Partimiz TKP-ML Darbeci Tasfiyeci Bir Saldırıyla Karşı Karşıya Kaldı!

Açıklama No: 2019/06

 

Uluslararası Proletaryaya, Komünist Harekete, Devrimci ve Demokrat Kamuoyuna

Partimiz TKP-ML Darbeci Tasfiyeci Bir Saldırıyla Karşı Karşıya Kaldı!

 

Bir siyasal partinin kendi yanılgıları karşısındaki tutumu, bu partinin ciddi olup olmadığını, kendi sınıfına karşı ve emekçi yığınlara karşı görevlerini gerçekten yerine getirip getirmediğini saptayabilmemiz için, en önemli ve en güvenilir ölçütlerden biridir. Yanılgısını içtenlikle kabul etmek, nedenlerini arayıp bulmak, bu yanılgıya yol açan koşulları tahlil etmek, yanılgıyı doğrultma yollarını dikkatle incelemek; işte ciddi bir partinin belirtileri bunlardır.” (V.İ. Lenin; c. XXV, s. 200, Rusça)

 

Nisan 2015 tarihinde Alman emperyalizmi ve faşist TC tarafından Partimiz TKP-ML’ye yönelik gerçekleştirilen merkezi düzeydeki karşı devrimci saldırı sonrasında, Partimizin önderliğinde yer alan burjuva kariyerist ve bürokrat dogmatik unsurlar, Partimize yönelik darbeci tasfiyeci bir girişimde bulundular. 8. Konferansımızın işbaşına getirdiği MK’nın içinden çıkan bu unsurlar; düşman operasyonu sonrasında Partimizde “yaşanan krizi fırsata çevirmek” istediler.

Bu unsurlar; 8. Konferans sonrasında izledikleri çizginin hesabını vermemek ve işledikleri bir dizi suçtan kaçmak için Partimizin birliğine yöneldiler!

Bu unsurlar, Parti içindeki MLM güçlerin bütün çabalarına rağmen, komünist bir platforma gelmekten, meseleleri bu zeminde tartışmaktan ve hesaplaşmaktan özenle kaçındılar!

Bu unsurlar; izledikleri çizginin faturasını ve işledikleri suçların hesabını ödememek için, Parti birliğini dinamitlemenin yanında, Partimizi “hizip” ilan edecek kadar politik olarak zavallılaştılar! Partimizi “sağ tasfiyeci” ilan eden bu unsurlar, “sağ tasfiyecilik”le komünist bir zeminde ve komünist platformlarda hesaplaşmaktan özenle kaçtılar.

Bu unsurlar; Partinin yaşadığı krizi ve sorunları komünist bir platformda çözmek yerine, “Parti iradesini temsil ediyoruz” diyerek Partimizi tümden ele geçirip, TC faşizminin ve emperyalizmin sınıf işbirlikçisi, oportünist bir çizgide demirlemesini istediler!

Partimizin iradesine yönelik gerçekleştirilen bu darbeci tasfiyeci saldırının özü; Parti iradesine hesap vermekten, eleştiri ve özeleştiri zemininden ısrarla kaçmaktır. Partimiz, Nisan 2015 sonrasında ısrarla bu çizgi sahiplerini komünist platforma oturtmaya çalıştı! Bunun için mücadele yürüttü ve emek harcadı! Ancak bu burjuva kariyerist ve dogmatik statükocu unsurlar, Partimizin önderliğini özel mülkleri haline getirme çabasından vazgeçmedi. Israrla kendilerini Partimize dayattılar! Düşman operasyonu sonrasında Parti önderliğinde yaşanan irade yitimini tüzüğümüzün emrettiği şekilde değil krizi büyütecek ve kaos haline getirecek şekilde “çözmek” ısrarından bir an için vazgeçmediler. “Çözüm” için Partiyi çözmeyi tercih ettiler! Ve bu “görev”lerini de başardılar!

Bu unsurlar; Partimizin yaşadığı sorunları çözmek yerine kendileri bir sorun haline geldiler. Sorunun kaynağı haline dönüştüler! Partimize, Partimizin birliğine saldırmakta ısrar ettiler ve nihayetinde bir kısım Parti gücümüzü de peşlerinden götürerek Partiden koptular.

Ancak önemle vurgulamamız gerekir ki; bu bir sonuçtur! Ve daha da önemlisi Partimize yönelik gerçekleştirilen bu darbeci tasfiyeci saldırı ve ortaya çıkan sonuç, sadece birkaç burjuva unsurun pratiği değildir. Böyle ele almak, olayı basitleştirmek demektir. Yaşanan her olgu ve gelişme gibi bu pratik de sınıf mücadelesinden ve yaşamdan kopuk değildir. Darbeci tasfiyeci klik önderlerinin yaptığı gibi, daha düne kadar komünist gördüğünüzü birdenbire “hizip” ilan etmek ve “bir şekilde” ondan kurtulmaya çalışmak sorunu fazlaca basitleştirmek ve Partimize, Partimizin birliğine yönelen darbeci tasfiyeci saldırının sınıfsal özünü karartmak demektir. Partimiz, meseleyi kendi tarihsel sürecinden de hareketle değerlendirmekte ve bu süreci bir bütün olarak analiz etmektedir. Son olarak yaşadığımız darbeci tasfiyeci saldırı, kökleri Partimizin kuruluşundan bugüne uzanan ve kendi içinde bir türlü mahkum etmediği oportünizmin ürünüdür.

