TKP-ML Merkez Komitesi/Kadın Komisyonu’ndan Rosa Avesta: KADINLAR KKB’DE ÖRGÜTLENİYOR, ÖNDERLEŞİYOR, SAVAŞI YÜKSELTİYOR!

 KADINLAR KKB’DE ÖRGÜTLENİYOR, ÖNDERLEŞİYOR, SAVAŞI YÜKSELTİYOR!

Ön açıklama: TKP-ML, Nisan 2019’da yaptığı bir açıklamayla, 1. Kongresi’ni gerçekleştirdiğini duyurdu ve birtakım kararlarını da kamuoyuyla paylaştı. Bu kararlardan biri de Komünist Kadınlar Birliği adıyla bir örgütlenme oluşturma kararıydı. Ayrıca, yayımladığı Parti Programı ve Tüzüğünde kadınlara dair kimi özel kararlar mevcuttu. Bu kararları, TKP-ML Merkez Komitesi/Kadın Komisyonu’ndan Rosa Avesta ile konuştuk.

– TKP-ML yakın zamanda, 1. Kongre’sini gerçekleştirdiğini duyurdu ve kadınlarla ilgili üzerinde konuşmak istediğimiz bir dizi karara imza attığını açıkladı. Ancak buna geçmeden önce Partiniz açısından Kongre sürecine nasıl/hangi şartlar altında gittiğinizden kısaca bahseder misiniz?

Rosa Avesta: Öncelikle bu röportaj vesilesiyle Partimizi ve gerçekleştirdiği 1. Kongre’yi selamlamak istiyorum. Kongre’mizin gerçekleştirildiği süreçten başlarsak, klişe gibi görünebilir ama yine de cumhuriyetin kuruluşundan bu yana faşist diktatörlükle yönetilen bir ülke olması gerçekliğinden hareket ettiğimizde faşizmin sürekliliğine vurgu yapmamız doğaldır. Ancak bazı dönemler vardır ki, egemen sınıfların yönetememe krizine bağlı olarak saldırganlıkta gemi azıya aldığı, halkın tüm katmanlarına, mücadelelerine ve öznelerine saldırılarını yükselttiği dönemler yaşanır. Genel anlamda süreçlerin başlangıcı açısından tam bir tarih vermek mümkün olmamakla birlikte, içinde bulunduğumuz süreci 2015 Haziran parlamento seçimlerinden sonrası olarak ele alabiliriz. 2015 Haziran’ı öncesi ve sonrasında, AKP iktidarı açısından birçok sarsıntı yaşandı ve bu sarsıntıların etkileri, devletin saldırganlık seviyesinde ciddi yükselişlere neden oldu. Örneğin Gezi İsyanı yaşandı, ki ezilenlerin çok çeşitli katmanlarının katıldığı ve dolayısıyla devletin toplum nezdinde terörize etmekte en zorlandığı süreçti bu. Yine 2015 öncesi ve sonrasıyla Suriye’de iç savaş sürecinin başlamasının ardından önemli kazanımlar elde eden ve etmekte olan Rojava vardı, hemen burnunun ucunda. 2015 Haziran parlamento seçimlerinin hemen ardından başlayan ve katliam ve saldırganlıkla bastırdığı Öz Yönetim Direnişi vardı. Bunlar ve dahalarının nitelikleri, eksikleri, zaafları halkın çıkarları açısından ve sınıfsal bir bakış açısıyla değerlendirilebilir elbette. Ancak bir gerçek var ki, bu süreçler AKP iktidarında önemli sarsıntılar yaratmış, ülkenin yapısı gereği süreğen olan yönetememe krizini üst boyutlara çıkarmıştır.

Bildiğiniz gibi AKP, hükümete ve iktidara, belli ittifaklarla gelmiş, sonrasında da bu ittifakları kimi zaman bertaraf ederek, kimi zaman yanına alarak iktidarını sağlamış ve sağlamlaştırmıştır. Bir dönem “askeri vesayete savaş” adı altında, “sol” tandanslı kesimleri de arkasına yedekleyerek ordudaki “Kemalist kliği” elimine ederken, daha sonra yol arkadaşlığı yaptığı Fethullah Gülen Cemaati’ni karşısına almış, eski dostlar düşman, düşmanlar dost oluvermiş ve AKP’yi bugüne kadar bu yap-boz siyaseti idare edebilmiştir. Bu ittifaklar ve düşman politikası ve de bu politika üzerinden halkı manipüle edebilme kapasitesi AKP’nin en güçlü olduğu alanlardan biridir. Ancak yine aynı politika onun en zaaflı, en zayıf ve kendi sonunu da hazırlayan gerçekliklerden birine işaret etmektedir.

Bu noktada bizim için önemle dikkat çekilmesi gereken yan, tüm bu dost-düşman siyasetinin burjuva-feodal siyaset içerisinde gerçekleşmesi, devletin temellerine yönelik muhalefetin bu denklem içerisinde yerinin olmamasıdır. Bu denklem içerisinde şöyle ya da böyle yer alma kaygısını-çabasını gösteren tüm odakların, burjuvazinin bir kliğine yedeklenmekten başka bir geleceği yoktur/olamaz.

– Bu söylediğiniz, düşman içindeki çelişkilerden faydalanma siyasetiyle çelişmiyor mu?

– Hayır, yanlış anlaşılmasın; bu son cümlemiz, sizin söylediğiniz düşman içerisindeki çatışma ve bölünmelerden devrim adına çıkar sağlama siyasetinden tamamen farklıdır. Ama konumuz bu olmadığı için uzatmak istemedik. Burada vurgu yapmak istediğim nokta, devletin temellerini hedeflemeyen, onu korumaya odaklı hiçbir muhalefetin, adı ne olursa olsun, halkın ve devrimin çıkarlarıyla örtüşmeyeceği gerçekliğidir. Yukarıda bahsini ettiğimiz sarsıntılarla, egemen sınıfların kendi aralarındaki çelişki ve muhalefetin kalın çizgilerle ayrılması gerektiğini önemsediğimiz için bu vurguyu yapmak istedik.

Sonuç olarak, ekonomik kriz, halk kitlelerinin her geçen gün biraz daha yoksullaşması, durumlarından memnuniyetsizlik hali, işçi sınıfı ve işsizler kervanının parçalı halde olsa da eylemleri, Kürt ulusunun bastırılamayan isyanı, ezilenler cephesindeki en dinamik toplumsal kesimlerinden kadın ve LGBTİ+’ların kontrol altına alınamayan mücadelesi, halk gençliğinin artık gelecek değil günü kurtarmak için dahi umudunun giderek tükenmesinin yarattığı mayalanan isyan dalgası ve benzeri AKP iktidarı açısından “krizi sürdürülebilir” olmaktan giderek çıkarmakta ve saldırganlığını artırdıkça çöküşe gitmekte, çöküşü gördükçe de saldırganlığını artırmaktadır. Arada yaptığı tüm müdahalelere karşın bu durum sürmektedir. Örneğin 2016’daki “Allahın lütfu” olarak değerlendirdikleri “darbe” tezgahı işe yaramamış, sadece şiddet ve saldırganlık sarmalını daha da içinden çıkılmaz bir hale getirmiştir. Bunu sadece sınırların içinde de tutmamakta, askeri işgallerle beka sorununa çözüm bulmaya çalışmaktadır ancak bu sürdürülebilir bir durum değildir. Yani MHP’yi de yedeğine alan AKP iktidarı tüm diktatörlüklerin hazin sonunu yaşamaktadır; çöküş.

Genel tablo olarak elbette çok fazla konuya vurgu yapmak gerekir, ancak Partimizin Kongre’sini gerçekleştirdiği ülke koşullarını görmek açısından bu kadarı bizce yeterlidir. Halka ve halkın devrimci, komünist öznelerine yönelik yoğun bir saldırganlık. Ve altını çizmek gerekir ki, devrimci ve komünist özneleri güçten düşürmekte belli oranda da başarılı olmuş bir saldırganlık. Bu durum Partimiz açısından da bir gerçekliktir.

– Evet, ancak komünist parti açısından bu saldırıların ötesinde yaşanan bir süreç de var.

