Cengiz, Hakan, Özgüç, Size Sözümüz Olsun! Direnişi Büyütecek Komsomolu Güçlendireceğiz!

Cengiz, Hakan, Özgüç, Size Sözümüz Olsun!

Direnişi Büyütecek Komsomolu Güçlendireceğiz!

Yoldaşlar;

Uzunca bir süredir, emperyalist güçler ezilen dünya halklarına karşı baskı, zor ve şiddeti artırmış durumda.

Dünya halklarının üzerine kan emici yarasa gibi çöreklenen emperyalist devletler, pazarlarını genişletebilmek, sömürü çarklarını daha hızlı döndürebilmek için ellerinden geleni tereddütsüz icra etmekteler. Bu sömürü düzenin içerisinde dünya halkları, alınterini yok pahasına satmakta, haksız savaşlarda katledilmekte, dünyanın bir ucundan ötekisine zorla göç ettirilmektedir.

Bir yanda ABD ve etrafında kümelenen diğer yanda ise Rusya etrafında bir araya gelen emperyalist güçlerin çekişmesi derinleşirken, halkların sömürü ve zorbaya, mevcut düzene karşı başkaldırı destanı da büyüyerek gelişmektedir. Emperyalist güç dengeleri arasında sıkıştırılarak, emeği çalınan dünya halkları; özgürlüğü, insanca yaşam ideali için amansız ve keskin bir mücadelenin fitilini 2011 yılında yeniden tutuşturdu.

2011 yılında Tunus’ta tutuşturulan halkların özgürlük mücadelesi, kısa sürede etrafını etkisi altına alarak hızla yayıldı. Kuzey Afrika’da olanca coşkusuyla büyüyen ezilen halkların özgürlük mücadelesi Tunus, Libya ve Mısır’ın ardından Ortadoğu’ya da sıçrayarak tüm bölgede yeni bir dönemi başlatmış oldu.

Nitekim bu gelişmelerin ardından emperyalist güçler değişen dengelerden yararlanarak bölgeyi yeniden dizayn etmeye, halkların kanını kendi damarlarına emmeye odaklandılar. Bunun sonucunda özellikle Suriye, emperyalist devletlerin en büyük kapışma alanı oldu.

Gelişmelerin yumuşak ve düz bir çizgide ilerlemediği Ortadoğu coğrafyasında yaşanan krizin silahsız, savaşsız bir biçimde çözülemeyeceği durumu gerçekliğini hala korumaktadır. Suriye merkezli Ortadoğu’da yaşananlar, bu çatışma ve savaş durumunun uzunca bir süre daha böyle devam edeceğini göstermektedir.

Yoldaşlar;

Geçtiğimiz yıllarda emperyalist güçlerin ve bunlara bağlı yarı-sömürge devletlerin silahlanma ve askeri yatırımlarını hızlandırdığını görebiliyoruz.

Yapılan araştırmalara göre, 2014 yılındaki küresel askeri harcamalar 1.8 trilyon dolara yaklaşmış durumda. Bu harcamalar küresel üretimin yaklaşık yüzde 2,5’ini tüketmektedir. Büyük ölçüde Ortadoğu, Asya ve Afrika bölgelerinde artan silah talebiyle, dünya çapındaki askeri harcamalar, 2015’e kadar yüzde 1,7 artmıştır.

2014 yılında, ABD’nin silah satışlarının yüzde 48’i Asya-Pasifik bölgesine gerçekleştirilmiştir. Bölgedeki orduların harcamaları, 2005 ile 2014 yılları arasında yüzde 62 artarak, 2014 yılında 450 milyar doları bulmuştur.

Ayrıca 2005 ile 2009 yıllarına kıyasla 2010 ile 2014 yılları arasında birçok devletin silah üretimini, ithalatını-ihracatını artırdığı görülmektedir. 2005-2009 ile 2010-2014 dönemlerinde dünya genelinde konvansiyonel silah ihracat hacmi yüzde 16 büyüdü. Bu dönemlerde ABD’nin silah satışı yüzde 23 arttı. Aynı dönemlerde Rusya’nın silah ihracatı yüzde 37 artış gösterdi.

Çin, küresel silah pazarındaki payını, 2005-2009 ile 2010-2014 dönemlerinde yüzde 143 arttırmış ve silahlanma payındaki bu artışla dünya genelindeki silahlanma ve askeri harcamalarda ABD ve Rusya’dan sonra üçüncü olmuştur.

Stockholm Uluslararası Barış Araştırmaları Enstitüsü (SIPRI)’nün 2014 yılı için yaptığı araştırmaya göre bazı devletlerin silahlanmaya ayırdığı bütçe: “Suudi Arabistan 80 milyar dolar; Birleşik Krallık ve Fransa 60’ar milyar dolar; Japonya ve Hindistan 50’şer milyar dolar; Almanya 45 milyar dolar; Güney Kore 35 milyar dolar; Brezilya, İtalya ve İsrail 30’ar milyar dolar; Avustralya, Türkiye ve Birleşik Arap Emirlikleri 25’er milyar dolar”dır.

Ortadoğu’da Kürt Halkı, Kanlı Savaşın İçinde En Kritik Yerde

Sürekli yükselen bir ivme ile silahlanma dünya genelinde artmaktadır. Bir taraftan emperyalistler ve bunların yarı-sömürge bölgelerindeki kukla devletlerde silahlanma durumuna eş ezilen halklara yönelik saldırılar artış gösterirken diğer bir tarafta ezilenlerin mücadelesi de büyümektedir. Özellikle Suriye’de karanlık, gerici çetelere karşı yükselen Kürt ulusunun direnişi halkların umudunu güçlendirmekte, alternatif bir yaşamı yeşertmektedir.

Ortadoğu coğrafyasında etrafı dinci gerici çetelerle ve faşist diktatör rejimlerle çevrili Suriye Kürdistanı’ndaki (Rojava) Kürt kazanımları faşist Türk Devleti’nin de kırmızı çizgileriyle oynamış, dengesini bozmuştur. İlk başta Kobane’de kan-can pahasına elde edilen Kürt kazanımlarına dolaylı ve doğrudan kullanabileceği her yöntemle saldıran Türk devleti ardından Türkiye sahasında da Kürt halkına ve onunla birlikte hareket eden devrimci-ilerici güçlere düşmanlığını yeni düzen savaş konseptiyle göstermiş oldu.

7 Haziran genel seçimi ve bu seçim sonuçları yok sayılarak gidilen 1 Kasım erken seçimleri süreci, ezilenler ve ezenler açısından oldukça keskin bir dönemeç oldu. 7 Haziran genel seçimlerinde farklı kesimlerden ezilenlerin ortak mücadelesi sonucunda egemenlerin ne kadar büyük krizlerle karşılaşabileceğini gördük. Ortadoğu’daki gelişmelerle birlikte, ezilen halkımızın mücadelesi sonucunda hakim sınıfların içerisinde bulunduğu yönetme krizi düşünüldüğünde, Türk Devletinin bilindik geleneksel yöntemlerine baş vuracağı kaçınılmaz olacaktı, nitekim öyle de oldu.

Türk Devleti; bir taraftan Türkiye Kürdistanı’nda Özel Harekat Polisi, Jandarma Özel Harekat, Esadullah Timleri gibi resmi ve kontra tipi tüm askeri gücüyle abluka uygularken diğer bir tarafta da sokağa çıkan, tepkisini gösteren her kesime saldırarak baskı ortamını büyütmüş, yer yer katletme politikasını izlemiştir.

Bu dönemde Türk Devletinin izlediği politika, Suruç ve Ankara saldırılarının da gösterdiği gibi Kürt halkıyla yan yana yürüyen tüm güçleri Kürt halkından ayrıştırmak ve T. Kürdistanı’ndaki yükselen direnişi şiddetle bastırmaktı. T. Kürdistanı’nda binlerce özel harekatçısı ve on binlerce askeri ile “temizleyeceğiz” nidalarıyla operasyon başlatan Türk Devleti girdiği her yerde direniş ile karşılaştı. Türk Devleti, Kürt halkının demokratik, ilerici taleplerinden olan öz yönetim ilan edilen yerler başta, tüm bölgeyi askeri gücü ile kuşatmaya çalışmaktadır.

Başta Cizîr, Nisêbîn, Farqin ve Sur olmak üzere birçok il ve ilçe, devletin en azgın saldırılarına; sokağa çıkma yasaklarına, onlarca Kürt’ün katledilmesine karşın direniş merkezleri haline geldi.

Temmuz ve Aralık ayları içerisinde 200 günü aşkın sokağa çıkma yasağı ilan edilmiş, 100’den fazla kişi devlet güçleri tarafından katledilmiş, şehir ve ilçe merkezleri tanklar ve savaş helikopterleri ile abluka altına alınmış yine buralara havan ve top atışları yapılarak Kürt halkı sindirilmek istenmiştir.

Geleceği Karartılmak İstenen Gençlik

Türkiye Kürdistanı’nda, Kürt halkına ve onun direniş mevzilerine en azgın biçimde saldıran Türk Devleti uyguladığı ablukayı dört bir yanda genişletmiştir. Uygulanan abluka ve saldırı politikaları ile halkın devrimci ilerici güçleri sindirilmeye, Kürt halkıyla güçlenen bağları koparılmaya çalışılmaktadır. Bu dönemde gençlik devletin özel olarak yoğunlaştığı bir alan olmuştur.

7 Haziran seçimleri sonrası üniversite rektörleri, kolluk gücü, valiliklerle sayısız defa görüşülmüş, gençliğe yönelik saldırı planları yapılmıştır. Daha sonra ise yapılan bu planlamalar bir bir yaşama geçirilmeye çalışılmıştır.

Üniversitelerde, ÖGB, resmi kolluk gücü, sivil dinci-gerici faşist güruhlar iş birliği ile devrimci öğrencilere saldırılmıştır. Üniversitelerde, yürüyüş yapmak, ajitasyon propaganda faaliyeti örgütlemek fiili uygulamalarla yasak haline getirilmeye çalışılmıştır. İstanbul Üniversitesi’nde neredeyse yapılan her eyleme kolluk tarafından saldırılmıştır.

Ege Üniversitesi’nde her türlü eylem, demokratik faaliyet yasaklanmış üniversite yarı açık cezaevine çevrilmiştir. Bunların dışında yine Eskişehir Anadolu Üniversitesi, Çukurova, Mersin, Ankara ve birçok üniversite de baskı ortamı derinleştirilmeye çalışmıştır.

Gençliğin devrimci güçleri yapılan bu saldırılarla baskı altında tutulmaya pasifize edilmeye çalışılırken, genç nüfusta sömürü dişlileri arasında ezilmeye çiğnenmeye itilmektedir.

Gençliğin geleceği olmayan iş kollarında emeği sömürülmekte, gençlik; adına serbest zamanlı denilen ve anlamı sınırsız sömürü olan çalışma şartlarında boğulmaktadır. İşsizlik cenderesi altında gençliğin geleceği çalınmak istenmektedir. Gençlik içerisinde işsizlik ile en fazla karşılaşacaklar ise üniversite bitirmiş olanlardır. Genel olarak her 5 gençten 1’i işsiz kalırken bu oran üniversite bitirmiş olanlarda 3 gençten 1’ine çıkmaktadır.

2015 Eylül ayında açıklanan TÜİK verilerine göre 15-24 yaş grubunu içeren genç işsizlik oranı yüzde 18,5’tir.

Çarkın bu şekilde işlemesiyle gemisini yürüten Türkiye İşveren Sendikaları Konfederasyonu (TİSK)’nun anketine göre bile durumun daha da kötü olduğu görülmektedir. TİSK’in yaptığı araştırmaya göre çalışma çağındaki nüfusun yarıdan fazlası kazanç sağlama fırsatından mahrumken yine en büyük işsizlik genç nüfustadır.

TİSK’in verilerinde işsiz sayısı yıllık bazda yüzde 9,4 artarken, yükseköğretim mezunu işsiz sayısındaki artış yüzde 24,7’dir. Üniversite mezunları, Nisan 2014’te işsizlerin yüzde 18,7’sini oluştururken, bu oran Nisan 2015’te 21,3’e çıkmıştır. Aynı dönemler içerisinde yıllık istihdam oranı yüzde 5,7’den 1,7’ye düşmüştür.

Dört Yandan Baskı Altına Alınan Lise Gençliği

Yoldaşlar;

Üniversiteliler için gelecek bir karanlıktan ibaretken liseliler için de durum bundan pek farklı değildir. Liseliler AKP’nin dinci-gerici politikaları ile beraber geleceğini kazanma mücadelesinden uzaklaştırılmak istenmektedir.

4+4+4’ün uygulamaları ile liseliler sermayenin öğütücü dişlilerine daha fazla atılmakta meslek lisesi, öğrencileri staj sömürüsü ile geleceği daha gençliğe attığı ilk adımından itibaren çalınmaya başlanmaktadır.

Geleceği ipotek altına alınmak istenen lise öğrencileri, yaşam çağının özellikleri ile, sistemle henüz bağları güçlü değildir. Sistemden hızlı kopuşlarla, anlık patlamalarla mücadelenin içerisinde azımsanamayacak bir öneme sahiptir. Gezi İsyanı’ndaki aktif rolleri, Berkin Elvan’ın yaşamını yitirdiği ve sonraki süreçlerdeki hareketliliği ile liselilerin bu gerçekliği yeniden kendini göstermiştir.

Liselilerin bu gerçekliği devletin de özel olarak bu alana yoğunlaşmasına neden olmaktadır.

Liselerde AKP kadroları ve kolluk-idare işbirliği ile lise öğrencileri baskı altında tutulmaya çalışılmaktadır. Dinci-gerici müfredata yeni eklemelerle de bu baskı ortamı derinleştirilmeye çalışılmaktadır.