Başkan Mao bu çizgiyi “liberalizm” olarak tanımlamakta ve şöyle demektedir; Liberalizm, oportünizmin bir ifadesidir ve Marksizme tamamen aykırıdır. Olumsuzdur ve nesnel olarak düşmana hizmet eder; içimizde sürüp gitmesinden düşmanın hoşnut olması bundandır. Bu niteliğinden dolayı liberalizmin devrim saflarında yeri olmamalıdır.” (Mao Zedung; “Liberalizmle Mücadele Edelim”, 7 Eylül 1937, c. 2; s. 28, Kaynak Yayınları)

Açıkça belirtiyoruz ki; bu oportünist çizgiyle hesaplaşmadan, Partimizin Türkiye Demokratik Devrimine önderlik etmesi, sosyalizm ve komünizmi gerçekleştirmesi mümkün değildir.

Partimizin yaşadığı darbeci tasfiyeci saldırı; pratikte devrimci olmamanın, statükonun ve kitlelerle, kitle hareketiyle buluşamamanın ve nihayetinde somut koşulların somut tahlilinden hareketle, Türkiye koşullarında yaşanan değişimleri, ortaya çıkan çelişkileri, sınıf mücadelesinin aldığı biçimleri analiz edip sentezleyememenin ve bu sentezi, Halk Savaşı stratejisiyle birleştirememenin ürünü olarak ortaya çıktı ve gerçekleştirildi.

Partimize yönelik bu darbeci tasfiyeci saldırıya önderlik edenler, uzun bir süredir Partimizin önderlik kademesinde yer alan ve komünist kimlikleri bırakalım Partimizi, halkımız ve taraftarımız nezdinde dahi tartışma konusu olan; ideolojik olarak bitmiş, politik olarak tükenmiş, kültürel olarak yozlaşmış kişiliklerdir. Bu unsurlar, Partimizin sınıf mücadelesi karşısında güçsüzlüklerine dayanmış, devrimci çalışmalarındaki eksikliklerinden kendilerini var etmiş ve nihayetinde hesap verme vakti geldiğinde, Partimizin birliğine yönelmekten ve kariyer uğruna Partimize yönelik darbeci tasfiyeci bir saldırıya girişmekten bir an olsun çekinmemişlerdir.

Kendi yaşamlarında bırakalım komünizmi devrimciliği dahi uygulamaktan kaçan bu burjuva kariyerist unsurları Başkan Mao şöyle tanımlamaktadır: Liberal kimseler Marksizmin ilkelerini soyut birer dogma olarak görürler. Marksizmi kabul ederler, ama onu uygulamaya ya da hakkıyla uygulamaya yanaşmazlar; liberalizmlerinin yerine Marksizmi koymaya yanaşmazlar. Bu kimselerde Marksizm vardır, ama aynı zamanda liberalizm de vardır. Marksizmden söz eder, liberalizmi uygularlar. Marksizmi başkalarına, liberalizmi kendilerine uygularlar. Bunlar her iki malı da dağarcıklarında bulundururlar ve her birini kullanacak yer bulurlar. Bazılarının kafası işte böyle işler. (age, s. 28)

Bu unsurların Partimizin birliğine yönelmesi ve darbeci tasfiyeci saldırılarından sonuç alması, Partimizde var olan oportünizmin hangi boyutlarda olduğunu göstermesi açısından önemli olduğu kadar, görevlerimizin ağırlığına da işaret etmektedir. Partimiz; yaşamış olduğu darbeci tasfiyeci saldırıyı asla kişilerle açıklamamaktadır. Bu bir sonuçtur. Önemli olan bu sonucu ortaya çıkartan zemindir. Partimiz bu oportünizmin boy verdiği kökleri kurutmadan, MLM ideolojisiyle donanmadan ve ilkelerini hakim kılmadan, her türden sağ ve sol oportünizmden kurtulamayacağının bilincindedir.

 

Partimizin “Sürekliliği Sağlanmış” Önderliği Sorunu!

Kuşkusuz ki bu bir önderlik sorunudur. Partimizin İbrahim Kaypakkaya yoldaştan sonra sürekliliği sağlanmış bir önderlik sorunu yaşaması; Parti içi mücadeleyi, Partiyi ve sınıf mücadelesini geliştirici ve ilerletici değil de kişileri ve statükoyu korumaya yönelik bir tavır içinde ele alması bizi her daim kendi içinde çıkan “hizip”lerle, darbeci tasfiyeci saldırılarla karşı karşıya bırakmıştır. Bu durum Partimizi Türkiye devrimine önderlik etmede takatsiz bırakmış, esas olarak iç sorunlarla boğuşmasına neden olmuştur.

Elbette ki Partimiz de dahil olmak üzere komünist partilerde farklı görüşlerin olması ve mücadele içinde bulunması doğaldır. Ancak gerek iki çizgi mücadelesi ve gerekse de parti içi farklı görüşler partiyi geliştirmenin, ideolojik olarak sağlamlaştırmanın, politik olarak yetkinleştirmenin, örgütsel olarak bolşevikleştirmenin/güçlendirmenin ve askeri olarak düşmana vuruş kapasitesini sıçratmanın aracı olarak ele alınmamıştır. Varolan önderlikler meseleyi kendi oportünist çizgilerini ve statükolarını korumak için ele almışlar, ortaya çıkan sorunları, var olan farklı görüş ve çizgileri sınıf mücadelesiyle ilişkilendirmemişler; bunları komünist çizginin gelişimi için bir fırsat olarak görüp/kavrayarak meseleye yaklaşmamışlardır.