– Kesinlikle. Zaten oraya bağlamak istiyordum ben de. Objektif koşullar kısaca böyleyken, bir komünist partiden beklenen bu koşullara uygun konumlanmayla, iktidarın yaşadığı krizi, devrim lehine kullanarak daha güçlü atılımlar yapmasıdır. Komünist partisi ise, tüm bunların yaşandığı dönemde, bir yandan sınıf mücadelesinden kopmama kaygısı taşırken, diğer yandan esasta da kendi iç sorunlarıyla nefes alamaz hale getirilmekte, Parti içinde yapılmaya çalışılan darbeye karşı mücadele ve Parti ilkelerinin ve kurallar bütününün uygulanması için deyim yerindeyse bir savaş vermekteydi.

Bu süreci birçok yönüyle ele almakta fayda var. Ki bunların hepsi de birbiriyle derinden bağlıdır. Bu çok çeşitli yönlerden biri olarak, emperyalist-kapitalist sistemin 2000’lerle birlikte her alanda yürüttüğü tasfiyeci saldırının Parti içine yansımasını ve bu saldırıya karşı Partinin ideolojik, politik, teorik ve örgütsel olarak yeterince hazırlıklı olmamasını sayabiliriz. Tasfiyecilikten çokça bahsetmemiş olmamıza, o dönemlerden itibaren birçok yazı kaleme almış olmamıza karşın, bunu somutlaştıramamış olmamız, hazırlıklı olmayışımız 2015 darbesini de hazırlayan gerekçelerden biri olarak karşımıza çıkıyor. Tasfiyecilik konusunda ciltlerce kitap yazabilecek birikime sahip olup, en doğru analizleri yapabilecek kapasitede olmak ve fakat tasfiyeciliğin yansıması ve baş edilebilmesi için somutta doğru ve sağlam adım atmamak tam da tasfiyeciliğin kendisidir aslında. Devrim, sözcüklerle yapılmaz, devrim somuttur, yaşam kadar somuttur. Sözcükler düşmanı öldürmez. Sözcüklerin somut karşılığıdır devrimi yapacak olan. Ancak ideolojik olarak gerileme yaşarsanız sözlere, sloganlara sarılmaktan başka çare bulamazsınız.

Somutlamak adına örneklemek gerekirse, mesela önermeleri tamamen doğru olsa da sloganları sürekli tekrarlayarak bir örgütü yönetemezsiniz ve bunu ideolojik sağlamlığın bir göstergesi olarak sunamazsınız. Böyle yaparak ancak sloganları anlamsızlaştırır, onları klişe haline getirirsiniz. Daha da kötüsü, örgütü ideolojik olarak çöküşe götürürsünüz. Bunun çok ironik örneği, “Kadın olmadan devrim olmaz, devrim olmadan kadın kurtulamaz” sloganıdır. Son derece doğru-bilimsel ve de basit bir önerme değil mi? Peki biz bu sloganı 45 yıldır atarken, devrimi imkansız hale getirecek olan kadınların örgütlenmeyişini, devrimdeki yerini almayışını açıklayabilecek bir haklı mantık var mı? “Partinin kapısı kadınlara kapalı değil ki!” diyerek sorumluluğu kadınlara atmak nasıl bir “devrimcilik” tarzıdır? Biz işçi sınıfı ve halk için de aynı şeyi söylüyoruz, ama “Partinin kapısı işçilere kapalı değil, gelsinler örgütlensinler” keyfiyetinde bir yaklaşımda bulunuyor muyuz? Bu, sloganı ata ata altını boşaltıp devrimin temel meselelerinden birine gözümüzü kapatmaktır. Elbette bu meselenin çok çeşitli yönleri, patriarkal yapıyla doğrudan ilişkisi var ancak örneğimiz sadece sloganları gerçeklik yerine ikame etmemiz üzerine.

Tasfiyecilik meselesine dönersek; ideolojik sağlamlık adına, politik alanı boş bırakırsanız, bunu en “devrimci” ideolojik söylemlerle doldurmaya çalışırsanız, yine sonuç bellidir, ideolojik-politik çöküş. Sadece durum tespiti yaparak, analizlerle yetinerek -ki bu konuda oldukça başarılı olduğumuz bir gerçektir- pratikte bir yol haritası çıkarmayarak, kısa-orta ve uzun vadeli planlamalar yapmayarak gidebileceğiniz en iyi yer, lafazanlık olur. Bu tam da, Kongremizin darbeci-tasfiyecilere yönelik yaptığı “sol görünümlü sağ tasfiyecilik” tespitidir.

Hatta, yaşadığımız darbeyi “emperyalist-kapitalist sistemin tasfiyecilik saldırısının bir sonucu” deyip geçersek, meseleyi “arındık, temizlendik” gibi yüzeysel yaklaşımlarla tanımlarsak sonuç yine değişmeyecektir. Kısacası tasfiyecilik-darbecilik üzerine yine kitaplar yazıp da bunun bizde var olan zeminini, somuttaki yansımalarını incelemezsek, ideolojik olarak yenilenmezsek, bu anlayışa karşı savaşı dondurursak sonumuz yine tasfiyecilik olur.

Dondurmak demişken, Partimizde yaşanan darbenin temel meselelerinden biri de donma hali diyebiliriz. Yine bu da sadece komünist partisine özgü bir süreç değildir. Tüm dünya ve ülkemiz devrimci ve komünist hareketleri bu süreci bir şekilde yaşıyor. Bu meselede saflar, harita gibi cetvelle çizilmiyor elbette ancak statükoculuk gibi, dogmatizm gibi, en solda görünen söylemlerle sağ tasfiyecilik batağına batmak gibi, ayaklarını yere sabitleyip gözlerini kapatınca hiçbir şeyin değişmediğini sanmak gibi, yeni koşullara uygun politika üretmek yerine revizyonizm vb. ile mücadele adına da teoriyi dondurmak gibi gibi… çok çeşitli görünümlere sahip bir şekilde yaşanıyor. Bu çatışma aslında devrimci bir çatışma, ancak bu çatışma ve “kaos” iyi yönetilebilirse/yönetilebilseydi buradan devrimci sonuçlar çıkabilir. Bunu başaran ya da önemli ölçüde başaran komünist ya da devrimci parti örnekleri hem tarihte hem günümüzde mevcut. Bizde darbenin görüngülerinden biri olarak ortaya çıktı, çünkü bu çatışmayı da yönetebilecek kapasitede bir önderlik bulunmuyordu. Zaten çatırdama da önderlik düzeyinde yaşandı biliyorsunuz.

– Kısaca toparlarsanız?

– Evet, çok uzun yılların sorunlarını hem ülke ve dünya koşulları açısından hem de Parti içi gerçekleştirilmeye çalışılan darbe vesilesiyle yaşananlar açısından kısaca aktarmak mümkün değil. Onlarca değinilmesi gereken nokta var daha. Bu nedenle Kongre öncesinde ve Kongrede tespit edilen, yazılan-çizilen, analiz edilen bir bütün süreç tanımlamasına bakmakta fayda var. Bizim burada kısaca söylemeye çalıştığımız nokta, Kongre’nin son derece elverişsiz koşullarda gerçekleştirildiğine işaret etmek. Bu tespit, genellikle dezavantajlı bir durum olarak anlaşılıyor ancak meseleye nereden baktığınızla ilgili değişir bu. Bir kere bu “dezavantajlı” görünen durum, aynı zamanda Kongrenin önemini artırmıştır. Bu süreç, gizli-kapaklı, belli bir konsensüs içinde yaşanan sorunlarımızı ortaya çıkarmış, bir bakıma yürünmesi gereken yolu göstermiştir. Egemen sınıflar ne kadar saldırırlarsa saldırsınlar, komünist partisi devrimi gerçekleştirme idaresini ortaya koymuştur. Üstelik tüm bu “dezavantajlı” denilen sürece karşın Kürt ulusal sorunundan cinsiyet sorununa, işçi sınıfı içindeki çalışmaya dair bir yol haritası çizilmesinden Ortadoğu yönelimine kadar bir dizi somut kararla birlikte pratikte devrimciliğin adımları atılmış, Parti Programı oluşturularak, tüzükteki eksiklikler giderilerek yenilenmiştir. Yani sürece nereden baktığınız önemlidir. Biz, sürecin elverişsizliğini “yakınmak, sızlanmak”, gelecekteki başarısızlıkların nedeni olarak göstermek için değil, tüm bu elverişsizliği değiştirmek ve Kongre kararlarının ve yönelimin doğru anlaşılması için vurguluyoruz. Ve son olarak, Orhan yoldaşı (Nubar Ozanyan) Partimize kattıkları için saygıyla anarak bitirmek istiyorum.