1 Temmuz tarihinde yürürlüğe sokulan yeni yönetmelikle, devrimci, ilerici, sisteme muhalif lise öğrencilerinin her türlü propaganda ve ajitasyon faaliyeti yasaklanmış bulunmaktadır. Yeni lise yönetmeliği ile sosyal medya kullanımı dahi okuldan uzaklaştırılmaya neden olarak gösterilecek hale getirilmiştir.

1 Temmuz 2015 tarihli Ortaöğretim Kurumları Yönetmeliği’nde yapılan değişikliklerle, ders programlarından, kol-kulüp faaliyetlerine buradan sosyal medyanın kullanımına dair her şey değiştirilmiştir. Liselerde ideolojik (devrimci) her türlü faaliyet suç sayılmıştır. Yapılan yeni düzenlemelerle öğrencilerin liselerdeki AKP kadrolarınca yönlendirilmesinin önü daha fazla açılmıştır.

Millî Eğitim Bakanlığı Ortaöğretim Kurumları Yönetmeliğinin “ders seçimi” başlıklı 11’inci maddesinde ders seçiminin “okul imkanlarına bağlı olarak” ibaresi eklenmiş, ders seçme hakkı okul imkanları ile sınırlandırılmıştır. Ayrıca, “grup oluşmaması” halinde öğrencilerin ders seçimleri okul yönetimine bırakılmıştır. Yapılan değişikliklerdeki ders seçimlerinde iki farklı sınırlama ile öğrenciler AKP kadrolarınca seçmeli ancak fiilen zorunlu tekçi din derslerine yönlendirileceğine şüphe yoktur- ki yaşananlarda bunu göstermektedir.

Yönetmeliğin 18. maddesinde “Öğrenci kulüp faaliyetleri, topluma hizmet etkinlikleri, geziler, törenler ile diğer bilimsel, sosyal, kültürel, sanatsal ve sportif etkinlikler öğretmen, öğrenci, veli ve ilgili çevrenin katılımıyla okulda ya da okul müdürlüğünce belirlenen, eğitim ve öğretimin amaçlarına uygun mekânlarda yapılır.

Ancak etkinlikler sırasında öğrencilerin her türlü zararlı alışkanlıklar, olumsuz davranışlar ve aşırılıklardan korunması, israftan kaçınılması için okul yönetimince öğretmenler ve velilerle iş birliği yapılarak gerekli tedbirler alınır” şeklinde değiştirilerek, öğrencilerin sosyal faaliyetleri çeşitli kurum kuruluşlara ya da derneklere örneğin çeşitli dini vakıf ve cemaatlere yönlendirilebilecek hale getirilmiştir.

Yine aynı yönetmeliğin “disiplin cezası gerektiren davranış ve fiiller” bölümünde:

* İzinsiz gösteri, etkinlik ve toplantı düzenlemek, bu tür gösteri, etkinlik ve toplantılara katılmak,”

* Eğitim ve öğretim ortamında; siyasi ve ideolojik amaçlı eylem düzenlemek, başkalarını bu gibi eylemler düzenlemeye kışkırtmak, düzenlenmiş eylemlere katılmak,”

* Bilişim araçları veya sosyal medya yoluyla; bölücü, yıkıcı, ahlak dışı ve şiddeti özendiren sesli, sözlü, yazılı ve görüntülü içerikler oluşturmak, bunları çoğaltmak, yaymak ve ticaretini yapmak” okuldan uzaklaştırma cezalarına bağlanmıştır. Bu yeni uygulamalarla birlikte ileride, geleceksizliğin beklediği lise öğrencilerinin siyasal faaliyet, örgütlenme hakkı elinden alınmaya çalışılarak devlet tarafından lise öğrencilerinin geleceksizliği garantilenmek istenmiştir.

Yükselen Kadın Mücadelesi, Tırmandırılan Kadına Yönelik Şiddet

Yoldaşlar;

Geçtiğimiz yıllar kadınların; kadın bilincini kuşanarak daha fazla özneleştiği, daha fazla sokağa çıktığı, kadınlara biçilen toplumsal rolleri redderek ataerkil düzeni sarstığı yıllar oldu.

Üniversitelerde, çalışma alanlarında, direniş mevzilerinde kadınlar hep en önde direnişin odağında, ilerletici, değiştirici güç oldu. Örgütsüz kadınlar kendi kimliklerini daha fazla sahiplenmeye, kendilerine biçilen toplumsal rollerden bir bir sıyrılmaya başladı. Örgütlü kadınlar, ataerkil düzeni kendi devamı için bir motor güç gibi kullanan kurulu düzenin üzerinden yükseldiği zemini sarsmaya başladı.

Kadınlar cephesindeki bu gelişmelere paralel, sistemin kadınlara yönelik saldırılarında da artış yaşandı. Toplumsal roller her fırsatta hatırlatıldı, yapılan eylemlere, kadın yürüyüşlerine saldırıldı, kadınları katledenler, taciz- tecavüzcü sistemin kirli atık erkekleri, erkek anlayışıyla donatılan mahkemelerde cezasızlandırılarak, kadınlara yönelik her türlü saldırının önü açıldı.

Umut Vakfının yaptığı araştırmaya göre; 2014 yılının ilk 10 ayında 306 kadın, 2015 yılının yine aynı ilk 10 ayında 346 kadın katledilmiştir.

Bunların dışında devlet tarafından bilinçli olarak örgütlenen taciz saldırıları da gerçekleştirilmek istenmektedir. Üniversitelerde kolluk gücü, söz konusu kadın olunca saldırıları da daha fazla iğrençleşmekte, fiziksel şiddet taciz ile karışık gerçekleştirilmektedir.

Kadına Yönelik Şiddete Karşı Mücadele Günü 25 Kasım ve öncesinde kadınların İzmir ve İstanbul ile daha birçok üniversitede örgütlediği yürüyüşlere kolluk gücünün ÖGB işbirliği ile gerçekleştirdiği saldırılar bu minvalde gerçekleşmiştir.

Kadınlara yönelik cinsel şiddet, taciz saldırılarında özellikle AKP’nin hükümet olduğu günden bu yana çok ciddi bir artış yaşanmıştır.

Kadınların özelliklede Gezi İsyanından bu yana Özgecanın katledilmesi döneminde gün yüzüne daha fazla çıkan direnişi ve tepkisiyle, kadınlara yapılan cinsel şiddet saldırıları eskisi gibi kapalı kalmamaktadır. Cinsel saldırılar eskisine oranla daha fazla gün yüzüne çıkartılmakta, bu saldırılara karşı kadınların tepkileri daha fazla örgütlenmektedir. Bunlar şüphesiz büyüyen kadın mücadelesinin ve kadın bilincinin daha fazla kuşanılmasından kaynaklıdır.

Bundan sonra korkması gereken kendini erkek anlayışla korumaya alan devletin kendisidir. Nevin Yıldırım, Çilem Doğan, Ekin Wan’lar bunu garantileyenlerdir.

Gençliğin Kurtuluşu İçin Güçlü Bir Komsomol!

Yoldaşlar

Zorbalık, şiddet, baskı ve saldırı dışında ayakta durabilmekten, devamını sağlayabilmekten başka bir seçeneği olmayan Türk Devleti, geleneksel yöntemlerini devreye sokarak azgınca halkımıza saldırmaktadır.

Başta Kürt halkı olmak üzere azınlık her ulus, inanç ve mezhep baskı altında tutulmaktadır. Üniversite gençliği, liseliler karanlığa çekilmekte; kadınlar, LGBTİ’ler erk-ek anlayışla ezilmekte, yok sayılmaktadır. Tüm bunlara karşı, farklı kesimlerden özneler isyanı yükseltmekte, egemenlerin krizini derinleştirmektedir.

En ufak bir hak talebinde bulunduğunda halkımıza ölüm reva görülmekte, gençlik geleceksizleştirme ve yozlaştırma saldırıları ile boğulmak istenmektedir. Halkımızın nihai olarak kurtuluşu, gençliğin yeni bir yaşamı inşa etme yolunda direnişi büyütmekten örgütlenmekten öte başka bir yolumuz bulunmamaktadır. Bize cehennemi yaşatmak isteyenlere karşı tek seçeneğimiz örgütlenmek ve bu sistemin temellerine yönelmekten geçecektir.

Gençliğin Komünist gücünü daha nitelikli hale getirmekten, gençlik yığınlarını etrafında bir araya getirip özgürlük ve yeni bir yaşamı inşa etmek için seferber etmekten başka bir çaremiz bulunmamaktadır. Buna olan ihtiyacımız her geçen gün daha da fazlalaşmaktadır.

Gençliği, Demokratik Halk Devrimi yolunda özgürlüğe akan kanallarda örgütlemek için bugünkü gerçekliğimizden yola çıkarak, doğru bir perspektif ve politikalarla örgütlülüklerimizi güçlendirmemiz gerekmektedir.

Komsomolumuz özelliklede Gezi isyanından bu yana daha geniş gençlik kitlelerine ulaşmak, onlarla kaynaşmak adına çeşitli kampanyalar örgütlemiş, buna dair yoğun tartışmalar yürütmüştür.

GB’mizin gelişip güçlenmesi, düşmana daha güçlü darbeler indirmesi adına, esastan taliye, basitten karmaşık olana doğru bir yol haritasını izlemektedir. GB’miz geride bıraktığı süreci, komitelerini güçlendirerek, örgütsel yapısını derinleştirerek ele almış, gerilla savaşıyla daha fazla bütünleşmeye yoğunlaşmıştır.

Coğrafyamızda gelişen politik süreçlere yönelik yoğunlaşmasını geliştirmiş, refleks kabiliyetini geliştirmiş ve bunun sonucunda azımsanmayacak bir kitleye de ulaşmıştır.

Gelinen aşamada GB’mizin çevresinde, GB bünyemizde örgütlenmeye aday çok sayıda ilişki açığa çıkmıştır.

Gençliğin Komünist önderliği iddiasını taşıyan Komsomolumuz, kendi örgütlü gücünün yanısıra önemli bir sempatizan ve taraftar ağına sahiptir. Bugün özellikle demokratik alanda geniş bir kesime seslenebilecek bir noktaya gelmiş bulunuyoruz. Ne var ki örgütümüz var olan çevre çeperimizi, ilişki ağımızı ileri taşımada daha güçlü adımlar atmalı, örgütlenmede yoğunlaşmada politikleşmede derinleşmelidir. Bu, örgütsel hacmimizi örgütlemek ve bünyemizi daha istikrarlı bir çizgide ilerletmek için örgütlü her yoldaşımızın daha fazla sorumluluk alması ve bir adım öne atılması gereklidir. Gelinen aşama bize Komsomolu daha fazla büyütme, örgütümüzün niteliğini geliştirme ve bu eksende daha hızlı adımlar atmaya çağırmaktadır.

Örgütsel gerçekliğimizi daha fazla somutlarsak; üyelerimizden daha fazla ileri sempatizanımız, ileri sempatizanlarımızdan çok daha fazla Komsomol’da örgütlenmeye açık taraftar kitlemiz mevcuttur.

İşte “Cengiz, Hakan, Özgüç, Size Sözümüz Olsun! Direnişi Büyütecek Komsomolu Güçlendireceğiz!” şiarlı kampanyamız tam olarak burada önem kazanmaktadır. Bu açıdan kampanyamız, GB’mizin çevre çeperimizdeki ilişkileri Komsomol’da örgütleme, bunu yaparken Komsomol’da bir adım ileri çıkma- üye olmak olarak okunmalıdır.

Komsomol’da bir adım öne atılmak, sınıf mücadelesinin görevlerinden daha fazla sorumluluğu yüklenmek, Komsomolumuzun yönetim ve yöneliminde daha fazla hakka sahip olmaktır. Kampanyamız, her üye, aday üye ve İleri Sempatizan yoldaşımızın ideolojik, politik ve örgütsel olarak gelişmeye odaklandığı, yoğunlaştığı bir süreç olacaktır/olmalıdır!

Kampanyamız örgüt bünyemizin, sınıf mücadelesini kavrayış düzeyini bu bağlamda Komsomolumuza düşen görev ve sorumlulukların ele alınışında bir yoğunlaşmayı amaçlamaktadır.

Kampanyamız, mevcut gerçekliğinden dolayı çevre çeperimizin örgütlü bünyemize dahil edilmesi, GB’nin tanıtılmasına yoğunlaşacaktır. Kampanyanın başlıca amacı budur. Bununla beraber örgütlü yoldaşların daha fazla görev ve sorumluluk alması, GB’mizin politikalarına daha fazla hakim olması, inisiyatif geliştirmesi hedeflerimiz arasındadır. Bu anlamda üyelerimizden başlayarak, aday üye ve İleri Sempatizan’larımızın daha hızlı gelişmesi, gelişirken geliştirmesi perspektifiyle hareket edeceğiz.

Kampanyamız bugün açısından örgütsel gerçekliğimizde kritik önemdeki bu iki halka da gelişimimize hizmet edecektir.

Kampanyamızı Nasıl Örgütleyeceğiz?

Yoldaşlar

Esas olarak örgütlenme kampanyası olarak tarif ettiğimiz bu süreci bir bütün olarak örgütümüzün niteliğini yükseltme hedefiyle ele alacağız/almalıyız!

Örgütlenme kampanyamız, fiili olarak ocak ayında başlayıp Haziran ayında bitecek bir şekilde 6 aylık bir süreci kapsamaktadır.

Bu 6 aylık süreç esas olarak ikiye bölünerek ilerletilecektir. Kampanyamızın ilk dönemini kapsayan ilk üç aylık süreçte örgütümüz kampanyaya hazırlanacak, bu kapsamda gerekli okumalar yapılacak, kampanyamızın içeriği ve hedeflerinin bulunduğu bir Komünist Gençlik Özel Sayısı (18) yayımlanacaktır. Kampanyamıza özgüllenen bu özel sayı örgütlü bünyemize dahil olan yoldaşlarımızla GB’mizi, onun amaç ve hedeflerini, ilkelerini anlatmayı amaçlayacaktır.