Partimiz de dahil olmak üzere, komünist partiler açısından farklı görüş ve çizgiler, proleter çizgiyi güçlendirmek ve bu anlamıyla yok edilmek için kavranmak zorundadır. Yok edilmekten kastettiğimiz, örgütsel tedbirlerden ziyade esas olarak ideolojik politik mücadeledir. Bunun yolu da farklı görüş ve çizgilerin, andaki sınıf mücadelesiyle bağını kurmak ve sürekli mücadele içinde olmaktır. Bu yapılmadığında Partimizin yaşamak zorunda bırakıldığı gibi sürekli bir hizip, darbe, ayrılık olmakta ancak Partimiz bu süreçlerden güçlenerek çıkmamaktadır.

Durum o hale gelmiştir ki; Partimiz kendi tarihini “hizip”ler tarihi olarak açıklamaya başlamış(!); “sürekliliği sağlanmış önderlik yaratma” sloganı, konferans kararları olarak alınmış ve bu kararlar dönüp dolaşıp, Partinin ilerleyememesinin, sınıf mücadelesine etkili müdahale edememesinin ve Halk Savaşı çizgisini başarıyla hayata geçirememesinin gerekçesi olarak Partiye ve kamuoyuna sunulmuştur.

Gerçekte ise Partimizde önderlik pozisyonunda olanlar sürekliliği sağlanmış bir önderlik pozisyonundadır. Son yaşadığımız darbeci tasfiyeci saldırıya önderlik eden ve bu anlamıyla Partiyi bölen, birleşmenin değil dağılmanın, düşmana değil yoldaşına yönelmenin önderliğini yapanlar yaklaşık yarım asırdır Partimizin önderlik kademesinde merkezi düzeyde yer alanlardır. Hal böyleyken halen sürekliliği sağlanmış bir önderlik yaratmaktan bahsetmek son derece yanıltıcıdır. Partimiz sürekliliği sağlanmış bir önderlik yaratmıştır ve bu önderlik gelinen aşamada, sorgulayan, araştıran, eleştiren, muhalefet eden parti üyelerinin karşısında, en iyi bildiği şeyi yapmış, klasik bir “hizip” senaryosuna başvurmuş, Parti güçlerini bu anlamıyla saflaştırarak, darbeci tasfiyeci saldırısını örgütlemiştir.

Partimiz sürekliliği sağlanmış bu “önder”liklerle ve onun oportünist çizgisiyle hesaplaşmadığı müddetçe, bu türden sorunları tekrar tekrar yaşamaya adaydır. Bu anlamıyla Partimizin sorunu basitçe, “hizip”, “darbe” söylemine ve ajitasyonuna indirilmeyecek kadar önemlidir. Partimiz gerçekten Türkiye devrimine önderlik etmek iddiasındaysa öncelikle yıllardır Partiye önderlik eden ve gelinen aşamada Partiyi darbeci tasfiyeci bir saldırıyla karşı karşıya bırakan, üstelik de bunu son derece apolitik gerekçelerle “hizip” olarak maskeleyen, bu oportünist önderlik tarzıyla; Partinin sınıf mücadelesi ve kitle hareketleriyle ilişkilenişiyle hesaplaşarak, silahlı mücadelenin, genelde gerilla savaşı özelde Halk Savaşı stratejisinin ülkemizde aldığı ve alacağı biçimlerle birlikte değerlendirerek yapmak zorundadır.

Dolayısıyla meselemiz, tıpkı 8. Konferans kararlarında olduğu gibi, masa başında doğru ve isabetli kararlar almak değildir! Bu kararların doğruluğunu bizzat pratikte test etmek, yanlışları ret edip, doğruları güçlendirerek yürümektir. Doğru Marksist tutum budur. Bunun dışındaki her ele alış oportünizmdir. 8. Konferans ve onun iradesini teslim ettiği 8. MK’nın kağıt üzerinde almış olduğu “doğru kararlar” pratikte yaşama geçirilmediği, bizzat 8. MK’nın buna önderlik etmediği koşullarda, alınan kararların bir kıymeti harbiyesi yoktur. Tarihe düşülmüş “doğru kararlar” olarak kalmışlardır.

Bu anlamıyla bugün açısından Partimizin asıl hesaplaşması gereken başta MK olmak üzere, partinin sınıf mücadelesi karşısındaki ideolojik duruşu, politik olarak meseleleri ele alışı ve çelişkileri çözümlemesi, örgütsel olarak belirlediği merkezi politikaya uygun şekillenmesi, askeri olarak da bu genel siyasi çizginin basitten karmaşığa örgütlenmesidir. Bütün bu alanlarda cesaretle kendimize dönmek, pratiğimize özeleştirel yaklaşmak ve tıpkı Partimizin kuruluş döneminde olduğu gibi “burjuva karargahları bombalamak” temel şiarımızdır.