– Sürecin özetlenmesini bitirdiniz ama, bir de kadınlar cephesinden yaşadıklarınızı, sizi nasıl etkilediğini birkaç cümleyle özetleyebilir misiniz?

– Siz kısaca dediğinizde, her şey biraz zorlaşıyor sanki. Dört yıllık süreçte Partimiz ne yaşadıysa, Partimize ne yaşatıldıysa biz kadınlar da her anını yaşadık, ama tabii fazladan yıpratıcı yönleri de olmadı değil.

Biliyorsunuz, Partimizin 8. Konferansı, bir paragraflık açıklamayla kadın örgütlenmesi yapılması üzerine bir karar almıştı. Bu karar doğrultusunda gecikmeli de olsa Merkez Komitesi‘ne bağlı Kadın Komitesi oluşturulmuş ve çalışmalarına başlamıştı. Çok zorlu yönlerine rağmen, bizim için her şeyi yeniden öğrendiğimiz, anlamlandırdığımız, anlamlandığımız bir süreçti ilk zamanlar. Kendimize güvenimiz hepimiz açısından olması gerektiği gibi yükselmiş, Partiyle daha sağlam bir şekilde yürüme, daha fazla Partilileşme noktasında önemli adımlar atmıştık. Birçok sorun yaşadık, mücadele ettik, kimi zaman haddimiz bildirilmeye çalışıldı, kimi zaman inisiyatifimiz kırılmaya… Ama sonuçta hep ileri adımlar attık, yüzleştik, hesaplaştık ve daha ileri örgütlemeler yaptık.

2015’te yaşanan karşı devrimci operasyonun hemen ardından başlayan darbe sürecinde ise kadınlar olarak darbeye karşı Partimizi sahiplenen, onu daha ileriye taşıyacak adımları atmasına vesile olacak bir tavır geliştirdik. Bu konuda oldukça başarılı olduğumuzu düşünüyoruz. Tabii bunun bir bedeli de oldu. Darbenin karşısında yer alan tüm yoldaşlarımız gibi saldırıya uğradık, ancak biz fazladan bu kesimin cinsiyetçi, erkek egemen bakış açılarını tamamen yansıtan saldırılarına da maruz kaldık. Ne prensesliğimiz kaldı ne feministliğimiz ne sabah akşam sevişmekten başka bir şey düşünmediğimiz ne de parti düşmanlığımız… LGBTİ+ yoldaşlarımız ise bir gecede “sapık” oluverdiler. Aynı AKP iktidarı gibi, toplumun en geri yanlarına hitap edebilecek şekilde manipülasyonlara maruz bırakıldık. Ancak gururla söyleyebilirim ki, bu saldırıları hiçbir zaman kişiselleştirmedik. Şahsımıza yapılan bir saldırı olarak algılamadık. Kendimizi bireysel olarak kanıtlama telaşına düşmedik, başkasına saldırılırken susup, oklar bize yöneldiğinde oturup ağlamadık. Zira bu saldırılar parti düşmanlığıydı, biz de Parti saflarında yer alan kadınlar olarak bu saldırıları “hak ediyorduk”. Yani sürecin mağduru olmadık, komünist partiye ve ilkelerimize olan bağlılığımızın bedelini ödedik. Bununla da gurur duyuyoruz.

Diğer yandan cinsiyetimiz üzerinden yapılan saldırıların benzeri, darbeci saflardaki kadınlara istisnai örnekler olsa da yöneldiğinde yine biz sesimizi yükselttik. Bu anlamıyla Partili kadınlar olarak, Partimizin kadın örgütlenmesinin sorumluluğunu verdiği kadınlar olarak iyi bir sınav verdiğimizi düşünüyoruz. Nitekim saldırılar kişisel boyutta değildi, örneğin MK üyesi bir kadın yoldaşımızın üyeliğinin tartışmalı hale getirilmesi ve yok sayılması aynı zamanda, kadın yoldaşımız üzerinden MK’ya bağlı olan Kadın Komitesi’nin de varlığını, resmiliğini tartışmalı hale getirdi, yok sayıldı. Kendi saflarında kalan kadınların emeğini dahi ortadan kaldırmaya cüret ettiler. Yani Kadın Komitesi’nin bileşenleri olarak sadece Partimizin darbeyle hesaplaşmasında önemli bir yerde durmadık aynı zamanda kadın kazanımlarını koruyan, geliştiren, kime yönelik olursa olsun cinsiyetçi saldırı veya söylemlere izin vermeyen bir hatta yürüdük.

– Sonuç olarak, zorlu bir süreçte, hem objektif hem de subjektif anlamda Kongrenizi gerçekleştirdiniz. Genel olarak elbette değerlendirilecek birçok nokta var, ancak biz esasta kadın-cinsiyet meselesine dair aldığınız kararlar üzerinde durmak istiyoruz. Alınan kararları kısaca özetler misiniz?

– Kadın-cinsiyet meselesine dair alınan en önemli karar tabii ki TKP-ML’ye bağlı, özerk bir kadın örgütlenmesinin, Komünist Kadınlar Birliği’nin kuruluş kararı oldu. Ancak bu örgütlenmenin kararını tek başına Kongre kararı olarak değerlendirmek eksik olur. Zira, Kadın Komitesi’nin kuruluşu ve hatta onun da öncesinde başta gençlik alanı olmak üzere çeşitli alanlarda tartışması yapılan, emek verilen kadın mücadelesinin bir sonucu olarak değerlendirmek gerekir. Yani Kongre’de bu kararın alınması bir sonuçken, devamında da bahsetmek istediğimiz gibi aynı zamanda önümüzdeki süreçteki gelişmelerin de başlangıcı diyebiliriz.

KKB’nin kuruluş kararı alınmadan önce, elbette Kadın Komitesi’nin yaptığı çalışmalar, tartışmalar, örgütlenme faaliyetleri vs. vardı ve bunların sonucu olarak bir dizi kazanımlar da elde edilmişti. Elbette bu; dünyanın, nüfusun, halk kitlelerinin yarısını oluşturan bir kitleye hitap eden, toplumun ve sistemin temellerini oluşturan patriyarkal yapıyı, sömürücü sistemi bütünüyle birlikte ortadan kaldırmayı amaçlayan bir hareket. Dolayısıyla kazanımlarımız çok küçük görünebilir ancak bir espri vardır ya, “insanlık için küçük, bizim için büyük bir adım” diye. Tam da o şekilde, bizim için çok önemli adımlara işaret ediyor kazanımlarımız.

Cinsiyet meselesinin Parti içinde tartışılmaya başlanması, kadınlara yönelik özel politikaların oluşturulması, örgütlenmelerin kurulması, tüzük değişiklik önerileri için konferans ya da kongre kararı gerekli olduğu için bu değişiklikler öncesinde yapılmamış olsa da, örneğin başta cinsel saldırı, taciz vs. konularda olmak üzere kadına yönelik şiddet vakalarında “Kadının beyanı esas, aksini ispat yükümlülüğünün erkeğe aittir” ilkesinin kabul edilmesi, pozitif ayrımcılık, kadına yönelik suçların Kadın Komitesi’nin inisiyatifinde soruşturulması vb. noktalarda çeşitli uygulama ve kararlarımız mevcuttu. Kısacası diyebiliriz ki, Kongre kararlarında yer alan, kadın ve LGBTİ+’lara yönelik tüm kararlar uzun bir süredir Kadın Komitesi’nin gündem, tartışma ve mücadele alanlarını oluşturmaktaydı ve önemli bir kısmı da karar altına alınarak yaşama geçirilmekteydi.

Kongre öncesinde böyle bir durum varken, Kongre’de KKB’nin kuruluş kararı ise, kadın örgütlenmesi ve mücadelesi açısından nitel bir sıçrama olarak nitelendirilmelidir. Bu karar, tam da yukarıda bahsettiğimiz, “Kadın olmadan devrim olmaz, devrim olmadan kadın kurtulamaz” sloganının tekrar anlam kazanmasının adımlarından biridir.