Aynı dönemde üyelik başvuru ve talepleri ile kimi yoldaşlarımızın üyelik süreçleri başlatılacak, Komsomol tarzı çalışmayı hayata geçirdiğimiz kimi yoldaşlarımızın ise Komsomol ile organik bağı sağlanacaktır.

Kampanyamızı Dersim Şahverdi’de şehit düşen Cengiz (Ünal), Hakan (Yurdal) ve Özgüç (Sefkan) yoldaşlara atfen gerçekleştireceğiz. Özellikle Cengiz yoldaş 15 yıllık örgütlü yaşamının neredeyse 14 yılını gençlik faaliyeti içinde sürdürmüş, GB’miz MK üyesi olarak görev ve sorumluluklar almış, arkasında zengin deneyimler bırakan bir yoldaşımızdır.

Hakan yoldaşta devrimci mücadeleye gençlik mücadelesiyle başlamış ve özverisi, çalışkanlığı ve militanlığı ile GB’mizin gelişmesinde çok değerli katkıları olmuştur. Özgüç yoldaş ilkin demokratik alanda gençlik faaliyetimiz ile ilişkilenmiş devamında, GB’mizin önderliğinde partimizin işçi faaliyetinde görevlendirilmiştir.

Özgüç yoldaş enerjisi, sıcaklığı ve dinamizmi, geniş kitlelerle bağ kurmadaki yetenekleri ve özellikle de düşmana olan kini, düşman karşısındaki militan duruşu ile mücadelenin gelişimine katkılar sunan bir yoldaştı.

Kampanyamıza şehit düşen üç yoldaşımızın anıları, örnek alacağımız özellikleri ve bizlere bıraktıkları eşlik edecektir. Kampanyamızın somut hedeflerinden biri şehit düşen yoldaşlarımızın boşalan mevzilerinin doldurulması ve silahlarının kuşanılması olacaktır.

Kampanyamızın ilk aşamasında Komsomol’da ilerletmeyi hedeflediğimiz yoldaşlarımızla çeşitli konularda yazı görevleri verilecek ve bu yazılar kampanyamızın ilk aşamasının sonunda teslim alınacaktır.

Yoldaşlar, yoğunlaştıkları konulara dair yaptıkları araştırma ve incelemeler üzerinden makaleler kaleme alacak bunların toplamından KG 86 çıkarılacaktır.

Kampanyamızın ilk dönemi ağırlıklı olarak örgütlediğimiz yoldaşların ideolojik, politik gelişimine yoğunlaşma, GB’mizi tanıtma etrafında şekillenecektir. Daha doğrusu ağırlık vereceğimiz yan bu olacaktır. Elbette bu süre içinde gelişen sürece GB’mizden doğru tepki verme, düşmandan hesap sormaya dönük eylemlerin örgütlenmesi de hedeflerimiz arasındadır.

Bu dönemi her alanda nasıl ele alacağımızı alan komitelerimizde tartışmak ve alana ilişkin yol haritasını buradan doğru belirlemek doğru olacaktır.

Kampanyamızın ilk aşaması gerçekleştireceğimiz bölgesel kamplarla sonlandırılacaktır. Bu kamplarda Komsomolumuza dair bütünlüklü bir tartışma, kampanyamızın içeriği ve Komsomolun askeri yönü ve gerilla mücadelesine dair somut tartışmalar yürütülecektir.

Kampanyamızın ikinci aşaması ise daha çok pratik olarak hareketli olacağımız bir dönem olacaktır. Bu dönemde amacımız, Komsomolda örgütlenen yoldaşlarımızla birlikte Komsomol’dan doğru pratik çalışmalar örgütlemektir. Bu çalışmalarda askeri pratiklere ve Komsomol propagandasına da yer verilecektir.

Bu üç aylık dönemde yazılama, sticker, pankart asma vb. pratiklerle propagandaya ve Komsomolun illegal çalışma tarzını öğrenmeye ağırlık verilecektir. Ayrıca bu üç aylık 8 Mart, 12 Mart, 16 Mart, 21 Mart, 24 Nisan, 1 Mayıs, 18 Mayıs gibi takvimsel eylemlilikleri de içerisine alan bir dönemdir. Bu açıdan kitlesel eylemler içerisinde Komsomol kimliğimizle dahil olmak, çatışmalı eylemlere Komsomol’dan doğru hazırlık yapmak hedeflerimiz arasındadır. Bu üç aylık sürecin sonunda örgütlemeyi planladığımız yoldaşlarımızla görüşmelerimiz sonuçlandırılmış ve aday üyelik süreçleri başlatılan yoldaşlarımızın üyelikleri değerlendirilerek kararlaştırılmış olacaktır.

İdeolojik, Politik Düzeyimizi Yükseltelim!

Yoldaşlar;

Kampanyamızın hedeflerinden biri de Komsomol’da örgütlü yoldaşlarımızın teorik birikimini derinleştirmek, ideolojik ve politik niteliğini yükseltmektir. Komsomolu oluşturan öznelerin, teorik, ideolojik, politik niteliğini zenginleştirmek, Komsomolumuzun daha doğru bir rotada, daha hızlı bir seviyede yol almasının önünü açacaktır. Yoldaşlar, güçlü bir örgüt yaratmak için tek yanlı bir gelişim durumundan ziyade çok yönlü ve nitelikli bir gelişim hedeflemekteyiz. Bunun içinde siyasal çalışmalarımıza daha fazla ağırlık vermemiz gerektiği açıktır.

Bu kapsamda 6 aylık sürece yaydığımız bir okuma programımız mevcuttur. Çeşitli konularda ve örgüt gerçekliğimiz göz önünde bulundurarak oluşturduğumuz okuma programını ek olarak sunacağız. Bu okuma programının içerisinde MLM eserler, felsefe, ulusal sorun, kadın sorunu ve Türkiye ve dünya devrim tarihini konu edinen romanlardan bulunmaktadır.

Düzenli ve disiplinli bir program dahilinde her dönem açısından üçer teorik dörder roman olmak üzere bir okuma programı çıkarılmıştır. Söz konusu okuma programı tüm GB bünyemizi kapsamaktadır ve kampanya boyunca okunmalıdır. Buna ek olarak kimi kitap ve romanların okunmuş olabileceğinden hareketle okuma yelpazesini genişletmek doğru olacaktır. Bu kapsamda yine her dönem açısından geçerli olacak şekilde dörder teorik, altışar roman olmak üzere toplamda 8 teorik 12 roman belirlenmiştir.

Bunun yanı sıra Komsomol ve Parti tarihimizi de daha iyi inceleme ve öğrenmeye ihtiyacımızın olduğu da kendisini göstermektedir. Bu süre içerisinde Komsomolumuzun ve Partimizin içerisinden geçtiği dönemlere dair okumalar ve tartışmalar Komsomol komite ve bileşenlerimizde gerçekleştirilerek bu ihtiyacımız giderilebilir.

Kampanya Boyunca Okunacak Kitaplar

Herkesin okuması gerekenler;

Teorik:

1- Ne Yapmalı? (Sol Yayınları, Evrensel Basım Yayın, İnter Yayınları, Agora Kitaplığı)

2-Devlet ve Devrim (Bilim ve Sosyalizm Yayınları, İnter Yayınları, Agora Kitaplığı)- E m p e r y a l i z m, Kapitalizmin En Yüksek Aşaması (Sol Yayınları, İnter Yayınları, Evrensel Basım Yayın, Agora Kitaplığı)

3-Başkan Mao’nun Felsefe Yazıları (Patika Yayınları)

4-Marksizm ve Ulusal Sorun ve Sömürgeler Sorunu (Evrensel-Sol Yayınları)

5-Alexander Kollantain: Toplumsal gelişmede kadının konumu

6-Başkan Mao, cilt 1: Çin Devrimci savaşında Strateji Sorunları

Roman:

1-Kavganın Şafağı (İvan Popol)

2-Portakal Ağacında Oturan Kadın (Ceylan Yayınları)

3-Satranç-Aram Yayınları

4-Sabah Tufanı-Berfin Yayınları

5-Kızıl Kayalar- Berfin Yayınları

6-Yarın Bizimdir Yoldaşlar-Yar Yayınları

7-Adressiz Sorgular

8-Adanmış Bir Ömür Clara Zetkin (Akademi Yayınları)

Önerilenler;

Teorik:

1-Alexander Kollantain: Toplumsal gelişmede kadının konumu

2- Bir Adım İleri, İki Adım Geri (Sol Yayınları, İnter Yayınları)

3-Proletarya Partisinin Din Konusundaki Tutumu (İnter Yayınları)

4-Başkan Mao cilt-2; Yeni Demokrasi Üzerine

5-Fransa’da Sınıf Savaşımları 1848–1850, (Neue Rheinesche,1850, Sol Yayınları, Yazılama Yay.)

6-Ailenin Özel Mülkiyetin ve Devletin Kökeni, (1884), Sol Yayınları, İnter Yay., Alter Yay.)

7-Felsefenin Başlangıç İlkeleri (Politzer)

8- Clara Zetkin-Seçme Yazılar, Nota Bene Yayınları

Romanlar:

1-Sabırsızlık Zamanı (Yar Yayınları)

2-Kapetanios: Yunan İç Savaşı 1943-1949 (Belge Yayınları)

3-Akçasazın Ağaları (Yaşar Kemal)

4-Güven-Vedat Türkali

5-Vatandaş Abuzer- (Evrensel yayınları-Yücel Sarpdere)

6-Kazanacağımız Günler İçindi (Umut Yayımcılık)

7-Kürt İsyanları- Ahmet Kahraman (Evrensel Yayınları)

8-Diclenin Sesi; 1-2 (Metis yayınları)

9-Paramazlar- Beyazıt’ta 20 Darağacı

10-Lenin-Nisan Yayımcılık

11-Komünün Asi Kadınları (Yordam Yayınları)

12-Nazım Hikmet: Benerci Kendini Niçin Öldürdü? (1932), Simavne Kadısıoğlu Şeyh Bedrettin Destanı (1936)

Pratik İçerisinde Örgütlenelim

İçerisinde bulunduğumuz örgütlenme kampanyamız, en somut haliyle pratiğimizde yaşam bulduğu oranda başarılı sayılabilecektir.

Yakın dönem pratiklerimizde bize göstermiştir ki, Komsomol tarzı illegal çalışma pratikte yaşam bulduğu oranda örgütlenme düzeyimizde artmaktadır. Komsomol’da örgütlenme kampanyamız boyunca örgütümüz için hayati önemde olan illegal çalışma ilkelerini, disiplinini hayata geçirmemiz ve karakter haline getirerek bu anlayışı kazanmamız gerekmektedir.

Bu açıdan hali hazırda son dönemde de ağırlık verdiğimiz illegal randevular, kapalı toplantılar meselesinde yoğunlaşmamız ve komsomolumuzu buralardan doğru örgütleme alışkanlığını edinmeliyiz.

İllegal randevu ve toplantıların yanı sıra sıra kendi gücümüz oranında gerçekleştireceğimiz askeri pratiklerde üzerinde önemle duracağımız meselelerdendir. Bugün Komosolumuzun, geçtiğimiz sürece göre kendini daha fazla görünür kılan, kendisini eylemlerde daha fazla ifade edebilen ve refleks göstermede daha başarılı bir profili vardır. Amacımız kampanyamız boyunca bu eylemlerimizin ve yönelimimizin niteliğini artırmaktır.

Yukarıda da bahsettiğimiz gibi kampanyamızın ikinci aşaması daha çok pratiğe yönelik olacaktır. Bu süre zarfında Komsomolumuzun çalışma tarzını öğrenmeye ve geliştirmeye yönelik eylemlerimiz olacaktır.

Şahverdi Şehitlerinin Mevzileri Boş Kalmayacaktır!

Yoldaşlar;

Komsomolumuz siyasallaşmış ve askerileşmiş bir örgütlenmedir. Komsomolumuzun bu çizgisinin gereği, onu savaş içerisinde örgütlemek, yetkinleştirmektir.

Bu açıdan Komsomolumuzu, ülkemiz gerçekliğinde gerilla mücadelesine daha paralel ve yakın hale getirmemiz gerekliliği açıktır. Gerilla alanımızın somut gerçekliğine daha fazla hakim, gerilla alanımızın ihtiyaçlarına daha fazla yanıt olabilecek bir Komsomol örgütleme anlayışıyla hareket etmemiz gerekmektedir.

Cengiz, Hakan ve Özgüç yoldaşlarımız, Komsomolumuzun bu anlayışının en somut örnekleridir. Şahverdi’de halkımızın özgürlüğü ve kurtuluşu için ölümsüzleşen yoldaşlarımız, Komsomolumuzun ve partimizin özverili ve yiğit savaşçılarının yaşamları ve direnişleri bize örnektir.

Başta Şahverdi şehitlerimiz olmak üzere, yüzlerce Parti şehidimize sözümüz, şehit yoldaşlarımızdan bize kalan mevzileri doldurmak olacaktır.

Kampanyamızın hedefleri içerisinde Komsomolumuzun savaş çizgisini güçlendirme ve halk ordusu TİKKO saflarında şehit düşen yoldaşlarımızın yerlerini doldurmak vardır.

Yoldaşlar size sözümüz olsun, başta Kürt halkı olmak üzere, halkımıza yönelen her türlü faşist saldırı güçlü bir Komsomol örgütlülüğü yaratarak bertaraf edeceğiz. Halkımızın bugün kuşanmış olduğu direnişe layık ve ondan beslenerek Komsomolumuzu büyüteceğiz. Halkımızın özgürlük isyanını büyütmek için bir adım öne atılacağız!

Komsomol Genç Kadınların Komünist Örgütüdür!

