsa, ama onları açıklamamışlarsa ya da öfkelilerse, fakat bu öfkelerini hala dışarı vurmamışlarda, merkezi birleşiklik nasıl gerçekleştirilebilir? Demokrasi olmazsa, tecrübeleri doğru bir şekilde özetleyemeyiz. Demokrasi yoksa, kitlelerden fikirler gelmiyorsa, iyi bir çizgi, iyi genel ve özel siyasetler ve yöntemler ortaya koymak imkansızdır. Yönetici organlarımız, iyi genel ve özel siyaset ve yöntemlerin ortaya konmasında sadece hammadde işleyen bir fabrika rolünü oynarlar.’’ Mao cilt 6 sf 256

(….)