KKB’nin kuruluşunu tartışırken, en temel mesele, KKB’nin hangi ihtiyacın ürünü olduğu sorusunu doğru yanıtlama gerekliliğidir. Hangi ihtiyacımızın ürünü olduğunu anlayıp-kavradığımız oranda KKB, hak ettiği değeri bulacak, devrim ve buna bağlı olarak kadınların kurtuluşu mücadelesinde oynaması gereken rolü oynayabilecektir. Bu nokta, Kongre kararlarında açık bir şekilde ifade edilmiştir. Direkt bu kararlardan özet yaparsak;

“Hiç şüphe yok ki; komünistler tüm devrim faaliyetinde sınıf mücadelesinin önemini kavramış, nitelikleri olan kadınlar-erkekler olarak örgütlenir ve mücadelelerini birlikte sürdürürler. Ancak örgütlendikleri alan, ortam sonuçta sınıflı toplum içinde yer almaktadır. Sorunun sahibi olan kitlelere ulaşabilmek, çelişkilerin, sorunların çözümü için, onların anlayabileceği dille onlarla buluşabilmek, mevcut çelişkilerin çözümüne uygun yöntemler, genel perspektif ve programların yanı sıra özel planlar/özgün örgütlenmenin, plan ve programların yaratılması ise özel bir çalışma ve çaba gerektirir. Kadın sorunlarının çözümü, kadın örgütlülükleri, bu anlayış temelinde yorumlanmalıdır. (…)

Bu durum, sınıfsal ezilme ve sömürülmenin, cinsel konum üzerinden ayrıca katmerleşmesi, yeni boyutlar kazanması demektir. Bu nedenledir ki; ezilen sınıfın örgütlenme çalışması, aynı sınıfın kadınının cinsel eşitsizlik ve ezilmişlikten gelen özgün sorunları ile birleşmek, birleştirilmek zorundadır. Bu özgün sorunlar nedeniyle, emekçi kadınlar için özgün örgütlenmelerin yaratılması hayati önem taşımaktadır.

Ülkemiz açısından bakarak somutlarsak eğer; eşit işe eşit ücretlendirmeden yoksun işçi kadın, ev işçisi kadın, ulusal ezilmişliği en katmerli haliyle yaşayan Kürt kadını, şiddetin her türlüsüne maruz kalan ve her an ölümle burun buruna yaşayan kadın gerçeklikleri; ezilen sınıf içerisindeki kadının cinsel konumu nedeniyle maruz kaldığı ezilmişliği katbekat fazla ve çeşitli yaşamasına neden olmakta ve ülkemizdeki genel geçer sınıf örgütleri modelleri bu gerçekliklere karşı mücadele etmeye yetmemektedir. (…)

Bu nedenledir ki; dört duvardan ibaret olan küçücük dünyasının içinde giderek pasifleşen, edilgenleşen kadınların; proletaryanın burjuvaziye karşı yürüttüğü iktidar mücadelesine çekilmesi oldukça zor olmaktadır. Nesnel bir durum olarak bu sorunun aşılması, toplumun yarısını oluşturan emekçi kadınlar arasında örgütlenme çalışmasının yürütülmesi, aynı zamanda kadınların gerçek özgürlüğüne kavuşmasının temellerinden biri olan ataerkil sistemin ve bunun ürettiği erkek egemenliğinin bütün türevlerine karşı mücadeleyi de zorunlu kılmaktadır. (…)

Kapitalist sistemin çifte baskı ve sömürüsü altında kadın cinsinin sınırlanmış yaşamının, kadında yarattığı özel psikolojinin bütün türevlerini yaşamın her alanında görebiliriz. Burada esas olan, bu gerçeği bilince çıkarmak, sınıflı toplumların erkeğe tanıdığı ayrıcalıklardan vazgeçmeyi bilebilmek ve işçi, emekçi, ev emekçisi ve genç kadınların tıpkı erkekler gibi komünist partisinde eşit üyeler olarak örgütlenmesinin özel biçim ve araçlarını yaratmaktır. Ancak bu yöntemle yüzyılların köleliğine karşı, en geniş işçi-emekçi kadın kitlelerinin özgürlüğe giden yollarını döşeyebiliriz. Ancak bu yöntemle, insanlığın kurtuluşu için bayraklaştırılmış sloganlar, birer ajitasyon sloganı olmaktan çıkarak eylem sloganı haline gelirler.

Komünistler, kurma mücadelesi verdikleri yarının yeni toplumunun tüm ilişki ve değerlerini, bugünden kendi bünyelerinde yaratıp tüm topluma taşıyabilecek tarzda bir örgütlenme oluşturabildikleri oranda sorunları çözebilecektir. Bunun için de parti içinde kadın lehine özel önlemler almak, bu sorunu ortadan kaldırmanın yolunu açacak modellere gitmek önemlidir. Bu önlem ve modeller, kadınların parti içindeki varlıklarının garantisi olacaktır.

Tüm bu ve daha birçok yönüyle açılabilecek nedenlerden hareketle sonuç olarak; proletaryanın burjuvaziye karşı yürüttüğü iktidar mücadelesine katılması istenen bu hedef kitlenin, içinde bulunduğu özgün duruma uygun örgütlenmeler yaratılması zorunluluktur. Partimiz TKP-ML’nin 1. Kongresi’nde bunun ilk adımı atılmış; Partimizin 8. Konferans sonrası oluşturduğu Kadın Komitesi’nin de birikimiyle, yine Partimiz önderliğinde özerk bir yapıyla Komünist Kadınlar Birliği (KKB) adıyla yeni bir örgütlenme kurulmuştur.”

– Böyle bir örgütlenme, kadın sorununun ve Partili kadınların marjinalize edilmesini, esas alanların ya da deyim yerindeyse “esas işin dışında tutulmasını” getirmez mi?

– Sorunuzun içeriğini anlamakla birlikte, önce soruyu biraz açalım. Esas alan derken neyi kastediyorsunuz? Esas iş nedir? Bunları doğru tanımlamak gerekir. Kongremizin de net bir şekilde ortaya koyduğu gibi, kadın-cinsiyet sorunu ya da daha doğru bir ifadeyle patriarkal sistem, devrimimizin temel sorunlarından biridir ve KKB derken esasa ilişkin bir meseleye özgülenen bir örgütlenmeden/çalışmadan bahsediyoruz zaten. Yani bu noktada esas-tali sorunu bulunmuyor. Yok eğer, devrimimizin stratejisi açısından temel alanlardan bahsediyorsak, yani Halk Savaşı stratejisinin temeli olan gerilla mücadelesinden bahsediyorsak, KKB, Partinin ve kadınların olduğu her yerde örgütlenecektir ve elbette devrim stratejisinin gerektirdiği her yerde olacaktır. Hatta henüz Kongre’nin üzerinden çok bir zaman geçmemiş olmasına karşın, KKB bu alanlarda da örgütlenmekte, gerilla alanındaki kadın ve LGBTİ+ yoldaşlarımız bunun adımlarını atmaktadır.

Ama bahsettiğinizin bunlar olmadığını anlıyorum ve evet böyle bir tehlikenin kesinlikle mevcut olduğunu söyleyebilirim. Sorunun iki yanı var; birincisi kadın-cinsiyet ya da patriarka sorununun marjinalize edilmesi tehlikesi. Yani bu ataerki sorununun sadece KKB’nin ilgi ve örgütlenme alanına ait olduğu fikriyle Parti’nin bu sorunun dışında konumlandırılmaya çalışılması. Bu tehlikeye karşı aslında Kongremizin, kadın örgütlenmesinin kuruluş kararının gerekçelendirilmesine dair metinde net ifadeler var. Yukarıda da alıntı yaptığımız bu metindeki gibi bu sorun devrimin temel sorunudur, dolayısıyla Parti’nin, devrimin de temel meselelerinden biridir. Partinin kendisini bunun dışında konumlandırması devrimin temel sorununa, dolayısıyla devrime yaklaşımının özeti olacaktır. Devrim iddiasındaki hiçbir örgüt, sadece kadın ve LGBTİ+’ları değil, bir bütün toplumu etkileyen bir konunun üzerinden atlayamaz/atlamamalıdır.