Komsomolumuz halk gençliğinin Komünist öncüsüdür. Bu öncü misyonu Komsomolumuza halk gençiliğinin bütün kesimlerini örgütleme, DHD için Parti saflarına hazırlama sorumluluğu yüklemektedir. Halk gençliğinin öncü gücü olmak demek gençliğin bütün kesimlerini örgütlemek dedik. Bu misyon Komsomolumuza halk gençliğinin çeşitli kesimlerinin özgün yanlarından doğru örgütlenmesi görevini yükler. Bu bağlamda halk gençliğinin önemli dinamiklerinden biri olan genç kadınları örgütleme sorumluluğu da Komsomolumuzun misyonu kapsamında temel görevlerinden biridir.

Komsomolumuz uzun zamandır genç kadınları örgütlemek için çeşitli tartışmalar yürütmekte ve bu kapsamda politikalar açığa çıkarmaktadır. Bu politikaların açığa çıkmasında, kadın çalışması kapsamında GB’mizin hedeflerine ulaşmasında elbette birtakım sıkıntılar açığa çıkmaktadır. Bu sıkıntıların olması; GB’mizin 20 yılı aşkın mücadele deneyiminde, kadın çalışmasını halk gençliğini örgütleme hedefinde koyduğu yerle doğrudan ilgilidir.

Uzun yıllar sınıf mücadelesinin bir öznesi olarak GB’miz; kadın çalışmasına gerektiği önemi vermekte, genç kadın kitlelerinin Komsomol saflarında örgütlenmesi için uygun bir yönelim içinde olamamıştır. Elbette bu durum tek başına Komsomolumuzla ilgili bir durum değildir. Ülkemizde devrimci hareketin bütününün kadın sorununu tanımlamakta, kadın çalışmasını ele alışında problemli bir anlayış hakimdir. Elbette devrimci hareketin bir parçası olan Partimizin de bu durumdan etkilenmemiş olması düşünülemez.

Devrimci harekete hakim olan erkek egemen anlayışın Partimizde de yansımaları vardır. Mevcut erkek egemen anlayışla kadın sorununu doğru tanımlamak, sınıf mücadelesinde doğru noktada konumlandırmak ve buna paralel bir kadın çalışması örgütlemek tarihsel açıdan mümkün olmamıştır.  Partimizin mücadele birikiminin önemli bir tarihsel kesitinin öznesi olan Komsomolumuzda da kadın çalışmasında hakim olan anlayış aynıdır.

Partimizin 8. Konferans yönelimiyle birlikte Komsomolumuz da kadın çalışmasına dair daha kapsamlı tartışmalar yürütmüştür. GB’miz Partimizin yöneliminin bir parçası olarak belli olumlu adımlar atmıştır.

GB’miz 3. Kongresiyle birlikte genç kadınların örgütlenmesi için daha somut bir yönelim açığa çıkmıştır. Kadın sorununun tanımlanması sınıfsal kurtuluşla erkek egemenliğinden kurtuluş arasındaki ilişki üzerinden kadın çalışmasının özgünleşmesi gerekliliği daha somut ortaya konmuştur. 3. Kongre kararlarında erkek egemenliğine karşı mücadele “Kadınlara dair politikalarımızda sınıfsal kurtuluşla erkek egemenliğinden kurtuluş arasındaki karşılıklı ilişkiye özel önem vermek ve erkek-egemen yapıya karşı politikalara ağırlık vermek gereklidir” şeklinde ifade edilmiştir.

5 yılı aşkın bir süredir Partimizin bütününde daha kapsamlı bir ele alış hakimdir. Buradan hareketle Parti ve Komsomol örgütlülüğümüzde kadın çalışmaları kapsamında tartışmalar yürütülmesiyle birlikte, kadın örgütlenmesi için Partimizden başlayarak X’e kadar mekanizmalar yaratılmıştır.

Bu mekanizmalardan doğru kadın çalışmaları kapsamında işlettiğimiz örgütlenmelerle birlikte günümüze kadar çeşitli çalışmalar örgütlendi.

Buradan hareketle GB’mizin misyonu doğrultusunda genç kadın kitlelerinin örgütlenmesi ve beraberinde Komsomol, X örgütlenmelerinde kadın yoldaşların daha fazla insiyatifleşmesi, önderleşmesi yolunda, belirli tıkanıklıklar ve eksikliklerle birlikte, çeşitli alanlar açılarak kadın çalışmalarımızda kurumsallaşması yolunda adımlar atılmıştır.

Komsomol Erkek Egemenliğine Karşı Mücadele Eder!

Komsomolumuz erkek egemenliğine karşı mücadeleyi iki yönlü ele alır. Birincisi erkek egemen devletin kadın üzerinde kurduğu tahakküme karşı mücadeledir. Diğer yönünü ise erkek egemen anlayışın GB içindeki yansımalarına karşı mücadele oluşturur.

Her iki yön arasında esas olarak bir fark yoktur. Her ikisi de erkek egemen sistemin farklı alanlara yansımalarıdır. Öz olarak Komsomolumuz verdiği mücadele erkek egemen sistemin yok edilmesi içindir. Ancak bu anlayışın yansımaları bizde de mevcuttur. Komsomolumuz bununla da mücadeleyi yürütmektedir. Komsomolumuz burada farkı, mücadele yöntemlerinden doğru koymaktadır. Bizim açımızdan bu fark hedeflerimiz paralelinde belirlenmektedir.

Sınıf mücadelesine paralel olarak erkek egemen sistemi yıkma hedefli, kendi zaaf ve çelişkilerimizi ortadan kaldırmaya paralel olarak da GB’ye sirayet eden erkek egemen anlayışı değiştirmeyi hedefliyoruz.

GB’nin sınıf mücadelesi içerisinde erkek egemen devlete karşı yürüttüğü mücadeleyle birlikte Komsomol ve X örgütlülüğü içerisinde hakim olan ataerkil anlayışla mücadeleyi esas alır.

“Bir kongre, kadınların romanlarda olduğu gibi incelikle göz kamaştırmaları gereken bir salon değildir. Kongre bir savaşım yeridir. Orada devrimci uygulama bilgileri uğruna savaşırız. Savaşabildiğinizi gösterin! Önce elbette düşmanlarla, ama, gerekli ise, parti içinde de.”

Lenin’den yaptığımız bu alıntı erkek egemenliğine karşı mücadelenin Komünist saflarda da yürütülmesi gerektiğine dikkat çeken bir vurgudur. Bu mücadele Komsomol içindeki cinsiyetçi yaklaşımları, ataerkiyi hedef alan bir mücadeledir. Buradan hareketle cinsiyetçi yaklaşımlar, erkek egemen anlayış ortadan kalkacak ve Komsomolun politikaları kadın bakış açısıyla şekillenecektir. Bu bakış açısıyla birlikte Komsomol genç kadın kitlelerinin örgütleneceği, sisteme karşı mücadele edeceği bir alan haline gelecektir.

Buradan hareketle Komsomolumuzun ataerkiye karşı mücadelede attığı ilk adımlardan biri kadın yüzünü oluşturmak için kadın yoldaşların insiyatif aldığı alanlar yaratarak, buralarda kadınların öncülük ettiği çalışmalarla genç kadın politikalarımızı açığa çıkarmak olmuştur.

Genç kadın politikaları üreteceğimiz özgün çalışmalar örgütleyerek, kadınların insiyatif alacakları, kadın kadroları açığa çıkaracak, önderleşmelerinin önünü açacak bir yönelimle hareket etmekteyiz.

GB’miz bu yönelimini 3. Kongrede “Öncelikle kadın yoldaşların partilileşmesi ve önderleşmesi için özel bir çabaya ihtiyaç vardır. Komsomolumuz bu ihtiyacı gidermeye özel bir önem verecek attığı adımları büyütecek, süreklileştirecek, merkezileştirecektir” şeklinde ifade etmiştir.

Genç Kadınlar Komsomol Saflarına!

Komsomolumuz kadınların örgütlenmesi meselesini kadınların özgünlüklerinden doğru ele alır.

Halk gençliğinin bütün kesimlerini, sistemin yönelttiği saldırıların yarattığı çelişkileri esas alarak örgütleme yönelimi, Komsomolumuza genç kadınlara yönelen özgün saldırıların, sistemle yarattığı çelişkileri doğru tespit ederek gerekli araçlar yaratarak genç kadınların örgütleneceği kanallar yaratma sorumluluğu da yüklemektedir. Kadınların örgütlenmesi için göz önünde bulundurmamız gereken özgün yanlar dediğimiz; kadının ezileninde ezileni olması durumu kadın çalışmasında Komsomolumuz için çıkış noktasını işaret etmektedir. Clara Zetkin, Komünist Enternasyonal’in 4. Kongresinde yaptığı konuşmasında, erkek egemen sistemin kadına yönelttiği saldırıların kadınlarda yarattığı etkiyi “Geniş kadın kitlelerinin, bugün de özel toplumsal koşullarda yaşadıkları ve çalıştıkları şeklindeki tarihsel gerçeği geçiştiremeyiz. Kadın cinsiyetinin toplumdaki özel konumunun, özel bir kadın psikolojisi yarattığı tarihi gerçeğini de geçiştiremeyiz. Doğa tarafından cinsiyet olarak verilenle, toplumsal kurumlar ve koşullar tarafından yaratılan, birbirine bağlanmaktadır. Nasıl ki somut yaşam koşullarından dolayı küçük köylü kitlelerinin özel psikolojisini hesaba katmak zorundaysak, aynı şekilde en geniş kadın kitlelerinin psikolojisini de hesaba katmak zorundayız…” sözleriyle ifade etmiştir.

Bu durum kadınlar için özgün çalışma alanları yaratılmasını koşullamıştır. Buradan hareketle Komsomolumuz kadın çalışmasını erkek egemen anlayışlardan ve alanlardan tamamen ayırmayı esas alır.

Kadın alanları yaratarak, kadın sorununun öznesi olan kadınlarla birlikte yürüttüğümüz kadın çalışmalarında erkek egemenliğinden uzaklaştığımız platformlarda kadın iradesini özgürleştirmekteyiz.

Kadın yoldaşların öncülüğünde ve özgünlüğü ile yürütülen genç kadın çalışmalarımız, karma bir örgütlenme olan Komsomolun bütünü için bir sorumluluk teşkil etmektedir. Kadın çalışmalarımızı kadın iradesi ile yürütürken, karma olan Komsomol örgütlülüğümüzdeki sorumluluk payını da es geçemeyiz. Komsomol örgütlülüğümüzde kadın çalışmaları kadın yoldaşların insiyatif ve iradesiyle yürütülürken, kadın çalışmalarımızdaki politikalardan bir bütün Komsomol örgütlenmemiz sorumludur.

Komsomol örgütlülüğümüzün bütünü kadın sorununu kavrama, erkek egemen ideoloji ile mücadele etme iddiasını tıpkı, faşizme ve şovenizme karşı yürüttüğü mücadele kadar esas almalı, bu sorunun çözümü salt kadın yoldaşlara yüklenmemelidir. Elbetteki GB’nin bütünün kadın bakış açısını geliştirmesi için kadın yoldaşların desteğine ihtiyacı vardır, fakat bu destek erkek yoldaşları beklemeci bir pozisyonda bırakmaktadır. Buradan hareketle erkek yoldaşların komünist devrimci kimliğinin bir zorunluluğu olarak içlerinde barındırdıkları erkek egemenlikle mücadele etmeyi her yoldaş için görev olarak görüyoruz.

Kadınlar Komsomol Mekanizmalarında Güçleniyor!

3. Kongre kararları arasında yer alan “Yine, yalnız, kadınların katıldığı toplantı, eylem, etkinlik düzenlemek reddedilmemelidir” cümlesinde ifade edilen düşünce bugünkü tartışmalarımız gerisinde kalmaktadır.

Çünkü 3. Kongremizin üzerinden geçen zaman aralığında yaptığımız çalışmalardan çıkardığımız ders ve deneyimler; yalnız kadınların yaptığı/katıldığı eylem, etkinlik, toplantıların reddedilmemesinin ötesinde kadın bilincinin bu anlayışla geliştiğini göstermektedir.

Bu yüzden bugün kadın çalışmalarının sadece kadınlar tarafından, kadınlardan oluşan mekanizmalarla yürütülmesini esas alıyoruz.

“…Alanlara özellikle kadın sorunu bağlamında müdahale edebilen, kadın çalışmalarına önderlik eden, GB önderliğine bağlı özgün bir örgütlenmeye gidilmesi gerekmektedir. Böylesi bir örgütlenmenin oluşması evresinde ve oluştuktan sonra da her bir alan ve yönetici komitemizin toplantı gündemlerinde kadınların örgütlenmesine özel bir yer ayırıp planlar yapması gereklidir. Her komitemiz kendi alanı içerisindeki koşullar ve hedefler bağlamında kadın çalışmalarına özgülenmiş alt komiteler kurulması konusunu da gündemleştirecektir.” 3. Kongre kararlarından yaptığımız bu alıntı kadın çalışması ve kadınların örgütlenmesi için açmamız gereken alanlara dair önemli bir vurgudur.

Bu konuda kongre kararları hedefleri işaret etmektedir. Bu kararların güncel sürecimizle birlikte nasıl somutlandığınıda görmeliyiz. GB’miz her komitesinde kadın gündemini daha örgütlü tartışmayı esas alarak hareket etmektedir.

Komsomol kadın çalışması kapsamında geliştirdiği birçok yaklaşımımız aynı zamanda pratik deneyimlerin açığa çıkardığı ders ve deneyimlerden doğru geliştirmiştir.

Pozitif ayrımcılık, kadına yönelen cinsel şiddet karşısında “kadın beyanı esastır; aksini ispatlama yükümlülüğü erkeğe aittir” ilkesi, kadın kotası uygulaması gibi konularda birçok tartışma yürütmüştür.

