Her Birey ve Komite İdeolojik Zaaflarından Arınarak Çelikleşir

Dördüncü Bölüm

     Dördüncü Bölüm

(…)

Parti, sınıf bilinçli proletaryanın sınıf örgütlenmesinin en yüksek örgütlenme biçimi olarak sınıfına ve emekçi kitlelere önderlik etmek, onları kurtuluşa ulaştırmak için kurulmuştur. Sınıfa ve emekçi halka parti önderlik eder ve parti önderliği partiyi yönetir. Önderlik kendi içinde iki bölümden oluşur. İdeolojik ve politik önderlik, örgütsel-pratik önderlik. Bunlar birbirini tamamlar. Biri olmadan diğeri verimli olmaz ve yine bunların birbirine karıştırılması ve bir iş bölümüne gidilmemesi parti faaliyetini verimli kılmaz.

Önderlikte ideolojik-politik önderlik tayin edicidir. Partinin gelişmesi, canlılığı vb. buna bağlıdır. Partimizin yabancısı olmadığı ve olmaması gereken bu vurguları bir an olsun unutmamak gerekir. Hem önderliğin bu görev ve rolünü yerine getirmesi yönüyle, hem de önderliğin bu görev ve misyonunu layıkıyla yerine getirmemesi veya getirememesi halinde bütün yoldaşların uyarılarda bulunmaları gerektiğinin ötesinde nefesini ensesinde hissetmeleri gerektiği ve sorumluluklar almaktan korkmadan kendini hazırlamaları gerektiği için belirtiyoruz. Önderlik, teorik önderliktir, ideolojik önderliktir, politik önderliktir, örgütsel-pratik önderliktir. Bu yönleriyle önderlik gerektirir. Bu yapıldığı ölçüde önderliktir. Bu görev yapılmadığı ölçüde önderlik yoktur veya önderlik boşluğu vardır.

Marksizm’in büyük mücadelesinin üç bileşiminden biri teorik alanıdır. İşçi sınıfı davasının gelişim ve başarısının bel kemiğini teorik-ideolojik mücadele alanı oluşturur. Kuşkusuz, üç başlıca mücadele alanının bir biriyle uyumlu, bağlantılı, planlı ve sistemli yürütülmesi gerekir. Davanın başarısı bunların birbirini tamamlamasında yatmaktadır. Bu mücadelede teorik-ideolojik mücadelenin önemi belirleyici durumdadır. Proletarya hareketinin gücü, yenilmezliği, canlılığı, sınıf uyanıklığı, militan ruhu bununla meydana çıkar, ete kemiğe bürünür. Bunun her küçümsenmesi ve gereken önemin verilmemesi kendiliğindencilikten kaynaklıdır, ekonomizmden kaynaklıdır veya ekonomizme, reformizme götürür ve onu besler. Tersine, sınıf mücadelesinin önünü açmak, bilincini, yolunu açmak için ne kadar önem verilirse o kadar az sayılır.

Teorik mücadele alanının önemini Engels yoldaş ilk olarak 1874’te ortaya koymuştur. Alman işçi hareketinin gücünün teorik mücadeleye verdiği önemden geldiğini, işçiler arasında teorik anlayış olmasaydı bilimsel sosyalizm gelişmezdi diyor. Bu önemden hareketle “bütün teorik sorunlarda gittikçe daha çok aydınlanmak, kendini günü geçmiş, eski dünya görüşünün lafzının etkisinden gittikçe daha çok kurtarmak için sosyalizm bir bilim haline geldiğinden bu yana, bir bilim olarak yürütülmesi, yani incelenmesi gerektiğini sürekli göz önünde tutmak, özellikle önderlerinin görevi olacaktır” diye vurguluyor.

Marks’ın ve Engels’in sadece yaşadıkları döneme damgasını vurmaları değil, bugün ve geleceğe de damgasını vuracak güçleri onların bilimsel devrimci sınıf teorisine verdikleri önemden geliyor. Devrimci teorinin sınıf mücadelesindeki önemini Engels yoldaş şu dahiyane sözlerle vurguluyor. “Devrimci teori olmadan devrimci pratik olmaz”! Lenin yoldaş Bolşevizmin “Marksist teorinin granit temeli üzerinde yükseldi”ğini söylüyordu. “Öncülük ve önderlik rolünü ancak en ileri teorinin kılavuzluk ettiği bir parti yerine getirebilir” diyordu.