Tehlikenin ikinci yönü ise, Partili kadınların bu mesele üzerinden marjinalize edilmesidir. Ancak KKB, kadınların sadece cinsiyet odaklı gelişimine, cinsiyet odaklı mücadelesine özgülenen bir örgütlenme değildir. Yani KKB, bir yandan özgülendiğimiz alan olarak cinsiyet odaklı mücadele verirken, buna paralel Partinin her alanına yönelik hem kadın politikaları, hem anlayış, hem pratik olarak kadrosal düzeyde müdahalesini geliştirme hedefiyle kurulmuş bir örgütlenmedir. Yani tüm alanlarda, cinsiyet bilinçli kadınların kadrosal düzeyde var olması, devrimin ve partinin özneleri olmaları için özel çalışmalar yürütecek bir örgütlenmedir. Bunu yapabildiğimiz oranda marjinalleşme tehlikesinden de uzaklaşmış olacağız.

Bu, öyle ağzımızdan çıktığı gibi kolay bir şey değil elbette. O nedenle iki yönlü tehlikenin bertaraf edilmesinin garantisi KKB’nin kendisi, önderlik içindeki Kadın Komisyonu ve bir bütün partinin devrim iddiasındaki kararlılığıdır. Ama daha da önemlisi kadınların, kadın örgütlenmesinin maddi bir güç haline gelmesi, vazgeçilmez bir güce dönüşmesi gerekir.

– O zaman tekrar KKB’nin kuruluş gerekçelerine dönersek, KKB öncesinde zaten bir Kadın Komitesi mevcuttu. Biraz önce bahsettiğiniz hedefleri KK ile gerçekleştirmeniz mümkün değil miydi?

– Kadın Komitesi, yukarıda çok kısa bir şekilde bahsettiğim gibi çok önemli bir misyona sahipti ve üzerine düşeni, verili koşullarda, esasta başarılı bir şekilde yerine getirdi. Parti tarihimiz açısından çok gecikmeli de olsa, cinsiyet meselesinin sistemli bir şekilde görünür, tartışılır olmasını sağladı, saflarımızdaki cinsiyetçi yaklaşımları ortaya çıkardı. Özellikle Parti içinde kadınların inisiyatifini geliştirmede, daha ileri görevler almadaki potansiyelini ortaya çıkardı. Yaptığı çalışmalarla, tartışmalarla ataerki sorununa, onun Parti içindeki yansımalarına yönelik önemli tespitlerde bulunarak mücadele etti.

Ancak, Kadın Komitesi bir noktada bir komiteden ibaretti. Her ne kadar çevresinde bir kadın kitlesi oluştuğunda, alt kadın komiteleri kurarak, kadınların Partiye yakınlaştırılması için çeşitli yöntemler geliştirmiş olsa da, ortaya çıkan dinamikle komite olma gerçekliği arasında bir denge sorunu da ortaya çıktı. Yani diyebilirim ki, KK’nın çalışmaları, pratiği, inisiyatif geliştirme gücü vb. nitel bir sıçramayı dayatır hale geldi. Neydi bu nitel sıçrama? Kendi mekanizmaları, yönetim kademesi, hiyerarşisi olan, emekçi kadın kitlelerini çeşitli düzeylerde örgütleyebilecek, özerk yapısı sayesinde inisiyatif geliştirebilecek, devrim mücadelesinin doğrudan öznesi olabilecek bir örgütlülüğün yaratılması. Tam olarak şu ifade uygun düşer mi bilmiyorum ama KKB, kendi doğumunu hem Kadın Komitesi’ne hem de Partiye dayattı diyebilirim.

Örneğin Partimizin 1. Konferansı’nda, bir kadın örgütlenmesinin kurulması yönünde bir karar varken, 2. Konferans’ta bu karar cinsiyetçi olduğu gerekçesiyle geri çekilmiştir. Bu bir bakıma “doğal” bir sonuçtur. Gayet iyi niyetlerle ve doğru gerekçelerle bir kadın örgütlenmesi kurulması kararı alınmıştır, buna hiç kuşkumuz yok. Ancak diğer yandan, bu karar başta kadınlar olmak üzere bir birikimin, bir iradenin sonucu değildir. Devrimin gerçekleştirilmesi için gereklilik üzerinden verilmiş bir karar olarak görülmelidir. Bu yanlış değildir. Ama biz KKB’nin kuruluşunu sadece devrimi gerçekleştirmek üzere kurgulanan bir gereklilik üzerinden tartışmıyoruz. Yani sadece nicel bir katılımdan bahsetmiyoruz. Kadınların nitelikli varlığından, iradesinin ve aklının devrime, devrimi gerçekleştirecek önder güç partiye katılımından bahsediyoruz esasta. Bunun için de bir komite yeterli değildir; bu ancak, kendi inisiyatif alanı olan, Parti politikaları ve Kadın Komisyonu aracılığıyla onun önderliği altında bir örgütlenmeyle başarılabilir. Yani gerekliliğin ötesinde bir zorunluluktur bizim açımızdan bir kadın örgütlenmesi.

– Kadınların devrime ve partiye nitelikli katılımını nasıl sağlayacak KKB?

– KKB çok yönlü misyona sahiptir. Bu misyonu yerine getirebildiği oranda kadınların nitelikli katılımı da sağlanacaktır.

Birincisi, KKB kadınlar için bir okuldur. İdeolojik, politik, örgütsel ve askeri olarak kadınların gelişiminde okul görevi gören bir KKB, nitelikli katılımın da garantisi olacaktır. Bu okullarda yetişmiş kadınlar, Partinin ve devrimin hizmetinde akıl ve iradelerini daha üst düzeyde örgütleyebileceklerdir. Kadınların hem eğitimci hem öğrencisi olduğu; ideolojik, politik, örgütsel ve askeri eğitim aldıkları bir akademi, kadınların gelişimi açısından son derece önemli ve işlevli bir projedir. Orta vadede böyle bir projeyi gerçekleştirmemiz kadınların katılımını daha nitelikli hale getirecektir.

İkincisi okul derken, sadece kadın akademileri gibi örnekler aklımıza gelmesin. Bu da hedefler arasında bulunmakta elbette, ancak kendi inisiyatiflerinde, kendi hiyerarşisi içinde kendi ürettiği politikaları bizzat kendisi uygulayan/uygulatan bir örgüt, başlı başına bir okuldur. Dediğim gibi, bu akademi türü örgütlenmeleri dıştalamıyor. Kadınlar, KKB içinde örgütlenerek inisiyatif almayı, yönetmeyi öğrenebilecekleri bir alana sahip olacaklardır.

Üçüncüsü, KKB sadece kendi bünyesine politika üreten bir yapı olmayacaktır. Aynı zamanda Partinin kadın politikalarının üreticisi ve uygulatıcısı olacaktır. Bu anlamıyla kadınların Parti içindeki hak ve görevlerinin de garantörüdür. Kadın politikaları çerçevesinde örgütlenmiş, kadın partisi haline gelmiş bir komünist parti, kadınların da hem nicel hem de nitel olarak katılımının zeminini oluşturmaktadır. KKB, bu zemini oluşturma misyonuna da sahiptir. Ama bunu sadece KKB doğrudan müdahaleleriyle gerçekleştirmeyecek elbette. KKB’de örgütlenmiş, inisiyatif almış kadınlar Parti çalışmasına katılırken, burada edindiği tecrübe ve birikimi direkt Partiye taşıyarak da gerçekleştirecektir. Yani kadınlar daha önce de vurguladığımız gibi sadece KKB’de değil, Partinin tüm alanlarında inisiyatif alarak örgütlenecektir bu şekilde.

Dördüncüsü, organize edeceği konferans ya da kongrelerle Partili tüm kadınların akıl ve iradesini birleştirebileceği alanlar yaratacak, bu şekilde sadece politikaları uygulayan değil, politika üreten kadın kadrolar olmak için hazırlık içinde olacaktır.

Bunun yanısıra KKB sadece kadınlar için değil, bütün yoldaşlarımız için de bir okul olacaktır. KKB içerisinde elbette örgütlenmeyecekler ancak KKB’nin örgütlediği eğitim çalışmaları, atölyeler vs. yollarla patriarka sorununa vakıf olarak Partinin bütününün değişiminde rol alacaklardır.

Tabii KKB örgütlenmesi ilerledikçe bu misyonuna yenileri de eklenecek, eksiklerini yolda, doğrudan mücadele içinde tamamlayacaktır.

– Kongrenizde kadınlarla ilgili olarak sadece KKB’nin kuruluşu gerçekleşmedi. Aynı zamanda tüzükte yapılan değişiklik ve eklemelerle Partinin kadınlaşması, kadın politikalarına adapte olması için çeşitli kararlar aldınız. Biraz da bunlardan bahseder misiniz?