Bu tartışmaların sonucunda bu meselelerin birçoğu bugün açısından pratik olarak uygulanmaya çalışılmaktadır. Ve demokratik alandan doğru da bu konularda birçok adım atılmıştır.

Halk Gençliğinin Komünist Örgütü: Komsomol

Partimizin kuruluşuyla birlikte TMLGB örgütlülüğümüz Partinin yan örgütü olarak kurulmuştur.

Partimizin aldığı ilk taktik yenilgiden sonra inşası ertelenen GB’mizin 1987 yılında kuruluş çalışmalarına başlanmıştır. Yoğun bir hazırlık sürecinin ardından 23 Kasım 1992 yılında GB’miz kuruluş kongresi ile kuruluşunu ilan etmiştir. Olumluluk ve olumsuzluklarıyla Partimizin 40 yılı aşkın mücadele deneyiminin açığa çıkardığı birikime, 20 yılı aşkın bir gençlik çalışmasının deneyimlerini eklemiştir. GB’miz Partimizin önderliğinde, onun çizdiği perspektifle örgütlenmiş, açığa çıkardığı birikimi de bu şekilde var etmiştir.

GB’miz birinci kongreden sonra toplumsal muhalefetin gelişmesiyle beraber geniş kitlelere ulaşmış ciddi bir kitleyi harekete geçirebilecek bir niteliğe ulaşmıştır. 90’lı yılların başlarından, toplumsal muhalefetin iniş ve çıkışlarına paralel GB’miz önemli bir deneyim biriktirerek 2004 yılında 2. Kongresini gerçekleştirmiştir. Kongreden sonra sınıf mücadelesine daha güçlü müdahalelerde bulunan GB’miz 3. Kongresini 2011’de düzenlemiştir. GB’miz bu süre içinde çok sayıda yoldaşını düşmanla kıyasıya yürütülen savaşta sonsuzluğa uğurlamıştır.

GB’mizin inşasına Partimizin perspektifiyle İsmail Oral, Tuncay Çarıkcıoğlu ve Mehmet Ali Çakıroğlu yoldaşlar önderlik etmiştir. Bu yoldaşlar Partimizin yaptığı görevlendirme ile GB’mizi inşa etme görevini üslenmişlerdir. Yoldaşların GB’mizin örgütlenmesi sorumluluğunu yüklendikleri süreci, GB’mizin inşasının hızlandığı bir dönem olarak değerlendirmekteyiz. Yoğun hazırlık sürecinin ardından birinci kongresi ile Komsomolumuz kuruluşunu ilan etmiştir.

Komsomolumuz kuruluşundan bu yana Partimizin kendisine biçtiği misyona uygun biçimde konumlanma çabası içerisinde olmuştur. Sınıf mücadelesinin gençliğe yüklediği görevleri yerine getirmesi için halk gençliğine önderlik etme perspektifi ile hareket etmiştir.

Partimiz GB’mizin örgütlenmesine büyük önem vermektedir. Bu tarihimizin hiçbir aşamasında değişmemiştir. GB’de Partimizin kendisine atfettiği öneme layık olma ısrarından vazgeçmemiştir. Kuruluşundan bugüne GB’miz Partiye tam bir bağlılık içerisinde faaliyet yürütmüştür. Komsomolumuzun kuruluşuna önderlik eden yoldaşlardan bu yana, onlarca yoldaş Komsomolumuzda üslendikleri görevlerin ardından Partimizin çeşitli alanlarında çalışmıştır.

Aralarında şehit düşen yoldaşlarında olduğu çok sayıda savaşçı, militan, kadro ve önder çıkartmıştır. Ordumuz saflarında ölümsüzleşen Şahverdi şehitleri de bunun son örneği olmuştur. Yoldaşlar Komsomol saflarında örgütlenmiş, Partimizin çağrılarına ve ihtiyaçlarına kulak vererek ordumuza katılmışlardır.

A) Komsomol hangi ihtiyacın ürünü olarak açığa çıkmıştır?

Sınıf mücadelesi içinde her örgütlenme bir ihtiyacın ürünü olarak ortaya çıkmıştır. KP devrimi gerçekleştirecek esas güçtür. Bu yüzden esas olanda KP’nin varlığı ve örgütlenmesidir. Bunun yanın da diğer bütün örgütlenmeler sınıf mücadelesinin dönemlik ihtiyaçlarının ürünü olarak açığa çıkar ve örgütlenir.

Toplumsal her kesimin kendine özgü özellikleri var. Bu özgünlüklerin açığa çıkardığı olanaklardan doğru kitlelerin örgütlenmesi için yoğunluklu olarak bu özgün yanları işleyen örgütlenmelere de ihtiyaç vardır.

Toplumun ezilen her katmanının kendini ifade edebilmesi, kendi öz sorunlarından yola çıkarak mücadelede yer alması bakımından bu örgütlenmeler önemlidir. Bu özgün yanlardan doğru ciddi devrimci dinamikleri içinde barındıran önemli bir kesim de gençlik kitleleridir.

Gençliğin özgün yanlarına dair tartışmaya, gençliğin biyolojik bir durumu ifade etmesiyle başlayalım. Bireyin kişilik gelişiminin, karakter özelliklerinin belirginleştiği bir yaş grubunun bütünüdür gençlik. Gençliği, bugünden geleceğe uzanan bir köprü olarak ifade edebiliriz. Gençlik geleceği yaşayacak olanlar olarak inşa eden misyonuna da sahip olabilir. İnşa edenin içinde önemli bir rolü üstlenir gençlik.

Biyolojik durum olarak ifade ettiğimiz meselenin alt yapısını oluşturan gençlik özelliklerini de incelememiz gerekmektedir. Gençliğin hızlı öğrenen, değişime açık, hızlı harekete geçebilen, yeniye doğal bir adaptasyon kabiliyeti barındıran yapısı bahsini ettiğimiz özgün yanların esasını oluşturur. Bu özelliklerin aktifleşebilmesi, sınıf mücadelesini ilerleten yeni kanallar açılması anlamını taşımaktadır.

Elbette bu kendiliğinden olabilecek bir mesele değildir. Gençliğin içinde barındırdığı bu özellikleri açığa çıkarabilecek, mücadelenin ihtiyaçlarına göre şekillendirecek bir mekanizma ile mümkün olabilir. Burada bahsettiğimiz halk gençliğini örgütleyecek, KP’nin saflarına hazırlayacak bir örgütlenmedir. Komsomolumuzun varlık zemini burada devreye girmektedir.

Gençliğin rol almadığı bir devrim düşünülemez. Bu yüzden devrim iddiası taşıyan her öznenin, gençliğin rolüne dair doğru bir çözümleme ile gençliğin kendini ifade edeceği, örgütleyeceği mekanizmaların yaratılmasına öncülük etme sorumluluğu vardır. Bu gerçeğin yarattığı bilinçle hareket eden Partimiz gençliğin özgünlüklerini daha doğru tespit edecek, bunu hızlıca örgütleyecek, gençliğin açığa çıkardığı enerjiyi partinin havuzuna aktaracak ve buna uygun örgütsel bir işleyişe sahip yan bir örgütlenmenin ihtiyacıyla Komsomolumuzu inşa etmiştir.

Düşmanın kendi çıkarları doğrultusunda şekillendirmek için gençliği sıkıştırmak istediği çemberi yıkacak, yeniyi inşa etmede gençliği hazırlayacak bu örgütlenme GB’mizdir.

Gençliğin sınıf mücadelesini yakından ilgilendiren bu özellikleri elbette düşmanında gündemindedir. Bahsini ettiğimiz bu özellikler devrimci bir örgüt mekanizmasında işlenmediği sürece sınıf mücadelesinin karşında bir güce dönüşme potansiyeli de vardır. Gençliğin hızlı değişim süreci olumluya olduğu gibi olumsuza da olabilmektedir. Öfkesini en hızlı dışa yansıtan, devrimci şiddetin kullanımına en yatkın, yaşadığı sorunlar hızlıca müdahale etme potansiyeli taşıyan gençliğin bu özgünlükleri kendine özgü bir örgütlenmeyi de koşullamaktadır.

B) GB’miz nasıl bir örgütlenmedir?

GB’miz örgütsel olarak özerk bir yapıya sahiptir. Peki bu durumdan ne anlamalıyız? Yukarıda gençliğin karakterine dair aktardığımız özellikler ve bunların sınıf mücadelesine kanalize edilme meselesi, yalnız gençliğe özgü bir mekanizma yaratılmasını değil; örgütlendikten sonra da ilerlemenin hızlı olması için bu mekanizmanın özerk olmasını koşullamaktadır.

GB’mizin özerk yapısı örgütlenen her birey açısından kendini ifade alanı, iradesinin gelişimi, sadece uygulayan değil üreten, tartışan, sorgulayan bir bilincin gelişimine doğal bir olanak sağlamaktadır. Sistemin halk gençliğini genel olarak sıkıştırmak istediği düşünmeyen, sorgulamayan, itaat eden, sadece uygulayan cendere dikkate alındığında tüm bunlara karşı mücadelenin yükseltilebilmesinin yolu da GB’mizin örgütsel yapısını şekillendirmektedir. Halk gençliğinin doğal yapısının bir sonucu olarak sistemle yaşadığı kan uyuşmazlığı ve devrimci potansiyel, GB’mizin örgütlenme zemini açısından ciddi bir olanak niteliği taşımaktadır. Gençliğin kendi yaşamına ve geleceğine dair karar alması sistemin yarattığı kimi kurumlarca kısıtlanmaktadır. Aile bu duruma en somut örnektir. Genç bir bireyin kendisine dair vereceği kararlarda esas rol aileye aittir. Gençliğin sistemle çelişkilerinin belirginleştiği esas noktalardan birini temsil etmektedir aile çelişkisi. Genç bir bireysen ailede karar mekanizmaların da yer alamazsın, söz söyleme olanakların çok kısıtlıdır. Söz konusu kendinle ilgili meseleler olsa bile durum değişmez. Muhalefet etme hakkın ise hiç yoktur. Bir takım muhalefet etme girişimleri ise zor yolu ile bastırılmaya çalışılır.

Aile ile kurduğumuz ilişki, açığa çıkan çelişkiler sistemi temsil eden bizim direk bir parçası olmadığımız başka kurumlarıyla yaşadığımız çelişkilerle net benzerlikler göstermektedir. Bu yüzden içine doğduğumuz aileden başlayarak bu çelişkiler kendini göstermeye başlar ve sistemin başka kurumlarıyla ilişkilendikçe derinleşerek devam eder.

Mevcut bu gerçeklikten kaynaklı gençlik kendi içinde doğal bir isyan etme potansiyeli taşır. Bu potansiyeli örgütleyecek bir mekanizmanın ise çelişkilerin derinleştiği bu noktalarla kurduğu temas önemlidir. Bu yüzden gençliğin kendi irade ve eylemlerini açığa kolayca çıkarabileceği biçimde yapılanmış bir örgütlenme belirleyicidir. GB’mizin özerk yapısı bu açıdan daha fazla önem kazanmaktadır.

Bugün açısından özerk olmanın bizim açımızdan esas belirleyeni ve somut ifadesi; kendi mekanizmalarımızı oluşturmamız ve bunlara dair kendi işleyiş ve hukukumuzun olmasıdır. GB’mizin militanları bugün kendi MK’sını, bölge komitelerini, alan komitelerini kendi özgünlüklerine göre oluşturabilir. Özerkliğin bu somut karşılığı, gençliğin dinamizmine dair belirttiğimiz özelliklerden doğru hızlıca harekete geçilmesinin, inisiyatif alınmasının, adım atılmasının önünü açan bir yerde durmaktadır. Bu yüzden GB’miz açısından önemli bir avantajdır.

GB’mizin özerk yapısı sayesinde oluşturduğumuz bu mekanizmalarda aldığımız görevlerle, genç Komünistler olarak örgütlemede, belli bir kitleye ve alana önderlik etmede, örgüt yönetmede deneyim kazanmamızın önü açılmaktadır. Böylelikle gençliğin öğrenmeye ve değişime açık olma hali daha hızlı değerlendirilmektedir.

Komsomol politikleşmiş-askeri bir örgütlenmedir!

Üretim araçlarının sahibi olmak silahlı bir güce de sahip olmayı egemenler açısından zorunlu kılmaktadır.

Mülkün sahibi olanın savaş aygıtının da sahibi olması mülk sahibi için zorunlu bir durumdur. Günümüzde de egemenler açısından silahlı güç önemli ve vazgeçilmez bir araçtır. Bu konuda egemenlerin sürekli bir gelişim içindedir bu amaçla maddi kaynaklarını sonuna kadar kullanmakta, sistem varlığını temelde bu zor ve şiddet aygıtları üzerinden inşa etmektedir. Teknolojinin askeri gücün sürekli geliştirilmesi için kullanılması, maddi kaynakların ciddi oranda bu alana aktarılması devletin buna verdiği önemi göstermektedir.

T.C gibi faşist devletler açısından halkı korkutmanın, baskı altında tutmanın önemli bir aracı olarak silahlı güçler her dönem aktif biçimde kullanılmıştır. Ülkemizde TSK’nın resmi yetkilerinin yanında resmi olmayan yetkilerinin olduğu ve aktif biçimde kullanıldığını T.C tarihi net bir şekilde göstermektedir.