Stalin yoldaş “Parti tarihi bize ayrıca, işçi sınıfı partisinin, işçi sınıfı hareketinin en ileri teorisine, Marksist-Leninist teoriye iyice hakim olmadıkça, sınıfının önder rolünü, proleter devrimci örgütleyicisi ve önderi rolünü oynayamayacağını öğretiyor. Marksist-Leninist teorinin gücü, bu teorinin partiye her durumda doğru yolu bulma olaylarının iç bağlantısını anlama, bunların akış yönünü önceden görme ve sadece bugün nasıl ve hangi yönde geliştiklerini değil, gelecekte nasıl ve hangi yönde gelişeceklerini de görme imkanı sağlamasında yatar” diyordu.

Bilme onun kavrandığını, içselleştirildiğini, ona hakim olduğunu göstermiyor. Genel ve yüzeysel bir bilgiye sahip olmak farklı, onu kavramak, ona hakim olmak, bunun gereklerini yerine getirmek, misyonunu oynamada yaratıcı olmak farklıdır. Karanlıkta el yordamıyla yürümek istemeyen, sorunlar karşısında bocalanmak, savrulmak ve akıntıya kapılmak istemeyen, görev ve eylemlerinde güvenilmez hale gelmek istemeyen, politik dar kafalılığa, ilkesizliğe, apolitik yaklaşımlara, giderek politik ve pratik mücadeleye ilgisizliğe vb. yol açmak istemeyen bu yönlü önderliğe önem vermek zorunda. Partinin gelişmesi, devrim mücadelesinin gelişmesi, önündeki sürecin başarısı vb. buna bağlıdır. Bu yönlü görev yerine getirildiği oranda başarılı olacaktır.

Devrimci teoriyi yani Marksist teoriyi yeni keşfetmeyeceğiz. O zaten Marks, Engels tarafından, daha sonra derinleştirilip geliştirilerek Lenin, Stalin ve Mao tarafından keşfedilmiştir. Onlar insanlık tarihini, bilimin gelişme tarihini, toplum ve ekonomi politiğin yasalarını diyalektik ve tarihsel materyalist bakış açısıyla inceleyerek ve proleter sınıf bakış açısıyla ele alarak Marksist teoriyi yani bilimsel sosyalizm teorisini ortaya koymuşlardır. Keşfedilmiş şeyleri yeni keşfedemeyeceğimize göre. Ustalarca keşfedilmiş Marksist dünya görüşünü-devrimci teoriyi öğrenip, dahası önemsememiz gerekir. Onların yöntemini öğrenip bilince çıkarmak gerekir.

Marksist ustalardan öğrenip dünya görüşümüzü özümsemenin yanı sıra elbette ayrıca tarihi, ülke tarihini, toplumlar ve sınıf mücadelesi tarihini, düşünce, felsefe tarihini öğrenmek gerekir. Dahası Marksizm-Leninizm-Maoizm teorisini hayatın gerisinde bırakmak istemiyorsak, bütün alanlardaki gelişmeler ışığında Marksizm’in bilimsel ve siyasal metoduyla geliştirmek, açıklık getirmek, yön göstermek ve devrimci dönüşümünü sağlamak zorundayız. Marksist teori doğru bir şekilde kavranmazsa, ona hakimiyet olmazsa ideolojik derinlik ve ideolojik uyanıklık olmaz. Teorik-ideolojik derinlik olmazsa politik uyanıklık, uzak görüşlülük, kafa açıklığı, doğru politik tahlil, tavır, teşhir, politik atılganlık ve inisiyatif vb. olmaz.

Önderlik bir nitelik olayıdır. Kapasite ve yetenek olayıdır. Marksizm’in devrimci teorisini özümsemesini gerektirir. İdeolojik derinlik, politik kafa açıklığı, mümkün olan derin bir kavrayış, öngörü, kapasite, yetenek gerektirir. Daha önemlisi bunlar kadar önem taşıyan siyasal ve örgütsel deneyim gerektirir. Bu politik ve örgütsel deneyim bilindiği gibi kitaplardan öğrenilmez, dışarıdan enjekte edilecek veya doğuştan gelen bir şey de değildir. Bu tamamıyla mücadele sürecinde edinilir. Partili yaşamın bu uzun sürecin deneyimleri sonucu edinilir. Parti faaliyetleri ve mücadelenin birçok alanında deneyim kazanılarak süzülerek bu deneyim edinilir.