– Evet, Partimiz KKB’nin kuruluşuyla nitel bir sıçramaya imza attı Kongrede. Ancak bir diğer sıçramayı da tüzüğünde yaptığı değişikliklerle gerçekleştirdi. Parti tüzüğü, Parti içi işleyişi, görev ve hakları, örgütlenme ilkelerini vs. düzenleyen bir çeşit anayasadır. Yaşamdaki her şey gibi, Parti tüzükleri de cinsiyetsiz değildir. Cinsiyetsiz olduğu iddiası, yani cinsiyet körü bir yaklaşım ataerkil sistemi meşrulaştıran, kadının varlığının yok sayılmasını görünmez kılan bir yaklaşımdır. Cinsiyet sorunu, bizim irademizle, bizim niyetimizle ilgili bir konu değildir. Yani “bizde cinsiyetçilik yok” diyerek, cinsiyetçilik ortadan kalkmaz. Var olan bir sorunu, “yok” diyerek ortadan kaldıramazsınız, ancak yok sayabilirsiniz, ki bu da ezilenlerin aleyhinedir elbette.

Tüzük meselesi de tıpkı böyle. Cinsiyetçilik yokmuş gibi davranarak, cinsiyet farkı olmadığını iddia ederek, bu sorunu görünmez kılarak daha da büyütebilirsiniz ancak. Dolayısıyla kadınlar için özel bir düzenleme yapmayan, özel maddeler içermeyen bir tüzük metni de, kadın ve LGBTİ+’ların dezavantajlı durumunu çözmek bir yana görünmez kılar.

Bu anlamıyla tüzüğe bu maddelerin eklenmesi son derece önemlidir.

Nedir bu maddeler. Temel mesele olarak, pozitif ayrımcılık ve kota uygulamasının tüzük maddesi haline getirilmesi var. Parti Tüzüğümüzün, I. Bölümü’ndeki Parti Üyeliği’nin şartları bölümünde “Sınıf kökeni işçi ve köylü olanlara öncelik tanınmakla birlikte aşağıdaki şartları yerine getiren her kişi TKP-ML’ye üye olabilir” maddesinin devamına “TKP-ML üye alımında emekçi kadınlara yönelik pozitif ayrımcılık uygular” ifadesi eklenerek, kadınların mücadeleye katılımı, Parti saflarında örgütlenmesi ve Partiye üyelik başvurusu sürecinde yaşadığı zorlukları düşündüğümüzde pozitif ayrımcılık uygulamasının gerekliliği de kendiliğinden ortaya çıkmaktadır. Aynı yarışın iki kulvarını düşünün, biri dümdüz, koşmaya elverişli bir zemine sahip; diğeri dikenlerle, kısıtlamalarla, engellerle dolu bir kulvar. Kadınlar işte bu dezavantajlı kulvarda koşmaktadır. Zeminin elverişli hale getirilmesi elbette istenen, arzu edilen çözüm yoludur. Bu da ancak ataerkil sistemin ortadan kaldırılmasıyla mümkündür. Bu sistemin devrim olmadan ortadan kalkmayacağını, hatta devrimden sonra dahi toplumsal olarak bu yapının devam edeceğini düşündüğümüzde zeminin elverişli hale getirilmesinin uzun vadeli bir mesele olduğu görülebilir. İşte kadınların Parti saflarında örgütlenmesi, Parti üyesi olabilmesi için uygulanacak pozitif ayrımcılık, bu eşitsiz koşuda kadınların en büyük yardımcısı olacaktır.

Yine diyelim ki, pozitif ayrımcılık uygulanarak ya da uygulanmayarak bir kadın Parti üyesi oldu. Toplumsal cinsiyet rolleriyle büyütülmüş ve bu rollere uygun bir şekilde kurgulanmış kadın cinsiyeti için, mesele burada bitmemektedir. Parti içinde yönetici komitelerde bulunması, iradesinin ve aklının daha fazla yansıması için yönetici kademelerde bulunması gerekir. Tek tek kadınların bunu talep etmeleri, kendilerini bu kademelere uygun/layık görmeleri bu toplumun yarattığı kadın olarak çok zordur. İstisnai örnekler dışında kadınlar, dışarıdan bir teklif ve öneriyle bu kademelere aday olabilmekte; bu görevleri, esasta parti kararı ya da partinin ihtiyaçları üzerinden tartışarak kabul etmektedir. Yani hala o görevi başaracaklarına, layık olduklarına dair bir inançla değil. Bu sorunu gören/kavrayan Partimiz, 1. Kongresinde kota sistemini getirerek, önderlikten, yani MK’dan başlayarak tüm Parti komitelerinde yüzde otuz kadın kotasını tüzüğüne koymuştur. Bu anlamıyla partinin en üst iradesi olan Kongre, aldığı karara uygun davranarak, MK seçiminde yüzde otuzluk kotayı yaşama da geçirmiştir. Kongrenin bu tavrı, tüm partiye örnek olmalı ve Parti komitelerine yapılan atamalarda kadın kotası itirazsız, “ama”sız uygulanmalıdır. KKB, ama daha da ötesinde tüm Parti bu uygulamanın takipçisi olmalıdır.

Bunun dışında, yani pozitif ayrımcılık ve kota uygulamasının dışında da tüzükte kadın, LGBTİ+’lara yönelik, ataerkil sistemi hedefleyen maddeler eklenmiştir. Örneğin, “Üyenin görevleri” bölümünde, diğer maddelerin yanısıra şöyle bir madde eklenmiştir. “Ataerkil sisteme karşı mücadele etmek ve halkı bu yönde bilinçlendirmek. Parti ve halk kitleleri içinde cinsiyet ayrımcılığı ve toplumsal cinsiyet rollerine karşı aktif bir şekilde mücadele etmek.” Yani ataerkil sisteme, cinsiyet ayrımcılığına ve toplumsal cinsiyet rollerine karşı aktif mücadele yürütmek sadece kadın yoldaşlarımızın değil, bir bütün parti üyelerinin görevi olarak vurgulanmıştır.

En önemli tüzük değişikliklerinden biri de, Parti üyelerinin “Yargılama ve Disiplin Cezalarını” düzenleyen maddelerde gerçekleştirilmiştir. Bu maddelerden birinde, “birliği bozan, kararlara ve disipline uymayan, görev kabul etmeyen” vs. şartların yanı sıra halka ve özelde kadın, çocuk ve LGBTİ+’lara yönelik suç işleyen, ayrımcılık yapan üye ve aday üyelerin soruşturmaya tabi tutulacağı, yargılanacağı ve cezalandırılacağı belirtilmiştir. Patriarkal sömürü sisteminde, kadın, çocuk ve LGBTİ+’lara yönelik suçların cezasız kaldığı, yargının erk’e dayalı olduğu bilinen bir gerçekken, komünist parti, örgütlenme çağrısı yaptığı halka ve özel olarak kadın ve LGBTİ+’lara, partimizin adaletinin ezilenden yana gerçek adalet olduğunun mesajı verilmektedir bu maddeyle. Dolayısıyla son derece önemlidir.

Yine aynı başlık altında, Parti üyelerinin yargılanması usulünde de iki önemli değişiklik mevcut. Birincisi, kadın ve LGBTİ+’larla ilgili suçlamalarda, yani cinsel taciz, tecavüz, şiddet, ayrımcılık, homofobi gibi suçlamalarda, soruşturmayla birlikte yargılamanın KKB tarafından gerçekleştirilecek olması. Bu madde aslında Kadın Komitesi sürecinde gündeme getirdiğimiz, önemli oranda da uyguladığımız bir karar. Ancak uygulama sahamız o dönemde esasta Parti üyelerini kapsayan bir düzeyde değildi. Nitekim bunun için bir konferans ya da kongre kararı gerekiyordu. Ancak yine de bu maddenin anlayış olarak olgunlaşması Kadın Komitesi’nin tartışma ve pratikleriyle sağlanmıştır.

– Bu karar komünist partilerin “bilindik” hiyerarşik işleyişine aykırı değil mi?