Ülkemizde silahlı bir diğer güçte polis kuvvetleridir. TC’nin faşist karakterine uygun olarak ülkemizde polisin sınırsız yetkileri bulunmaktadır. Ezilen sınıfların mücadelesini bastırma girişiminde TSK ve polis kuvvetleri ayrılmaz bir bütün gibidir. Bunların yanında yine TC’nin kanlı tarihinin gösterdiği gibi ezilenlerin mücadelesinin bastırılmasında bu kurumlara bağlı olarak devreye giren kontra örgütlenmelerin ve belli dönemlerde de sivil faşist unsurların silahlı güce dönüştüğünü görmekteyiz. Günümüze baktığımızda da bu kontra örgütlenmelerin somut örnekleriyle karşılaşmaktayız. Bugün T. Kürdistanı’nın dört bir yanını saran faşist ablukanın aktörleri arasında askerin, polisin yanında bu örgütlenmelerde rol almaktadır. Ablukayla, katliamlarla, infazlarla denetim kurulmaya çalışılan mahalle ve ilçelerin duvarlarına faşizan yazıların altına atılan T.C imzasının yanında yer alan “Esadullah Timi” gibi örnekler durumu somut biçimde yansıtmaktadır. 90’larda JİTEM’in üstlendiği bu rol bugün açısından isim değişikliği olsa da aynı niteliğe ve misyona sahip başka örgütlenmeler aracılığıyla yürütülmektedir.

Devletin askeri gücü bu denli önemsemesinin esas nedeni hükmettiği sistemin varlığını korumak istemesindendir. Burada da devlet açısından, ezilenlerin sistemle olan çelişkilerinin açığa çıkardığı mücadelelerin bastırılması zorunluluğu açığa çıkmaktadır.

Devletin yaratmak istediği korku imparatorluğunun ortadan kaldırılması için açığa çıkan mücadelelerin silahlı olma zorunluluğu da burada devreye girmektedir. Halkımızın ortaya koyduğu en küçük direnişin, hak arama mücadelesinin dahi; zorla, kanla bastırılmaya çalışıldığı bir tabloda silahın karşısında silah zorunluluğu ezilenlerin mücadelesi açısından da açığa çıkmaktadır.

Devlet, güçlü bir örgütlenmeye verilecek en büyük örnektir. Kurumları, sağlam hiyerarşik yapısıyla böyle bir örgütlenmenin alaşağı edilmesinin baş koşulu ezilen yığınların çıkarlarını savunan devrimci, komünist bir örgütlenmedir. Bu örgütlenmeyi KP olarak ortaya koyuyoruz. Ve bu örgütlenmenin savaş içerisinde gelişip büyüyeceği inşa edileceğini savunuyoruz. Ülkemiz koşullarında açık ki, silahlı bir mücadele olmadan bir devrimin düşünülemeyeceği gerçeğini belirtiyoruz.

Zor yoluyla iktidarın ele geçirilmesi dünyanın her yerinde devrimciliğin olmazsa olmazıdır. Ancak aktif bir silahlı mücadelenin hangi koşullarda, mücadelenin hangi anında başlayacağı ülkelerin özgül koşullarına göre farklılık arz etmektedir. Ülkemizde devrimin yolunu belirleyen konu elbette sosyo- ekonomik yapı ve buna bağlı olarak açığa çıkan yönetim biçimidir. Türkiye’nin sosyo-ekonomik yapısı yarı-feodal, yarı-sömürgedir ve yönetim biçimi de buna bağlı olarak faşist diktatörlüktür. Ülkemizde iktidar kırdan şehire parça parça alınacaktır. Mücadelenin başından itibaren silahlı mücadele benimsenmeli ve uygulanmalıdır.

Ülkemiz gerçekliğinde silahlı mücadele olmaksızın Komünist partisinin inşası mümkün değildir. Partimizin kuruluşuyla birlikte ordumuzun da kuruluşu ilan edilmiştir. Sadece gerilla açısından değil, şehir faaliyeti de başından itibaren silahlı mücadeleyle birlikte ele alınmıştır.

Geniş kitleleri örgütleyen, silahlandıran ve savaşın öznesi haline getiren, faşizmi yıpratan ve iktidarı parça parça ele geçirmeyi hedefleyen bir örgüt için silahlı mücadele olmazsa olmazdır. Partimiz 40 yılı aşkın mücadele tarihinde silahlı mücadelede ısrarını ortaya koymuştur. Partimizin silahlı gücünün esası gerilla olmakla birlikte, bütün alanları ve bu anlamda GB’de silahlı mücadele, savaş içerisinde inşa edilmektedir ve edilecektir.

Partimizin bir parçası olarak GB’miz de bu bilinçle hareket etmektedir. Savaşan bir partinin, savaşan bir parçası olarak hareket etmek GB’mizin varlık zeminini oluşturan temel meselelerdendir. Silahlı mücadele içerisinde ise gerilla mücadelesi esas mücadele biçimidir. GB’miz de gerilla mücadelesinden beslenen ona göre şekillenmeye çalışan ve silahlı mücadeleyi bulunduğu alanlarda büyütme perspektifi ile faaliyet yürütmektedir. Aynı zamanda GB’miz kendisini askeri bir şekilde örgütlemeye çalışır. Gençlik kitlelerinin gündemlerine ve politikalarımıza da uygun olarak silahlı eylemler örgütler, halk gençliğini silahlandırmayı hedefler. GB’miz gençlik kitlesinin bulunduğu her yerde, geleceğimizin karartılmasına, ezilenlerin katledilmesine, haklarının gasp edilmesine karşı düzeni ve onun her türlü uzantılarını askeri hedefleri olarak tespit eder. Bunlardan hangisine ne düzeyde yöneleceğini ise elbette GB’mizin andaki gücü ve niteliği belirleyecektir. GB’miz partimizin yürüttüğü savaşın bir parçası olarak onu bulunduğu alana uyarlar.

Savaşan bir örgütün militanları açısından savaşı kavramasına katkı sunacak noktalardan birisi de savaşın gereklerine, partinin politikalarına ve halkın çıkarlarına uygun bir biçimde askeri pratiklerin örgütlenmesi, düşmandan hesap soran eylemlere imza atmasıdır.

Askeri çizgimizin günceline dair;

Bu mesele bizim açımızdan basitten karmaşığa doğru ele alınmak zorundadır. Komsomolumuzun örgütsel gerçekliğine, güncel politikalarına uygun bir askeri çizgisinin de olması gerekmektedir. Bu konuda esas hedeflerine varmak için atacağı adımların güncel gerçekliğiyle uyumlu olması zorunludur.

Yaptığımız en basit askeri pratiğin dahi kitleleri örgütleme hedefine ulaşmanın adımları olarak görmemiz gerekmektedir. Askeri açıdan daha nitelikli pratiklerin yaygınlaştırılması, Komsomolun bütün militanlarının bu pratiklere dahil olması, askeri çizginin yanında Komsomolun çalışma tarzına adaptasyonu da beraberinde getirecektir. Aynı zamanda halk gençliğine propaganda içeriği de taşımaktadır.

Bu yanıyla bugün yoğunlaştığımız, bütün alanlarımızın ve komitelerimizin önüne çeşitli gündemlerden doğru hedef koyduğumuz bu pratiklerin hayata geçmesinde daha fazla ısrar etmeliyiz. Halkımıza ve halk gençliğine dönük düşmanın çeşitli saldırılarını ve politikalarını teşhir etmenin bir aracı olarak da bu pratikler önemli bir yerde durmaktadır.

Bu meseleyi daha yoğun tartıştığımız bir dönemden geçiyoruz. Ülkenin dört bir yanında özellikle T. Kürdistanı’nda halkımıza yönelik ciddi bir saldırı söz konusudur. Bunların hesabını soran, bedel ödeten pratikleri hayata geçirmek için kendi gerçekliğimize uyan hedefler koyma yönelimiyle hareket etmeliyiz.

C) Komsomolumuzun iki temel görevi

Komsomol halk gençliğinin Komünist örgütüdür. GB’nin birincil görevi, Proletarya Partisinin politikalarını gençliğe taşımak, halk gençliğinin komünist öncüsü olarak onu Demokratik Halk Devrimi için örgütlemek iken, ikincil görevi ise parti okulu işlevi görerek parti çalışmasını gençliğe öğretmek, gençlik içerisinde partiyi örgütlemek ve partiye kadro, üye, savaşçı ve militan yetiştirmektedir.

Temel olarak bu iki görev birbirine oldukça bağlıdır. Halk gençliğinin Komünist önderliğinin hayata geçirilmesi Komsomolumuz için esas görev olarak ön plana çıkmaktadır. Halk gençliğinin Komünist önderliği inşa edilmeden, bu sorumluluk hayata geçirilmeden Parti okulu olma görevinin yerine getirilmesi için zemin oluşmaz.

Bu yüzden halk gençliğine Komünist önderlik edemeden Parti okulu da olamayız. Bu iki görevin birbirine bağlılığı bu biçimde olmaktadır. Aynı zamanda iç içe geçmiş birçok görevi vardır GB’mizin.

Burada esas konumundaki iki görevini kavramaya yoğunlaşalım. Proletarya Partisinin politikalarını gençliğe taşımak bizim için ne anlam ifade ediyor? Bugün bu görevi nasıl somutluyoruz?

Partimizin bir parçası olarak Komsomolumuz da halk gençliğini devrime seferber etmeyi amaçlar. İdeolojik, politik, örgütsel yönelimini buna göre belirler. Halk gençliğinin sorunlarının sistemle olan bağını kavratmaya dönük politik bir hatla çalışma yürütür. Gençliğe sorunlarının çözümü olarak demokratik halk devrimini gösterir.

Gençliğin sorunlarının daha hızlı açığa çıkarılması, çelişkilerin çözümlenmesi için daha özel bir yoğunlaşma, gençliğin gündemlerinin daha yakından sürekli ve sistemli bir biçimde takip edilmesi ve bu eksende Partimizin politikalarının biçim alması için GB’mizin örgütlenmesi gerekmektedir. Ancak bu koşulda Partimizin politikaları halk gençliğine daha kolayca ulaşabilir.

Gençliğin özgün bir yapısının olduğunu ve bu özgünlüklerin KP için birtakım zorunlulukları da beraberinde getirdiğini yukarıda vurguladık. GB’mizin görevi burada devreye girmektedir. Bu özgün yanların hızlıca açığa çıkarılması, buna uygun politik bir hattın, hareket tarzının şekillenmesi GB’mizin görevidir. Gençliğin hızlı, dinamik, enerjik yapısına uygun bir hatta ilerlemekle, halk gençliğinin sorunlarına özgü yönelimler belirlemekle, Partimizin politikaları geniş kitleler içinde hızlıca yayılarak komünist önderlik misyonuna uygun hareket edilebilinir.

Sınıf mücadelesinin karmaşık yapısının, iç içe geçmiş çelişkilerinin sadeleştirilmesi ve bunun sonucunda sistemli politikalarla yığınlara gidilmesi bakımından GB’miz özgün bir yerde durmaktadır.

Bu karmaşık yapının içinde gençliğin sorunlarının boğulmaması aynı zamanda hızlı harekete geçen bu enerjinin doğru formatta örgütlenmesi, doğru kanallardan KP’nin saflarına akması ile bu önderlik misyonunu hayata geçirmek mümkündür. GB militanları; GB’miz Partimizin ideolojik ve politik önderliği ile hareket ettiği için esas olarak Parti çalışması yürütmektedir. Partimizin önderliği, denetimi ve perspektifi olmadan hareket edilmesi GB’miz açısından düşünülemez.

GB’mizin yaptığı şey Partimizin politikaları ve önderliği ekseninde Partimizin gündemlerini gençliğin özgün yanlarına uyarlayarak genç kitlelere taşımaktır. Bu yüzden de yaptığımız her şey Parti çalışmasının kopmaz birer parçasıdır. Bu yüzden GB militanları Parti çalışmasının birer halkasıdır.

GB’mizin bir diğer temel görevi ise parti okulu olma görevidir. Parti okulu olmaktan ne anlıyoruz?

En somut haliyle Komsomulun parti okulu olması için partiye daha fazla yakınlaşması, GB içinde parti örgütlenmesinin yaygınlaştırılması ve partiye kadro ve militan aktarılması demektir. Partinin ihtiyaçları ekseninde konumlanma anlamını taşımaktadır. Partiye üye, kadro, militan, savaşçı kazandıracak bir örgütsel şekillenişe sahip olmaktır. Parti okulu olma, partinin geleceğinin örgütlemede sorumluluk misyonu yüklemektedir GB’mize.

Burada bir kez daha Komünist önderlik rolünün oynanamadığı durumda Parti okulu olunamayacağının altını çizelim. Ve Parti okulu olma meselesini buradan doğru açalım. Parti okulu olma görevinin bir yanını Partimizin mevcut politikalarını, ideolojisini, kültürünü gençlik içinde hakim kılmak ve bu eksende üye/militan yapısına şekil vermek oluşturmaktadır. Bir diğer yanını ise en sade haliyle geleceğin Partili militanlarını hazırlama yönü oluşturmaktadır.

Bu görevin birinci yanına yoğunlaşalım. Bunu; Partinin ideolojisini öğrenmek, devrimin yol ve yöntemlerine dair Partimizin ortaya koyduğu meseleleri kavramak, örgütümüzün tarihini öğrenmek, Partimizin bugüne hangi aşamalardan ve mücadelelerden geçerek geldiğine hakim olmak, Partimizin örgütsel kültürünü bilince çıkarmak ve bu doğrultuda mücadele ve yaşamına şekil vermek biçiminde meseleyi özetleyebiliriz.

Partili olmak için bunlar yetmeyeceği için Parti okulu olma görevinin ikinci yönü devreye girmektedir. Partide örgütlenmek için hazırlanmak ve bir adım sonrasında parti komitelerinde örgütlenmek.

Diğer yandan ideolojiyi, tarihi, kültürü öğrenmenin yanında örgütlenmeyi ve yönetmeyi öğrenme meselesi devreye girmektedir. Bir mekanizmada görev almak, bir komiteyi yönetmek, inisiyatif almak, denetime tabi olmak, hiyerarşik bir örgütlenmeye uygun çalışabilmek vb. sıralayabileceğimiz Partimizin örgütlenme ve çalışma ilkelerine sadık bireyler olarak gelişim sürecinin sağlıklı işletilmesi olarak bu meseleyi somutlayabiliriz.