 

Partimizin Birliğine Yönelen Darbeci Tasfiyeci Saldırının Özetlenmesi!

Partimiz Nisan 2015 tarihinde merkezi bir düşman operasyonuyla karşı karşıya kaldı. Bu operasyon sonrasındaki 8. Konferans’ın seçtiği 8. MK (diğer bazı etmenlerle birlikte) irade yitimine uğradı. İrade yitimi iki nedenden kaynaklıdır. Birincisi 8. Konferans’ın verdiği yetki süresinin dolmuş olmasıdır. Esasen 8. MK iradesi, 8. Konferans’ımız sonrasında parti tüzüğümüz gereği 3 yıllık bir iradeyi temsil ediyordu. 8. MK tüzüğümüz gereği kendisine verilen uzatma hakkını iki kez kullanmış ve bu süre 2013 yılında dolmuş durumdadır. Ancak 8. MK’nın Partiyi iradeye taşıması beklentisi nedeniyle bu yetkisizlik tartışma konusu yapılmamış, 8. MK’nın Partiyi iradeye götürmesi beklenmiştir. Ancak düşmanın karşı devrimci saldırısıyla bu süreç kesintiye uğramıştır.

İrade yitiminin ikinci nedeni, operasyon sonrasında aktif olan 8. MK üyelerinin içine düştükleri durumdur. Parti tüzüğümüze göre kağıt üzerinde bir “salt çoğunluğa” sahip olan 8. MK; operasyon sonrasında kendi içinde bölünmüş ve salt çoğunlukla karar alma yetkisini de kaybetmiştir. Aktif durumda olan 8. MK üyelerinin tek yapmaları gereken Partiyi iradeye götürmekti. “Ortak olarak” alabilecekleri tek karar tüzüğümüz nedeniyle buydu.

Ancak tercih edilen bu olmamıştır. 8. MK’nın bir üyesi, diğer bir üye hakkında çeşitli iddialarda bulunmuş, bunun karşılığında diğer üyeler de bu üyeyi partiden atmaya kalkmışlardır. Üstelik Partimizin açık tüzük hükümlerine rağmen bu yapılmaya çalışılmıştır. Partimiz bizzat kendi “önderliği” eliyle kriz ve kaosun içine atılmıştır. Bunda belirleyici olan etmen ise azınlık durumunda olan 8. MK üyelerinin tavrı olmuştur. 8. MK’nın azınlık üyeleri var olan krizi fırsata çevirmek istemiş ve 8. Konferans dönemine ilişkin Parti iradesine hesap vermekten kaçmak ve son yaşanan merkezi karşı devrimci saldırıdaki rollerini geçiştirmek için, Partimize yönelik darbeci tasfiyeci bir saldırı içine girmişlerdir.

Partimize yönelik gerçekleştirilen bu darbeci tasfiyeci saldırı, kaynağını küçük burjuva ideolojik dünya görüşünden alsa da yer yer lümpen proletaryanın şiddet içeren pratiklerini de barındırmaktadır. Devrimci yayın bürolarının basılması, Parti faaliyetçilerimize yönelik şiddete başvurulması, parti kadrolarımızın ve faaliyetçilerin deşifre edilerek düşmana ihbar edilmesi gibi pratikler; bu çizginin görünürdeki tezahürü olsa da esas olarak ideolojik olarak çürümenin ve yozlaşmanın, proletarya saflarından kopmanın ve kendi politikasına güvensizliğin ürünüdür. Bu anlamıyla bu çizgiyle Partimizin ve proleter çizginin uzaktan yakından bir ilgisi bulunmamaktadır. Ve tam da bu nedenle bu grup, Partimizi “hizip” ilan ederek saflarımızdan kopmuştur.

Partimiz yukarıda bahsedilen süreçte, belli bir aşamaya kadar kamuoyuna dönük herhangi bir açıklama yapmayarak Parti içi iki çizgi mücadelesini yaşama geçirmeye çalışmış, demokratik merkeziyetçilik mekanizmalarının işletilmesi için çaba harcamıştır. Bunun nedeni, bu gruba ilişkin bir fikrimizin olmaması değil, esasen darbeci tasfiyeci anlayışın etkisi altında bulunan Parti güçlerimizi ikna etmek, Partinin bölünmesini engellemekti. Nitekim, bu grup MK ismini kullanarak Parti organlarını (Geçici Yurtdışı Komitesi) kamuoyunda teşhir ederek, tasfiye ettiğini açıklayıncaya kadar Partimiz tarafından, tartışmalı hiçbir konuda kamuoyuna dönük bir açıklama yapılmamıştır. Yurtdışı Komitesi’nin tasfiye edildiğine dair açıklamanın ardından ise Parti güçlerimizi temsil eden organlarımız ve faaliyet alanlarımız (Ortadoğu Bölge Komitesi, Kadın Komitesi, Geçici Yurtdışı Komitesi, Yayın Komitesi ve TMLGB) tarafından bir açıklama yayımlanmıştır. Bu karşılıklı açıklamalara karşın, Partimiz süreç tamamen sonuçlanıncaya kadar “ayrılık” ilanı yapmamış, aksine parti güçlerinin birliği için çalışmaya devam etmiştir. (EK 1)

Ancak bizler Partimiz TKP-ML’ye yönelik gerçekleştirilen bu “kast darbesi”ni ve dolayısıyla partinin güçlerinin bölünmesini engellemeye; darbeci tasfiyeci azınlık MK üyelerini Parti tüzüğümüze ve ilkelerimize uygun davranmaya çağırıp yaşanan sorunları “Birlik-Eleştiri-Daha Yüksek Birlik” ilkesine uygun hareket ederek çözmeyi amaçlarken; darbeci tasfiyecilik bu çabamızı alabildiğine kullanmaya çalışmış, Partimizi darbeleme ve bölmek için fazlasıyla yararlanmıştır.