– Kesinlikle değil. Ancak çok zorlarsak hiyerarşik yapının daha ileri bir düzeyde yeniden yorumu diyebiliriz belki. Ama biz bu maddeyi kesinlikle hiyerarşık yapıyı bozar mı bozmaz mı üzerinden tartışmadık, bu şekilde bir tartışmayı doğru bulmadık. Eğer hiyerarşik yapı da dahil, bozulması gereken bir şey varsa bozulur, yenisi inşa edilir. Bizim esas tartışmamız, cinsiyet odaklı suçlamalarda, en doğru kararı kimin verebileceği, adaletin en doğru şekilde nasıl sağlanabileceği üzerinedir. Kadın ve LGBTİ+’lara yönelik suçlamalar çok hassas ve özel bir ihtisas alanlarıdır. Üzerinde çalışılmış, deneyimlenmiş yöntemler gerektiren bir uzmanlık alanı. Dolayısıyla, tüm iyi niyetlerine, tüm komünist niteliklerine karşın herkesin tam bir adalet sağlayabileceği, etkin ve adaletli bir soruşturma/yargılama yapabileceği bir alan değildir. Nitekim bu konuda tüm devrimci ve komünist örgütlenmelerde yaşanan haksızlıklar söz konusudur ve bu herkesçe bilinmektedir.

Dolayısıyla bu görevi en iyi yerine getirebilecek olan, bu alanda uzmanlaşmış kadın kadrolara sahip olan kadın örgütlenmesidir, KKB’dir. Soruşturma ve yargılama süreçleri çok zor süreçlerdir. Özellikle de konu kadın ve LGBTİ+’lara yönelik suçlar olduğunda. Tabii çocuk istismarını da bunun içinde görmek gerekir. Zira belli bir fiilin, taciz mi değil mi olduğu konusunda bile net bir tanım yaparak, o tanıma uygun hareket etmek için bu alanda uzlaşmak gerekir. Aynı fiili, bir olay özgülünde taciz olarak nitelendirilebilecekken, başka bir verili durumda bu şekilde tanımlayamayabiliriz. Aynı hareketin bir yerde taciz başka yerde taciz olmaması derken, bu soruşturma sürecinde kadınların doğru yöntemleriyle ortaya çıkarılabilecek bir olgudur. Şunu da söylemeliyim, kadınların önderliğinde geliştirilecek olan adalet sistemi erkekler için de gerçek bir adalete işaret etmektedir.

Çok daha ayrıntılandırılabilir kuşkusuz, ancak bakış açımızı göstermek açısından yeterli olduğunu düşünüyorum. Yani biz meseleye, hiyerarşiyi bozar mı, kim ne der, nasıl düşünür üzerinden değil, adalet üzerinden bakıyoruz. Bir komünist partide adalet fikri, adalet sistemi çökerse, her şey çöker. Kadın, LGBTİ+ ve çocuklar için adaletin olmadığı yerde genel bir adaletten söz edebilir miyiz? Biz etmeyiz. Ancak yine de iddialıyız ki, komünist partinin hiyerarşik düzenini bozacak bir karar da değildir bu.

Diğer bir ekleme, yine kadın ve LGBTİ+’lara yönelik başta cinsel şiddet olmak üzere suçlarda “Kadının beyanı esastır, aksini ispat yükümlülüğü erkeğe aittir” ilkesinin karar altına alınmasıdır. Bu madde tam olarak şu şekilde, “Kadın ve LGBTİ+’lerle ilgili suçlamalarda (cinsel taciz, tecavüz, şiddet, ayrımcılık, homofobi, transfobi vb.) soruşturma ve yargılama KKB tarafından gerçekleştirilir. TKP-ML bu tür soruşturmalarda “kadın beyanı esastır, aksini ispat yükümlülüğü erkeğe aittir” ilkesini kabul eder.”

Bu madde üzerine, Kadın Komitesi’nin kuruluşundan bu yana birçok tartışma yürütüldü, yazılar yazıldı, sorulara yanıt verildi. Ancak ısrarla hala aynı sorulara yanıt vermek zorunda kalıyoruz/bırakılıyoruz. “Artık anlatmaktan yorulduk” deme lüksümüz bulunmuyor elbette. Ancak tüm örgütlü yoldaşlarımız, bu tartışmaları okumalı, anlamaya çalışmalı. Çünkü zaten uzun süredir uyguladığımız bu ilke, özellikle cinsel şiddete ya da cinsiyeti nedeniyle şiddete uğrayan kadın ve LGBTİ+’lar için son derece önemli ve değerli bir soruşturma yöntemi. Bu ilke, tıpkı pozitif ayrımcılıkta olduğu gibi, ezilenden yana bir adalet sistemini uygulamanın bir yöntemidir. Ve üzerine basarak söylemek isterim ki, bir soruşturma yöntemidir, yani bir sonuç değil, doğru sonuca varmak için uygulanan bir yöntemdir. Bunu yaparken de, şiddet beyanında bulunan kadın ve LGBTİ+’ların soruşturma boyunca şiddete uğramasını engelleyen, sözünü değerli kılan, sınıflı sömürücü patriarkal sistem gibi şiddete uğrayan kişinin şiddet sarmalı içinde tekrar tekrar şiddete maruz kalmasının önüne set çeken bir yöntemdir. Bu ilke, şiddetin faili olan erkeği “yargısız infaz” eden, kendini savunma hakkını gasp eden bir ilke değildir. Dediğim gibi, bu çok ayrıntılı ve önemli bir konudur, üç beş cümleyle anlatmak mümkün değil, o nedenle tüm geçmiş tartışmalarımız geriye dönük incelenmeli, bundan sonrakiler için de dikkatle takip edilmelidir.

Şimdi siz sormadan iki noktaya açıklık getireyim. Birincisi bu soruşturmaları yürütecek olan KKB dediğimizde farklı yaklaşımlar da ortaya çıkıyor. KKB, henüz bir örgüt olarak yapısını tam olarak oluşturmamış olsa da, yukarıdan aşağıya örgütlenmiş/örgütlenen bir yapıdır. Yani, soruşturmaların/yargılamaların tüm kadınlar tarafından yapılacağı anlaşılmamalıdır. Soruşturmalar, KKB içinde, bu konuda uzmanlaşmış, eğitim görmüş/görecek, Partili kadınlar tarafından gerçekleştirilecektir. Elbette tüm kadınların ve hatta erkeklerin bu konuda uzmanlaşması, doğru yöntemleri öğrenmesi gerekir, ancak Parti tüzüğü bilindiği gibi Parti üyelerini ve aday üyelerini kapsayan metindir. Parti içine dönüktür yani. Bu noktada yanlış anlamaları ya da bilinçli demogojileri ortadan kaldırmak önemlidir.

İkincisi, bu tür kararların bir komünist partinin tüzüğünde yer almasına gerek olup olmaması meselesidir. Biz ve tabii Kongremiz, tam da adaleti sağlamak için var olan bir örgütlenmenin hükümlerinin açık olması gerektiğini düşündüğümüz için Tüzüğümüzde bu maddelerin var olmasını önemsiyoruz. Yani halk kitlelerine örgütlenme çağrısı yaptığınızda birincisi programınız ikincisi tüzüğünüz sizin aynanız olmaktadır. Bu Parti neye karşı, ne için ve nasıl bir savaş ön görüyor? Ve bu savaşı yürütürken ne tür ilkelere sahip? Bu soruların yanıtı Parti programı ve tüzüğünde bulunmalıdır ki, bizim meselelere nasıl yaklaştığımız görülebilsin.

Diğer yandan, komünist parti dediğimiz şey, içinde bulunduğumuz sınıflı toplumun dışında, ondan azade bir olgu değil. Toplum içinde bütün değer yargıları, kültür, cinsiyet rollerine kadar bunlar komünist partiler içinde de var. Toplumda böyle bir eşitsizlik varsa bunun partiye yansımaması mümkün değil. Doğal olarak ortada bir hukuk var ve hukuk herkese eşit uygulanır demek de doğru değil ya da en hafif söylemle yetmez. Hukuku da, içinde olduğu toplumla birlikte düşünmek lazım. Eşit olmayan iki farklı kesim için tek bir hukuk belirleyemeyiz. Belirlersen bir tarafı mağdur etmiş olursun.

Kadın beyanı esastır meselesi kadın hareketinin en önemi kazanımlarındandır. Bunun olmadığı yerde kadınların içinde bulunduğu örgütün erkek egemenliğine karşı vereceği mücadele sakat kalır. Burada bir toplumsal olgu var.

– Bahsettiğiniz bu kararları, nasıl değerlendiriyorsunuz? Örneğin yeterli buluyor musunuz?