Genç militanlar GB’mizin özerk yapısıyla uyumlu biçimde bir kolektifin içinde örgütlenebilir, denetlenebilir, GB’mizin yönetim kademelerinde yer alarak bu konuda deneyim kazanabilir.

Bütün bu meselelere uygun bir militan profili genç militanları Partiye daha fazla yakınlaştıracak, Partiye ulaşan yolun basamaklarını en sağlıklı biçimde adımlayacak yönelimi işaret etmektedir.

Partimizin birçok örgütlenme alanı varken neden GB’mizi Parti okulu olarak görmektedir?

Halkın çeşitli katmanlarının içi içe geçmiş bir dizi çelişki yumağının içinden sadeleştirerek, gençliğin çelişkilerinin, sorunlarının, dinamizminin, olanaklarının ayrıştırılarak ayrı bir örgütlenmede bütün bunların işlenmesi GB’mizin inşasının zeminini oluşturmaktadır.

Gençliğin hızlı örgütlenebilir olması, okuma-araştırma-inceleme eğiliminin belirgin olması, kitleyle bağının güçlü olması, değişime açık olmasıyla buna özgü bir örgütlenmenin olması bir araya gelince Parti okulu olma görevi GB’mize doğal olarak yüklenmektedir.

D) Komsomol Hiyerarşik Bir Örgütlenmedir

Komsomolumuzun nasıl bir örgütlenme olduğunu, nasıl bir disipline sahip olduğunu anlamak için demokratik merkeziyetçilik ilkesini incelememiz gerekmektedir. Hiyerarşik yapının nedenini ve nasıl işlediğini bu ilkeyle birlikte daha somut hale getirebiliriz.

Hiyerarşik örgütlenmeler yukarıdan aşağıya doğru örgütlenir. Bu örgütlenmeyi sağlamanın vazgeçilmez ilkesi demokratik merkeziyetçiliktir.

Devrimin uzun ve zorlu bir mücadelenin sonucunda elde edilebileceğini ve tek bir vücut gibi hareket edebilen bir örgütlenme olmaksızın bir başarıdan, egemenlerin kirli düzenlerini yıkarak yerine, demokratik halk devrimini inşa edemeyeceğimizi tarihsel deneyimler bize göstermektedir. Bir vücut gibi bütünlüğü, uyumlu çalışma yetisi olan bir örgütlenme yaratmanın yolu ise demokratik merkeziyetçilik ilkesini doğru kavrama ve uygulamakta yatmaktadır.

Demokratik merkeziyetçilik örgütün bir bütün olmasını, uyumlu çalışmasını ve devrimi örgütlemesini ifade eder. Parçadan değil, bütünden bakabilmeyi, küçük burjuva disiplinsizliği değil, proletaryanın disiplinini, tek başına tartışmayı değil, kolektif mekanizmalarda işlenmiş kararları ifade eder demokratik merkeziyetçilik. İdeolojik anlamda sağlanan birlikteliği, örgütsel anlamda doğru temellere oturtmak ve ideolojik birlikteliği örgütlü bir güce dönüştürmek, meselenin özetini sunmaktadır.

Genel hatlarıyla demokratik merkeziyetçiliğin ilkeleri şunlardır:

*Bireyin örgüte,

*Azınlığın çoğunluğa,

*Alt kademelerin üst kademelere,

*Parçanın bütüne,

*İki kongre arası dönemde bütün üyelerin MK’ya,

*MK’nın da kongreye tabi olması.

Bireyin örgüte tabi olması; bireysellikten, bireysel çalışma tarzından, bireysel düşünme tarzından vazgeçmesi demektir. Mücadeleye, mücadelenin ihtiyaçlarından, sorumluluklarından bakabilmek ve kendini bu ihtiyaçlara göre şekillendirmek, yaşamda hiçbir kaygısını mücadelenin önüne engel olmasına izin vermemektir. Kendinden doğru tartışmamak, her sorun ya da olumluluk karşısında örgütten bakabilmektir bireyin örgüte tabi olması.

Örgütün çıkarlarını her şeyin üstünde tutmaktır. Aynı zamanda her koşulda kendini örgütün bir parçası olarak görebilmektir. Bireyin her çelişkisini, zaafını bütün açıklığıyla örgütte anlatabilmesidir.

Birlik ve bütünlüğü sağlamak yani bir örgüt olarak hareket edebilmek için parçayı değil bütünü düşünme zorunluluğu açığa çıkar. Bireyin kendini bütünden ayırarak düşünmesi/değerlendirmesi subjektif veriler açığa çıkarır. Bu yüzden önemli olan birey değil bütünün durumudur.

Komsomol açısından önemli bir noktada merkezi düşünme biçiminin bütün örgütlülüklerde ve bireylerde gelişmesidir. GB gibi örgütlenmeler açısından merkezi yapının korunması esas olandır. Bu yüzden bütün parçalarında merkezi düşünme yapısının şekillenmesini hedefler.

E) Komsomolun Kitle Çizgisi

GB’mizin kitle çizgisi esas olarak niteliğine uygun bir şekilde ortaya çıkar. GB’miz halk gençliğinin Komünist öncüsü olma perspektifi ışığında, gençlik yığınlarının çelişkilerine vakıf olmak, bunların türlü yansımaları içinde başlıcalarını tespit edip buna uygun politikalar belirlemek iddiasındadır. Bunu yapabildiğimiz oranda komünist öncülük görevimiz yerine gelmiş olacaktır.

GB, halk gençliğine yönelik politika oluştururken Başkan Mao’nun “kitlelerden kitlelere çizgisini” esasına alır. Politikalarını halk gençliğinin fikir ve duyguları, önerileri üzerinden şekillendirir. Onların yaşadığı sorunları ve çelişkileri dikkate alır bunların içinde temel olanı, an itibariyle öne çıkanı tespit eder. Özetle yığınların dağınık fikirlerini alır, onları özetleyip bir politika haline getirir.

Halk gençliğinin geleceğini doğrudan etkileyecek, ekonomik, demokratik sorunlar başta olmak üzere her türlü sorunu merceğine alır.

GB’ başta yoğun bir sömürü ve baskı altına alınan halk gençliğini hedef kitlesi olarak tespit eder. Bunun içinde, faşist devletin Türk milliyeti ve Sünni inancı etrafında inşa ettiği toplumsal yapıyı da dikkate alır. Bu eksende dili, kimliği ve kültürü yasaklanan Kürt gençliğine, inancı ve yaşam biçimi baskı altına alınan Alevi gençliğine, taciz ve tecavüz kıskacında yaşamı zindana dönüştürülen genç kadınlar, cinsiyet yönelimi adeta suç sayılan varlığı neredeyse inkar edilen LGBTİ’ler ve devletin baskı ve zulmüne maruz kalan değişik milliyet ve inançlardan halk gençliğine yönelir.

Bu kesimler aynı zamanda halk gençliğinin ileri kesimlerini de ifade eder. Geçmişten bugüne sistemin saldırılarına maruz kalan ve bu bağlamda belli bir mücadele kültürü ve birikimine sahip olan söz konusu kesimler çağrılarımıza ilk yanıtı verecek olan kesimler olacaktır. Kürt ulusal sorunun gerek Ortadoğu’da gerekse de ülkemizde bugün geldiği aşama, politik arenada, sınıf mücadelesinde kapladığı alan dikkate alındığında Kürt gençliği önemli bir yerde durmaktadır. GB’mizin bu alanda Kürt ulusunun ayrı devlet kurma hakkı anlamına gelen özgürce ayrılma hakkı temelinde güncel gelişmeler ışığında politikalar belirler.

GB’miz politikalarını temelde egemenlerin, tüm halk gençliğini etkileyecek olan yönelimleri üzerinden belirler. Bu anlamda merkezi politikalarında çıkış noktası budur. Bunun yanı sıra toplumsal muhalefetin en dinamik kesimlerini de oluşturan ve bugün politik arenanın başlıca gündemi durumundaki Kürt gençliğine ayrıca bir vurgu yapar.

GB’miz halk gençliğini sistemin ideolojik, politik hegemonyasından etkilenme düzeyi üzerinden değerlendirir. Bu anlamda zincirin en zayıf halkasından başlayarak adım adım ilerleme yöntemini doğru bulur.

GB’miz kitle çizgisinde önceliğini yığınlarla GB üzerinden kuracağı ilişkiye verir. Bunun yanı sıra halk gençliğine ulaşmak adına her olanağı değerlendirir. Bu kapsamda demokratik alanda, başta X olmak üzere lise ve üniversitelerde, fabrikalarda, atölyelerde gençliğin öz örgütlülüklerinde faaliyet yürütmeyi esas alır. GB militanları faaliyet yürüttükleri DKÖ’lerin niteliğine uygun bir çalışma politikası izler. DKÖ’lerin kuruluş amaçlarına uygun bir çizgide gelişmesini ve büyümesini amaçlar. Bu çalışma içinde sistemin gerçek yüzünün teşhirini yapar ve DKÖ’ye idelojik, politik bilinç taşır.

F) Komsomolun Çalışma Tarzı Üzerine

Komsomolu öğrenmenin, iyi bir Komsomol militanı olmanın kilitlendiği temel noktalardan biri Komsomolun çalışma tarzını kavrama ve hayata geçirmektir. Bu yüzden bu süreçte yoğunlaşacağımız başlıca meselelerden biri çalışma tarzımız olacaktır.

Bir örgütlenmenin içerisinde yer almanın ilk adımı ideolojik, politik olarak örgütlenmenin ortaya koyduğu bütün meseleleri kavramak, hayata geçmesi için çaba harcamaktır. Bir diğer yanı ise bunları hangi mekanizmalar aracılığı, hangi çalışma ilkeleri ile yapılacağını kavramak ve buna uygun harekete geçmektir.

Komsomolu öğrenmenin, kavramanın ikinci halkası da budur. İdeolojik, politik olarak asgari bir birikimin ardından bunları hangi mekanizmalarla ne şekilde hayata geçireceğimize yoğunlaşalım. Burada birkaç temel ilke üzerine yoğunlaşacağız.

a) Komsomol illegal bir örgüttür!

İllegal mücadele Komsomol için esas mücadele biçimidir. TC’nin faşizmle yönetilmesi, Komsomol açısından illegal mücadeleyi zorunlu kılmaktadır. Bu bizim açımızdan esas mücadele biçimidir, diğer bütün mücadele biçimleri talidir. Bir örgütün esas ve tali mücadele biçimi onun çalışma tarzında belirleyici bir faktördür. İllegal mücadelenin gerekliliğini ve zorunluluğunu kavramak, düşman olgusunu, örgüt bilincini ve dolayısıyla çalışma tarzını buradan doğru çıkarılacak ilkeler üzerinden şekillendirmek Komsomolcuların görevleri arasındadır. İllegal mücadeleye yaklaşım ideolojik bir tutumdur.

Komsomolun illegal-Bolşevik bir örgüt olması, onun düşmanın denetimi dışında bir örgüt olması demektir. Buradan hareketle illegal çalışma tarzının gereklerine uygun bir pratiği hayata geçirmek gerekmektedir.

İllegal mücadeleyi Komsomolun güvenliğinden bağımsız tartışamayız. İllegal mücadelenin esasını da kendini düşmandan koruma gerekliliği oluşturmaktadır. Kendimizi yani örgütümüzü neden korumamız gerektiğini bilince çıkarmak illegal mücadelenin ilkelerine uygun bir yaşamsal bir şekillenişe sahip olmamıza da ciddi bir zemin hazırlayacaktır.

Faşizm gerçekliği içerisinde TC. her türlü demokratik hak ve özgürlük talebine, kitlelerin en demokratik talepleri için verdiği mücadeleye, kendini sistemin sınırları içinde tanımlayan örgütlenmelere dahi çoğu zaman sınır tanımaz pervasızlıkla saldırdığını bilmekteyiz. Bu gerçeklik içerisinde sistemin çizdiği sınırlar içinde sistemi hedefe alan bir mücadele yürütmek olanaksızdır. Bu yüzden sistemin çizdiği sınırların dışında örgütlenmek zorunluluğu bizim açımızdan esas olandır.

Bir örgütlenmenin hedefleri, ideolojisinin bir yansıması olarak çalışma tarzı şekillenmektedir. Partimizin ve GB’mizin hedefleri bugün açısından bize illegal mücadelesi esas mücadele biçimi olarak zorunlu kılmaktadır. İllegalitenin gereklerine uygun bir hareket tarzıyla kitlelerle bağ kurmak, onları örgütümüzün politikalarına yaklaştırmak ve örgütlemek temel yaklaşımıdır. İllegal çalışmak kitlelerden saklanmak değildir. Aslolan çalışmanın düşmanın denetimi dışında gerçekleştirilmesidir.

İllegal mücadelenin gerekliliklerine, demokratik yani legal alan çalışmasıyla bağına, illegal mücadeleyi esasa alarak kitlelere nasıl politikalarımızı ulaştıracağımızı daha somut tartışalım.

Bizim açımızdan illegal mücadele esas legal mücadele tali olandır. Legal mücadelenin tali olması önemsiz olduğu anlamına gelmez. Her ikisinin gerekçesi ve yarattığı olanaklar farklıdır. Bu yüzden legal mücadeleye de gereken önem verilmelidir.

İkisini karşı karşıya getirmemeliyiz. Birini, diğerinin yerine koymamalıyız. İllegaliz diyerek, legal alan çalışmasını küçümsememeliyiz/kendimizi kitlelerden koparmamalıyız. Düşmanı küçümseyerek, illegal mücadelenin ilkelerinden taviz vermemeliyiz.  Her iki mücadele arasındaki uyumu yakalamaya çalışmalıyız.