Darbeci tasfiyecilik kendi aldığı kararın dahi arkasında durmamış, “hizip” ilan ettiği partimizle bu zeminde hesaplaşmaktan ve bu şekilde kopmaktan özellikle kaçmıştır. Altını çizmeliyiz ki; darbeci tasfiyeci klik, zorlama “hizip” senaryolarına ancak kendilerini ikna edebilmiş, halkımızı ve taraftarlarımızı ikna edememiştir.

Yapabildikleri tek şey, ideolojik-politik-örgütsel ve askeri alanda suç işlemek ve bu suçun faturasını ödememek için Partiyi bölmeyi dahi göze alabilmek, Parti iradesinin karşısına çıkmaktan özenle kaçınmak, sahte “hizip” söylemleriyle meseleleri kriminalize etmek, neredeyse her önüne gelene soruşturma açıp, Partiden atmakla tehdit etmek ve nihayetinde TKP-ML’nin ideolojik duruşuna tamamen aykırı biçimde devrimcilere saldırmak olmuştur. Sorunun daha da büyümemesi, tamamen partimizin sol duyulu ve devrimci değerlere sarılan yaklaşımıyla alakalıdır. Ancak darbeci tasfiyecilik işlemiş olduğu bu suçlar nedeniyle tarih ve kitleler karşısında daha şimdiden yargılanmış ve mahkum olmuştur.

Partimiz doğru zeminde ve platformlarda darbeci tasfiyeci anlayışla hesaplaşmak istemiş, bunu sonuna kadar da zorlamıştır. Çünkü bu hesaplaşma, kendi komünist çizgisini güçlendirecekti. Ancak darbeci tasfiyeci klik her türlü kirli pazarlığı gündeme getirmekten de kaçınmamıştır. Bu pazarlıkçı anlayışın çizgi ve önderlik yöntemine en iyi örnek “hizip ilan ettikleri”yle irade konusunda pazarlık yapmak olmuştur. Bizim Parti anlayışımızda hiziplerle pazarlık yapılmaz! Bir yerde hizip varsa bu hizip, komünist zemin ve platformlara çekilir ve orada mahkum edilir. Özellikle ideolojik-politik olarak bu tercih edilir ki, komünist çizgi güçlensin!

 

Darbeci Tasfiyeci Oportünizmin Tablosu!

Partimiz darbeci tasfiyeci anlayışın temsilcileriyle komünist platformda hesaplaşmak için bütün enerjisi ve yoğunlaşmasını harcadı. Ancak bunda başarılı olamadı.

Örneğin Partimiz 8. Konferans’ında dört ana başlık altında sayacağımız bir yönelim belirlemişti. Bunlar:

1) Gerilla savaşının ilk aşamasını tamamlamak,

2) Kitleler içinde örgütlenmiş ve sürekliliği sağlanmış önderlik yaratmak,

3) Yeni kadro ve militan yetiştirmek,

4) İdeolojik-kültürel dejenerasyonu etkisiz kılıp ortadan kaldırmak.

Bu görevlerden hiçbirisi 8. MK önderliği tarafından yerine getirilmemiştir.

Kısmi de olsa gerilla alanında yapılan çalışmalar kendini tekrar eden ve giderek de tüketen bir çizgide ilerlemiş ve daha da önemlisi 8. MK, Partimizin Halk Savaşı kavrayışına uygun olarak, doğrudan doğruya kendi sorumluluğu ve önderliğinde bir Halk Savaşı örgütlemek yerine; bu görevi bölgedeki bir parti komitesine devretmekte sakınca görmemiştir.

Partimizin Halk Savaşı yaklaşımı stratejiktir ve bir alanda faaliyet yürüten parti komitesinin önderliğinde değil, doğrudan doğruya MK’nın ideolojik-politik-örgütsel ve askeri önderliğinde gerçekleşmek zorundadır. Partimizin tüzüğünde de bu koşul vardır. Bunun yapılmadığı yerde bırakalım Halk Savaşı’nı kavrayışında bir sorun olmasını, örgütsel olarak menşevik bir örgütlenme modeli hayata geçiriliyor, Partiye bu dayatılıyor demektir. Bunun adı tasfiyeciliktir ve bu anlayıştan bir gelişim çıkmayacağı, Partinin 8. Konferans’ında önüne koyduğu gerilla savaşının ilk aşamasını tamamlayamayacağı çok açıktır. 8. Konferans’tan günümüze Partimizin Halk Savaşı ve onun ilk aşaması olan gerilla savaşı pratiği bu olmuştur. Sosyal pratik bu gerçeği fazlasıyla göstermiştir.