Yukarıda belirttiğimiz önderlik rolünü, onun gereklerini, görevlerini vs. bir önderlik veya önderlikte yer alanlar niye yapmaz? Bilinçli olarak proletarya partisini davasını yıkmak için değilse, esas olarak misyonunun bilincinde olmadıklarını veya yeterince olmadıkları, gerekli teorik, ideolojik, politik birikim ve derinliğe, kafa açıklığına, yeteneğe vb. sahip olmadıkları için yapamıyor demektir. Başka bir izah yanı olamaz. Bunu kabullenmemek veya gizlemekle de bir yere varılamaz.

O halde bütün bunlardan çıkan sonuç niteliği, donanımı, zayıf bir önderliğin önderlik rolünü oynayamayacağı, doğru bir önderlik yapamayacağıdır. Sorun dümenin boş kalmaması, sürekli bir kaptanın dümende bulunması değil, gerekli özelliklere sahip (sağlam ve uyumlu tayfası ile birlikte) iyi deneyimli kaptanın kılavuzluğunda hedefe gidilmesidir. Parti nitelikli kaptanlar bulmayı, yetiştirmeyi vb. bilmelidir.

Politik çizgi örgüte kavratılmak durumunda. Bunlar yapıldığı oranda örgütsel önderlik ve faaliyetlerde başarılı olunur. Politik çalışma, örgüte yön gösterecek, önünü açacak, örgütü canlı kılacak ve gelişmesini hızlandıracaktır. Gerisi örgütsel önderliğin doğru politik çizgiyi ne kadar içselleştirmesine ne kadar kendi çizgisi olarak sahiplenip hayata uygulamada ısrar göstermesine bağlıdır. Güçlerini yerli yerine iyi değerlendirmesine, dar ve statükocu olmayıp çıkan engelleri zamanında, akıllı bir şekilde aşmasına, faaliyetleri yönetmede yetenek göstermesine bağlıdır.

Mao Zedung bu konuda zengin tecrübeler aktarmaktadır. Bizler de bunlardan dersler çıkartarak kendimizi şu söylenenlere tabi tutmalıyız. Mao Zedung önderlik meselelerine ilişkin şunları belirlemektedir. “Önder grup ne kadar faal olursa olsun, faaliyetleri kitlelerin faaliyetiyle birleştirilmedikçe, bir avuç insanın verimsiz çabası olmaktan öteye gidemez. Öte yandan kitleler, faaliyetlerini uygun bir şekilde örgütleyecek güçlü bir önder grup olmadan faaliyet gösterirlerse, bu faaliyet ne uzun ömürlü olabilir ne doğru yönde ilerleyebilir.’’

Devamla ‘’Partimizin bütün pratik çalışmalarında doğru önderlik, ‘kitlelerden kitlelere’ ilkesine uygun olmak zorundadır’’ ‘’ Birçok yoldaş, kitle mücadelelerinin tecrübesini toparlamanın önemini kavramıyor ya da bunda başarılı olamıyor. Bunun yerine kendilerini zeki sanarak, sübjektif fikirlerini ileri sürmekten hoşlanıyorlar. Ve bu yüzden bunların fikirleri boş ve pratikten uzak bir hale geliyor. Birçok yoldaş, bir görevle ilgili olarak genel bir çağrı yapmakla yetinip, onu derhal özel ve somut rehberlikte devam ettirmenin gereğini kavramıyor ya da bunda başarılı olmayabiliyorlar ve bu yüzden yaptıkları çağrı dudaklarında ya kağıt üzerinde yada konferans salonunda kalıyor ve önderlikleri bürokratik bir hale geliyor.‘’

Keza aynı makalede Mao Zedung tüm bunları düzetmenin tek ve yegane yolunu şöyle belirliyor:

“Her yerdeki yoldaşların kendi başlarına iyice düşünecekleri ve burada ortaya konan ilkeler temelinde bütün yaratıcılıklarını seferber edeceklerini umuyoruz. Mücadele sertleştikçe, sübjektivist ve bürokratik önderlik yöntemlerini tamamen yok etmek için Komünistlerin önderliklerini geniş kitlelerin talepleriyle daha sıkı kaynaştırmalarına ve genel çağrıları özel rehberlikle daha sıkı birleştirmelerine daha fazla ihtiyaç duyacaktır. Partimizdeki bütün yönetici yoldaşlar, sübjektivist, bürokratik önderlik yöntemlerine karşı her zaman bilimsel, Marksist önderlik yöntemlerini ortaya koymalı ve Marksist önderlik yöntemlerini kullanarak sübjektivist ve bürokratik yöntemlerinin üstesinden gelmelidirler.’’