GB’miz baştan aşağı illegal bir örgütlenmedir. Her GB militanı yaşamını bu gerçekliğe uygun şekillendirmek zorundadır. Bu durum bizi kitlelerden koparmaz ya da demokratik alan faaliyetinden muaf kılmaz. Örneğin, illegal faaliyet yürütürken demokratik alan çalışmasında konumlandırılabiliriz. Burada aslolan GB ile ilişkimizi, yürüttüğümüz faaliyetin düşmandan gizlenmesidir. Gizlendiğimiz, saklandığımız kitleler değildir. Kitlelerle kurduğumuz bağda politik kimliğimizi açıkça dile getirmeli, düşüncelerimizi savunmalıyız.

Bu iki çalışma arasındaki uyumu yakalamanın önemi de burada devreye girmektedir. Partimizin hedefleri, devrim iddiası varlığını korudukça düşmanında hedefi olmaya devam edecektir. Bu yüzden hiçbir pratiğimizde düşmanı küçümsemememiz gerekmektedir. Hiçbir GB militanı kendimizi, örgütümüzü, değerlerimizi korumak için illegal mücadelenin ilkelerinden taviz vermemelidir.

Elbette Partimizin ve GB’mizin politikalarının kitlelere ulaşması için yasal sınırlar da dahil olmak üzere bütün olanakları zorlamamız gerekmektedir. Bugün açısından demokratik alan çalışması ile GB’mizin fazlasıyla iç içe geçmesi hali üzerinde durmamız gereken bir durumdur.

Demokratik alanın olanaklarını doğru kullanma meselesi de ayrıca üzerinde durmamız gereken bir meseledir. Demokratik alan çalışması tamamen düşmanın denetiminin hakim olduğu bir alandır. Biz GB’mizin bütün çalışmalarını bu alanın çalışmalarından ayırarak daha profesyonel biçimde ele almalıyız. Diğer türlü demokratik alanın olanaklarından yararlanalım derken GB’mizin çalışmalarını düşmanın darbelerine açık hale getirme tehlikesiyle karşı karşıya kalırız.

Sınıf mücadelesini engellemek için düşmanın teknolojik olanaklarını sürekli yenilediğini, geliştirdiğini bilmekteyiz. Bunun karşısında kendimizi korumak için bizim olanaklarımız oldukça sınırlı. Ancak illegal mücadelenin getirdiği ilkelerimiz var. Bizim ertelenmez görevimiz bu ilkelere bağlı kalmaktır.

Gençlik kitlemiz içinde telefon, internet, sosyal medya kullanımı oldukça yaygındır. Demokratik alan çalışmasına katkıları olan bu araçları doğru kullanmadığımızda yine düşman darbelerinin hedefi haline gelmemize zemin hazırlayacak bir yanlış yapmış oluruz. Bu yüzden bu araçların doğru şekilde kullanmamız gerekmektedir.

Burada mesele legal ve illegal mücadele arasında uyumu yakalamakta gizlidir. Legal alan çalışması kapsamında yapılan bir takım toplantı ve görüşmeler GB’lilerin birbirleriyle yapacağı randevuların yerine geçemez. Komsomol militanları bütün meselelerini bu randevularda, komite toplantılarında tartışmak zorundadır. Komsomolcuların demokratik alanda çalışması, burada görev ve sorumluluklarının olması illegal bir örgüt militanı olduğu gerçeğine ket vurmaz. Doğallığında illegal mücadelenin ilkelerinden muaf kılmaz.

Yaşamımızın her anını illegal bir örgüt militanı olduğumuz gerçekliğini aklımızdan çıkarmadan şekillendirmeliyiz. Açığa çıkan olanakları bu penceren değerlendiren bir yapıya sahip olmalıyız.

Randevu yerlerini sık sık değiştirmeliyiz. GB’mizin toplantılarını güvenlikli biçimde yapması için yeni olanakları açığa çıkarma yaklaşımıyla hareket etmeliyiz. Bu illegal çalışmanın içerisinde kendimizi doğru konumlandırmakla doğrudan ilgilidir. Düşünüş biçimimiz değerlendirme biçimimizi belirler.

İllegal mücadelenin doğru bir şekilde kavranması, örgütümüzü savaşın içerisinde basitten karmaşığa doğru, bu mücadele biçimi üzerinden inşa edilmesini sağlamak anlamına gelmektedir. Bahsettiğimiz bu konularda ilerlemek, yüzümüzü kitlelere dönmekle ve olanakları bu pencereden değerlendirmeyi öğrenmekle mümkün olacaktır.

GB’miz iç işleyişini de illegal niteliğine uygun bir şekilde örgütler. GB iç tartışmalarını, politik yaşamını, iç yayınları üzerinden oluşturur. GB’mizin merkezi yayın organı Komünist Gençliktir (KG). Ayrıca merkezi kitle yayın organı olarakta “İsyan” isimli bir yayın çıkarır. Bunun dışında GB’miz çeşitli başlıklarda yayımlanan genelgeler, özel sayılarla canlı bir politik yaşam örgütlemeyi hedefler.

Bu anlamda KG’nin önemli ve belirgin bir yeri vardır. Her GB militanı GB’nin niteliğini yükseltme, politik yönelimine katkı sunma bağlamında KG’yi etkin bir şekilde değerlendirme sorumluluğu ile karşı karşıyadır.

b) Komsomol komiteler üzerinden örgütlenir

Komiteler GB’mizin yaşam hücreleri gibidir. GB’mizin görev ve sorumluluklarının yerine getirilmesi, politikalarının yaşam bulması, kitlelerle bağının güçlendirilmesi, kurumsal bir yapıya sahip olması için olmazsa olmazıdır. Komsomolu ayakları üzerine diken temel organ komitelerdir.

Komsomol komiteleri gençliğin olduğu her alanda kurulabilir. Üniversitelerde, liselerde, fabrikalarda, derneklerde vb. kurumlarda Komsomol komiteleri kurulabilir. Bir komitenin kurulması için en az üç Komsomol militanının olması gerekir. Tam teşekküllü bir komite olması için en az 3 GB üyesinin komitede yer alması gerekir. Bunun dışında GB sempatizanları da komiteler şeklinde örgütlenebilir. Bir komitenin bir sekreteri ve bir de sekreter yardımcısı olması gerekmektedir.

Sekreter yardımcısı sekreterin engellendiği durumda sekreterlik görevini üstlenir. Sekreter komite ile bir üst komite arasındaki bağlantıyı sağlar. Komsomolun komiteleri bölge komitelerine, bölge komitesinin olmadığı durumlarda ise direk MK’ya bağlı çalışır. Komitelerin kurulma durumunu ve nasıl kurulacağını bu şekilde özetleyebiliriz. Burada tartışmamızın esasını komitelerin örgütlenmemizdeki rolü ekseninde yürütelim.

Komitelerimizi halk gençliği içindeki kılcal damarlarımız olarak tarif edebiliriz.

Politikalarımızın yukarıdan aşağıya doğru yığınların içinde kök salması, yayılabilmesi için komitelerin olması gereklidir.

Komite faaliyeti bireye dayalı çalışma, bireyi merkeze alan bir anlayışın yerine kolektif bir aklın GB çalışmalarına önderlik etmesi anlamını taşımaktadır. Bireyin yerine örgütün iradesini açığa çıkaran bir anlayıştır.

Komiteler mücadelenin daha profesyonel bir çalışma ile alınması demektir. Bu yönüyle de kurumsallaşmanın yapı taşlarının inşası anlamını taşımaktadır.

Öncelikle her Komsomolcunun kolektif bir mekanizma içerisinde yer alarak örgütlenmesini benimsiyor/yaşama geçirmeye çalışıyoruz.

Komitelerimiz aynı zamanda GB’mizi temsil eden birer örgüt niteliği de taşır. Komitelerimiz alanlardaki iktidar organlarımızdır. Her Komite kendi inisiyatif alanındaki sorunlara vakıf olmakla, bunlara çözüm üretmekle görevlidir. Komitelerimiz alanlarda doğrudan örgütümüzü temsil eder.

Komitelerimiz alandaki ilişkilerimizin örgütlenmesinden, çevre çeper ilişkilerinin geliştirilmesinden, düşmanın halkımıza yönelik saldırılarına yanıt vermekten sorumludur. Komitelerin bir örgüt olabilmesi için uyması gereken ilkeler vardır.

Bunların en önemlisi demokratik merkeziyetçiliktir. Komite üyeleri, kararlarını toplantılarda sözünü ettiğimiz ilke çerçevesinde alır. Bu ilkenin bir yanından demokrasi diğer yanında ise merkeziyetçilik vardır.

Komite kararlarını ve politikalarını bu ilkeyi yaşama geçirerek uygular. Komite üyeleri herhangi bir gündeme ilişkin fikirlerini demokrasi ilkesi gereği özgürce dile getirme ve tartışma hakkına sahiptir. Bu durum Komite bileşenlerinin haklarını da ifade etmektedir.

Böylece Komite bileşenleri, yürüttükleri tartışmalarla sınıf mücadelesinin sorunlarına daha fazla vakıf olur ve politik olarak da gelişir. Elbette tek başına bu bir örgüt olmak için yeterli değildir. Bir örgüt olabilmenin en önemli yanı ortak bir duruş sergileyebilmek ve tek bir insan gibi hareket etmekte ortaya çıkar. Söz ile eylem arasındaki uyum örgütün yığınlar üzerindeki etkisini artırır.

Bu bakımdan Komitede tartışma bittikten, bir kere karar alındıktan sonra bu karar artık Komitenin doğal olarak da örgütün kararıdır ve tüm bileşenler tarafından sonuna kadar sahiplenilmelidir.

Komitede özgürce dile getirdiğimiz fikirlerimiz azınlıkta kalmış olsa da alınan kararı uygulamak demokratik merkeziyetçilik ilkesinin bir gereğidir. Aksi durumda bir örgütten söz etmek imkansız olacaktır.

Üreten, paylaşan ve yöneten komiteler inşa edelim!

Bu tartışma tek tek yoldaşların komitedeki sorumluluğunu, komitelerimizin yönetebilme kabiliyetini açığa çıkaracaktır.  Yaşamımızı örgütleyen, daha planlı-programlı bir faaliyetin kapılarını aralayacak olan yaklaşım komite toplantılarının düzenli yapılmasıdır.

Komite faaliyetinde birbirimizden öğreniyor muyuz? Denetime ve eleştiriye açık mıyız? Birbirimize güveniyor muyuz? Komitemizin kendimizi değiştirip, dönüştüreceğine aynı zamanda kendi dönüştürücü gücümüze güveniyor muyuz?

Bir komite çalışmasının içerisinde yer alacak her yoldaşın aklında bu soruların olması gerekmektedir. Çünkü bunlar komite faaliyetini ele alışımıza, komitedeki görev ve sorumluluklara yaklaşımımızda etkili olmaktadır. Kolektif bir üretim hedefiyle ele aldığımız komitelerimizin işlevinin somutlanması açısından da gereklidir. Bir komiteden ne bekliyoruz, komitede örgütlü her bir yoldaştan ne beklendiğinin anlaşılması açısından daha somut bir tartışmayı beraberinde getirir.

Her Komsomol komitesi belli periyotlarla düzenli bir biçimde toplantı yapmak zorundadır. Toplantıların örgütlenmesinden komitedeki her bir yoldaş sorumludur. Esas olarak komite sekreterinin görevleri arasındadır. Ancak bu demek değildir ki, diğer komite üyelerinin toplantıların örgütlenmesinde rolü yoktur.

Komsomolun bütün gündemleri bu toplantılarda tartışılır. Toplantıların yanında yine belli periyotlarla yapılan randevularda tartışılır. İdeolojik, politik bütün gündemler bu mekanizmalarda üstten alta doğru tartışılır. Bunun yanında pratik anlamda yapacağımız işlerde toplantı ve randevular aracılığı ile planlanır. Komite toplantılarımızın sadece pratik faaliyetimizi planlayacağımız platformlar olmadığının altını burada özellikle çizmek gerekmektedir.

Komitelerimiz bizim ideolojik, politik gelişimimizi de sağlayacak mekanizmalardır. Bu komiteleri nasıl ele aldığımızla ilgili bir durum olarak açığa çıkar. Biz bu şekilde ele almazsak sadece pratiği örgütleyen mekanizmalar anlamına gelir. Komite olma ruhunu yakalayabilmek için komite faaliyetinde pratik ve politika arasındaki bağı doğru kurmalıyız. Komitelerimiz, güncele dair tartışmalar yürüteceğimiz, alanın ve komitenin ihtiyaçlarından doğru ideolojik, politik eğitimi hayata geçireceğimiz mekanizmalardır.

Komitelerimiz üst komitelerle sekreterleri aracılığıyla ilişki kurar. Alan komitesi, ilçe komitesine, ilçe komitesi il komitesine o da bölge komitesine, bölge ise MK’ya bağlı bir şekilde faaliyet yürütür. MK’da iki Konferans ve Kongre arasında merkezi iradenin çizdiği eksende faaliyet yürütür. MK aynı zamanda GB iradesine karşı sorumludur ve hesap vermekle de mükelleftir.

GB komiteleri halk gençliğinin bulunduğu her alanda kurulabilir. Köylerde, okullarda, devlet kurumlarında, fabrikalarda, ordu içinde vb. yerlerde kurulabilir.

GB komiteleri esas olarak GB üyelerinden oluşsa da üyelerin önderliğinde GB İleri Sempatizanları (İS) tarafında da kurulabilir.

GB faaliyetini belli bir işleyiş içinde yaşama geçirir. Ülkemizde faşizm ve savaş gerçekliğinden dolayı örgütümüzde merkezi yan daha ağır basmaktadır. Elbette bu MK’nın örgüt yapısını, iradesini dikkate almayacağı, almaması anlamına gelmez. Bilakis koşulların olabildiğince zorlanması ve GB politikalarının alan ve bölge komitelerinin, GB iradesinin katılımıyla oluşturulması için elinden geleni yapmalıdır.

Komünist Gençlik

Özel Sayı: 18- Şubat 2016