Nitekim Partimiz, Kongreye hazırlanırken, bu pratiği gerçekleştirenler, hesap vermekten kaçmak için Partimizin birliğini baltalamaktan çekinmemişler, Partimize yönelik darbeci tasfiyeci bir saldırı gerçekleştirmişlerdir.

Partimizin 8. Konferans sonrasında Halk Savaşı kavrayışı ve ele alışını tartışmak ve gerekli dersleri çıkarmak önümüzde bir görev olarak durmaktadır.

8.Konferans’ın belirlemiş olduğu diğer yönelimlerin hiçbirisine dair de somut ve elle tutulur bir adım atılmamıştır. Parti önderliğinin bırakalım kitlelerden kopukluğu, giderek Partiden de koptuğu, kendi içinde koalisyona dayalı bir yönetim anlayışı belirlediği ve yaşanan sorunlardan kendisini değil de doğrudan doğruya Parti üyelerini, Parti militanlarını, faaliyetçilerini ve giderek ülkedeki durumu (kitleleri) sorumlu tuttuğu(!) bir pratik ve anlayış ortaya çıkmıştır.

Böylesi bir tabloda bırakalım Partiye yeni kadro ve militan yetiştirmeyi, MK’nın tek düşüncesi, kendi önderlik pozisyonunu korumak, gelişmeye açık, dinamik yoldaşları ileriye taşımak ve partileştirmek değil, MK içindeki dengelere göre, Partiye değil de “kendine göre” örgütlemek olmuştur.

Nihayetinde Partimizin yaşamak zorunda bırakıldığı darbeci tasfiyeci saldırı sırasında yaşanan pratikler, Partimizde yaşanan ideolojik-kültürel dejenerasyonun ne boyutlarda olduğunu da göstermiştir. 8. MK bu konuda bırakalım adım atmayı, bizzat ideolojik-kültürel yozlaşmanın kaynağı haline gelmiş, parti bu ideolojik-kültürel formasyonla şekillendirilmiştir. Parti tarihimizde örnekleri çok az görünen ve lokal düzeyde yaşanan; devrimcilere, halka şiddet eylemleri, düşmana ihbar ve deşifrasyonlar; bu süreçte, bu grup tarafından bir politika olarak savunulmuş ve pratiğe geçirilmiştir. Bu tablo, Partimize yönelik gerçekleştirilen darbeci tasfiyeci anlayışın ideolojik-kültürel dejenerasyonda bir hayli yol aldığını ve neredeyse Partimize hakim olacağını göstermektedir.

 

Partimizden Kopan Grubun Niteliğinin Ana Hatları!

Toplamda bu tablo:

8.MK açısından, kendisine liberal, partiye sekter, kapalı kapıcı ve koalisyona dayalı uzlaşmacı bir önderlik gerçekliği ve tam da 8. Konferans’ın işaret ettiği gibi ideolojik-kültürel dejenerasyonu doğurmuştur.

İdeolojik olarak, 8. MK Partiye ideolojik önderlik edip sorunları çözeceğine, kendisi bir ideolojik sorun olarak Parti karşısına çıkmış ve Partiyi bölmek için elinden geleni yapmıştır. İdeolojik olarak Marksizm Leninizm Maoizm’i değil, burjuva ideolojisini; özellikle de liberalizmi, alancılığı/bölgeciliği uygulamıştır.

Mao yoldaşın oldukça net ifadeleriyle tanımlarsak; “Liberalizm, küçük-burjuva bencilliğinden kaynaklanır, kişisel çıkarları birinci plana alır, devrimci çıkarları ikinci plana iter ve bu da ideolojik, politik ve örgütsel liberalizme yol açar.” (Mao Zedung, “Liberalizmle Mücadele Edelim”, 7 Eylül 1937, c. 2; s. 28; Kaynak Yayınları)

Politik olarak, sınıf mücadelesine bırakalım önderlik etmeyi, yaşanan gelişmeleri doğru tahlil edip politika oluşturmak ya da ülkemizin siyasal-toplumsal-kültürel vb. alanlarında yaşanan değişimleri inceleyip, ortaya çıkan çelişkileri tespit edip politika üretmek yerine genel geçer doğruları söylemekle yetinmiştir. 8. MK Partiden ve kitlelerden beslenip yeniden onlara dönmek yerine, bürokrat ve kariyerist yapısına uygun olarak “idare eden” bir önderlik rolü ve misyonu oynamıştır. Politik olarak belirlemeci bir konuma düşmüştür.

Örgütsel olarak, bürokrat ve sekter bir örgütsel politika izlemiş, Partiye yeni kadrolar ve militanlar kazandırmak yerine; kendisine liberal partiye sekter bir örgütsel politika hayata geçirmiştir. 10 yıldır İleri Militan olan yoldaşların varlığı bu tasfiyeci menşevik örgütsel çizginin tipik göstergesi olmuştur.

Askeri olarak, 8. MK Halk Savaşı’nı başta kendisi olmak üzere bir bütün olarak Partinin yönelimi olarak hayata geçirememiştir. Gerilla savaşının ideolojik-politik-örgütsel ve askeri önderliğini, gerilla alanında görevli Parti komitesine devrederek kendi önderliğini adeta yok saymıştır. Bu tarz önderlik anlayışı Partimizin; Halk Savaşı değil, kitlelerden kopuk bir şekilde öncü savaşı vermesini doğurmuştur.