– Yukarıda verdiğim bir yanıtta söylediğim gibi, kadınların binlerce yıllık ezilmişliğinin, sömürüsünün, baskı altına alınmasının yanında, sadece bu da değil, bu ezilmişliğe karşı hayatın her alanında yürüttüğü mücadele ve ödediği bedellerin yanında okyanusta bir damla gibi görünebilir bu değişiklikler ve kadın lehine alınan kararlar. Ancak bu devasa tarihin yanında birincisi Partimiz kırk sekiz yıllık bir partidir, ikincisi bu meseleyle hemhal olmasının tarihi oldukça yenidir. Dolayısıyla yine yukarıda söylediğim gibi, insanlık için küçük, ama bizim için devasa büyük adımlar bunlar. Ve yine tekrar edeyim, bu Kongre’de alınan kararlar, kadın mücadelemizde nitel bir sıçramaya denk düşmektedir. Bu sıçrama, elbette sadece kararlarla olmayacak, bu kararları en iyi şekilde uygulayacak, daha da geliştirecek bir parti gerçekliği ile sağlanacaktır.

Emekçi kadın kitleleriyle, tüm alanlarda birleşebilmeyi, onları komünist parti saflarında örgütlemeyi, savaştırmayı, önderleştirmeyi; kadınların sınıf mücadelesine katılımını daha nitelikli bir hale getirmeyi hedefleyen bir kadın örgütlenmesinin adımlarını atmak başlı başına nitel bir sıçramaya işaret etmektedir.

Ancak, biz komünist kadınlar, tüm cüretimizle söylüyoruz ki; dünyayı istiyoruz. Yani sorunuza cevaben diyorum ki, bu kararlar tabii ki yetmez. Emekçi kadın kitlelerini örgütlerken diğer yandan Komünist Partiyi kadınlaştırmak gibi bir hedefimiz var. Bu kadınlaştırmak kavramı anlaşılıyor herhalde, sadece kadınlardan oluşan bir partiden bahsetmiyoruz. Ezilenin ezileninin gözünden dünyayı yorumlayabilen, bu pencereden politikalar üretebilen, başta parti üyeleri olmak üzere bir bütün komünist partisine sirayet eden doğru bir bakış açısına sahip bir partiden bahsediyoruz. Biz kadınların değil ya da sadece biz kadınların değil, tüm yoldaşlarımızın “bayan değil kadın” diye uyarıda bulunduğu, toplumsal cinsiyet rollerini kavramış ve buna karşı mücadele eden bir komünist partiden bahsediyoruz. LGBTİ+ yoldaşlarımızın sınıf mücadelesi içindeki varlıklarını sürekli vurgulamak zorunda kalmadıkları, sürekli savunma durumunda olmadığı bir komünist partiden bahsediyoruz. Yani evet, kararlarımız bize güç veriyor ama aynı zamanda bu kararlar bizim için yeni bir mücadele sürecinin de önünü açıyor.

Sizin sorularınız içinde var mı bilmiyorum ama, ben bu sorunun altında yanıt vermek isterim ki, LGBTİ+’lara ilişkin Kongre kararlarını kesinlikle yeterli bulmuyoruz. Yani LGBTİ+ gündemi Kongremize ve aldığı kararlara gerektiği şekilde yansımamıştır. Bu konuda, toplumsal cinsiyet ortak paydası altında yollarımız kesiştiği için, sorumluluk esasta biz komünist kadınların omuzlarındaydı. Ancak bu görevimizi yeterince yerine getiremediğimiz açıktır. Ancak hem KKB’nin örgütlenme süreciyle birlikte hem de önümüzdeki dönemdeki oturumlarda bu konuda üzerimize düşen görevleri tamamlamak için bir çalışma içinde olacağız.

– Biraz bahsettiğiniz ama önümüzdeki sürece, planlarınıza dair neler söylemek istersiniz?

– Birincisi sağlam adımlarla yürümenin önemini vurgulamak isterim. Her yürüyüş ilk adımla başlar. Ve bu ilk adımımızı doğru yere, sağlam bir şekilde atmak gerekir. KKB henüz örgütlenmesini bir bütün olarak tamamlamadığı için doğrudan somut planlamalardan bahsetmemiz mümkün değil. Zaten illegal bir yapılanma açısından doğru da değil.

Ancak bu soruya şu şekilde yanıt verebilirim; KKB’nin misyonunu doğru bir şekilde ve ayrıntılı olarak kavramakla işe başlamalıyız. Bunu başta kadın yoldaşlarımız olmak üzere tüm Partinin doğru kavraması gerekir. KKB’nin ikili misyonu var, birincisi emekçi kadın kitlelerini örgütlemek, KKB aracılığıyla Parti ve devrim saflarına kazanmak, kadınların partiye nitelikli katılımını sağlamak. Diğer yandan ise, Parti’nin cinsiyetçilikten arındırılması, adaletli bir yapılanma hale gelmesi için Parti içi mücadeleyi sürekli kılmak, Partinin kadın kitlelerini kucaklayabilecek seviyeye ulaşmasını sağlamak. Bu iki misyona uygun politikalar üretmek, politikaların uygulanmasına öncülük etmek vs.

Partinin tüm kadın çalışmalarının tek bir çatı altında toplanması anlamına da gelen KKB’nin kurulma kararı, aynı zamanda kurumsallaşma açısından da son derece önemli. Bir örgüt kurmakla, kurumsallaşmak bir ve aynı şeyler değildir. Örgüt kurarsınız ama o örgütün kurumsallaşmasını sağlayamazsanız uzun vadeli ve misyonuna uygun bir çalışma yürütemezsiniz. Bu yüzden kurumsallaşma için tüm kadınların emeğine, görüşüne, fikrine, eleştirisine, talebine, iradesine ihtiyacımız var.

Bu ihtiyacı giderebilmek için, yani Partili-Partisiz tüm kadınların akıl ve iradesini birleştirebilecek, ortaya çıkan verileri değerlendirerek KKB ve tabii ki Partinin politikaları haline getirebilecek bir mekanizmayı çok önemsiyoruz. Bunu kadınlardan Partiye, Partiden tüm halka diye formüle edebiliriz. Bu formülasyonu, kapsamı hem katılım hem de içerik açısından değişebilecek konferanslar, kongrelerle, toplantılarla, eğitim çalışmalarıyla uygulamayı planlıyoruz.

Yine KKB’nin kadınlar için bir okul olma esprisi önemlidir. Bu hem öğretmen ve öğrencilerinin kadın olduğu ideolojik, politik, örgütsel ve askeri eğitimlerin yapılacağı akademiler şeklinde olabileceği gibi, inisiyatifi geliştirecek yöntemlerle KKB örgütlülüğünün kendisini bir akademi olarak kurgulamak gerekir. Bu anlamıyla tartıştığımız çeşitli projeler mevcut. Ama tabii, bunlar hem zaman hem de çokça emek isteyen konular.

– Son olarak ne söylemek istersiniz?

– Son sözlerimizi kadınlara çağrıya ayırabiliriz. Emekçi kadın kitlelerinin bu sistemden, bu patriarkal sömürücü sistemden hiçbir çıkarı yoktur. Yaşamlarımızı demir parmaklıklarını görmediğimiz, hatta illüzyon ve manipülasyonla sevdiğimiz bir zindana çeviren bu sistemin bizlere sunabileceği, zindanın duvarlarının kalınlaşmasından başka hiçbir şey bulunmamakta. Kadınlar olarak kurtuluşumuz devrimde ve devrim mücadelesindedir. Bunu gerçekleştirmek için de, Partimiz TKP-ML önderliğinde, Komünist Kadınlar Birliği’ne katılmaya, devrimin öznesi olmaya çağırıyoruz.

İkinci olarak Partinin çeşitli alanlarında örgütlü olan kadınlara seslenmek istiyorum. KKB, bizim öz örgütlülüğümüzdür. Bizi bölen, karşı karşıya getiren, rekabete sürükleyen, maddi bir güç olmamızı engelleyen eril zihniyete karşı KKB’de örgütlenelim. KKB, Meral Yakar’dan Barbaralara, Cahide Karakaş’tan Sefagül Kesginlere ve daha nice yıldızlaşan kadınlara ve de ezilen, sömürülen, yok sayılan, katledilen tüm kadınlara devrim sözümüzün mührüdür… Ve bu sözümüzü tutacağımızdan hiç kimsenin şüphesi olmamalıdır.