8.MK kendi içinde yaşadığı bu sorunlar ve önderlik krizi nedeniyle Partinin devrimci atılımın önünü kesmiş, devrimci yanının soğurulmasına yol açmıştır. Örneğin Kobane ve Rojava’da Kürt Ulusal Hareketi’yle dayanışma temelli atılan adımlar, darbeci tasfiyeci kliğin önderlerinin sosyal şoven anlayışları ve 8. MK içindeki çelişkilerin kurbanı olmuş, Partimiz bu alanlarda gerektiği ve hak ettiği gibi temsil edilememiştir. Bundan daha da önemlisi, bu alanlardaki devrimci savaş, Partimizin gerilla savaşını güçlendirebilecek, devrimci atılım gerçekleştirebilecek ya da 8. Konferans’ta belirlenen haliyle yönelimi hayata geçirecek tarzda ele alınmamıştır. Bu alandaki güçlerimiz; 8. MK’nın kendi içindeki çelişkilere kurban edilmek istenmiştir. Buna rağmen Partimiz Kobane ve Rojava’da DAİŞ çetelerine karşı savaşta yer almış, çok değerli bir kadrosunu, -Nubar Ozanyan yoldaşımızı- şehit vermiştir.

Benzer biçimde; partimizin başta Kürt Ulusal Sorunu olmak üzere, ülkemizde yaşanan çelişkilerle ilişkilenmek, silahlı mücadelenin geliştirilmesi, faşizme yönelik daha etkili ve ortak eylemlerin gerçekleştirilmesi amacıyla başta Kürt Ulusal Hareketi olmak üzere bir dizi devrimci örgütle birlikte kuruluşunda yer aldığı HBDH örgütlenmesi, “ayrılığın” gerekçesi yapılmış, darbeci tasfiyeci saldırının paslı silahı olarak kullanılmak istenmiştir.

Her şeyden önce HBDH örgütlenmesi, Partimiz açısından sınıf mücadelesinin, özellikle de silahlı mücadelenin, aynı düşmana karşı birlikte yönelmenin ve elbette Partimizin uzunca bir süredir oportünizm tarafından kemirilen devrimci yönlerinin güçlendirilmesi olarak ele alınmıştır. Bu birlik içinde yer almak demek Partimiz açısından politik bir konu olarak değerlendirilmiş ve darbeci tasfiyeci anlayış tarafından propaganda edildiği gibi, Partimizin ideolojik duruşuna yönelik bir kırılma olarak görülmemiştir. Nihayetinde Partimiz kendi ideolojisine, politik duruşuna güvenmektedir. Bu tür birliklerde yer almamayı savunmak, buradan Partinin birliğine yönelmek ve darbeci tasfiyeci saldırıya malzeme yapmak; ideolojik duruşa, komünist dünya görüşüne dair bir probleme işaret ettiği kadar, kendine güvensizliğin de bir ürünüdür. Ancak asıl mesele, ideolojik duruş adı altında, hiçbir şey yapmamak, MLM’yi bir eylem kılavuzu olarak değil, dogma olarak kavramaktır. MLM savunuculuğu adı altında statükosunu korumaktır.

Darbeci tasfiyecilik bu konuda da halkımıza yalan söylemekten çekinmemiş, Parti iradesinin vermiş olduğu karara saygı göstermemiştir. Tablo açık ve nettir. HBDH meselesinde Parti irademiz eşit oranda bir karar belirlemiştir. Buna rağmen darbeci tasfiyeci kast, partimizin HBDH’den ayrıldığını kamuoyuna açıklamıştır. Bu durum tasfiyeciliğin Parti iradesine yaklaşımını, kendisini Parti iradesinin üzerinde gören darbeci anlayışını ele vermektedir. Açıktır ki bu mesele politik bir meseledir. Partimiz politik meselelerde yanlış yapabilir. Yanlış yaptığında ise özeleştirisini verip aynı politik hatayı tekrarlamamaya çalışır. Böylesi bir meselede Parti güçlerini saflaştırmak, –üstelik de ortaya çıkan sonucu çarpıtarak– partinin birliğine yönelmek ve darbeci tasfiyeci saldırının gerekçesi yapmak affedilemez bir suçtur.

Sonuç olarak denilebilir ki; yukarıda özetle işaret ettiğimiz noktalar, Partimizin bir kısım üyesinin tartıştığı ve darbeci tasfiyeci anlayışla temelden hesaplaşmayı içeren yanlar barındırıyordu. Zaten tam da bu nedenle darbeci tasfiyeci kast, bu hesaplaşmadan kaçtı. Partimizi “hizip” ilan edecek kadar zavallı bir politik duruma düştü. Önemle belirtmek istiyoruz ki; darbeci tasfiyecilik “hizip” ilan ettikleriyle, parti zemininde ve komünist platformlarda tartışmaktan özenle kaçınmıştır. Partimiz her zeminde ve platformda, bu bürokrat darbeci tasfiyeci anlayışla hesaplaşmak ve kendi komünist çizgisini sağlamlaştırmak istemiş ancak, bu tasfiyeci klik, tartışmaktan, Partinin sorunlarını çözmekten özellikle kaçmıştır.

Partimiz saflarımızdan kopan grubu; ideolojik olarak küçük burjuva dünya görüşüne sahip, lümpen proletaryanın kimi özelliklerini taşıyan; politik olarak, dogmatik, sosyal şoven ve cinsiyetçi bir çizgi izleyen, örgütsel olarak sol sekter, bürokrat ve kariyerist; askeri olarak ise Halk Savaşı’nı söylemde kabul eden ama pratikte ret eden, kitlelerden kopuk ve öncü savaşı mantığıyla hareket eden bir grup olarak değerlendirmektedir.

Parti kurucumuz İbrahim Kaypakkaya yoldaşın şu sözlerini bir kez daha yinelemek; Partimize unutturulan/unutturulmaya çalışılan bu yaklaşımı bir kez daha hatırlatmak gerekir:

Kitleler içinde kök salmış, demir disiplinli, subjektivizmden, revizyonizmden ve oportünizmden arınmış, özeleştiriyi uygulayan çelik gibi bir parti, silahlı savaş içinde gelişecek güçlenecektir. Böylece bayatı atıp tazeyi alacak ve burjuva unsurlardan arınacaktır. Halkın en ileri unsurlarını, komünist önderleri ve militanları böylece bağrında toplayacaktır.” (İbrahim Kaypakkaya, Bütün Eserleri, Umut Yayımcılık; s. 449)

 

Darbeci Tasfiyecilik Yenilgiye, MLM Zafere Götürür!

Yaşasın Proletarya Enternasyonalizmi!

Yaşasın Partimiz TKP-ML, Önderliğindeki TİKKO, TMLGB ve KKB!

Yaşasın Marksizm Leninizm Maoizm!

 

TKP-ML MK SB

Nisan 2019

 

Ek 1:

KAMUOYUNA ZORUNLU AÇIKLAMA

Ocak 2017 tarihinde “İşçi Köylü Kurtuluşu adlı bir sitede “Partimiz TKP/ML’ye gönül vermiş Türk-Kürt ve çeşitli milliyetlerden işçi sınıfı ve emekçi halkımıza, partimizin üye ve militanlarına başlığıyla “İLAN EDİYORUZ: ‘GYDK’ İMZALI AÇIKLAMALAR, ÖRGÜTLENEN FAALİYETLER PARTİMİZDE YEŞERMİŞ YURT DIŞI MERKEZLİ HİZİBİN ÇALIŞMALARIDIR. PARTİMİZ TKP/ML DİSİPLİNİ, PARTİ İŞLEYİŞİ VE HUKUKUNUN DIŞINDADIR. YANİ BU OLUŞUM PARTİ DIŞI KALMIŞ BİR HİZİP ÇALIŞMASIDIR. PARTİMİZLE ARTIK İLGİSİ KALMAMIŞTIR. YAPACAĞI HİÇBİR FAALİYET PARTİMİZİ BAĞLAMAMAKTADIRşeklinde TKP/ML-MK imzalı bir açıklama yayınlandı.

Partimiz TKP/ML’nin halihazırda devrim yapma iddiasında olduğu topraklarda, o toprakları da kapsayan Ortadoğu coğrafyasında ve tüm dünyada emperyalist-kapitalist sistemin krizinin derinleştiği, ezilen ve sömürülen halk kitleleriyle düzen arasındaki çelişkilerin giderek keskinleştiği, Türkiye Kürdistanı’nda Kürt ulusunun faşist Kemalist diktatörlüğe karşı can kan pahasına verdiği mücadele koşullarında, yani tam da bir komünist partiden beklentilerin ve görevlerin daha somut ve elverişli hale geldiği bir süreçte, bir kez daha Partimizin yaşadığı sorunlara ilişkin açıklama yapmak zorunlu hale gelmiştir. Bu noktada “bir kez daha” ve “zorunluluk” kavramları özel bir vurgu içermektedir.

Dünya üzerinde emperyalist-kapitalist sistemin yaşadığı ekonomik ve siyasi krizlerin yol açtığı, halk kitlelerinin ayağa dikilmesiyle karşılık bulan isyan silsilesinin ülkemizde vücut bulan hali karşısında ideolojik-politik tıkanıklık yaşadığımız ortadadır. Partimizin yaşadığı kaos tam olarak yaşadığımız bu tıkanıklık ile kitle hareketlerinin itici kasırgası ve egemenlerin buna karşı toptan imhaya varan yöntemlerle diz çöktürmeyi hedeflediği saldırı dalgası arasında kalma durumundan ileri gelmektedir. Süreç ve halk kitleleri; bu tıkanıklığı aşma adına yoğunlaşmayanları, çözüm üretme mekanizmalarını işletmeyenleri, itici kasırga ve saldırı dalgası karşısında kendisini bu sürece hazırlamayanları ve yenilemeyenleri affetmemektedir!

Dolayısıyla yoğunlaşmanın, daha fazla birleşmenin, sisteme karşı çıkan tüm güçlerle daha fazla ortak hareket etmenin önemine sürekli vurgu yaparken, aksine bir pratikle Partimiz yine geçmişte benzer süreçlerde olduğu gibi bir kez daha bölünme, tasfiye edilme, darbelenme açıklamasıyla karşı karşıya kalmıştır. Bu durum, en başta açık bir şekilde tarihimizi diyalektik bir tarih okumasına ve değerlendirmesine tabi tutmayışımızın, dolayısıyla da kendi tarihimizden dersler çıkarmayışımızın ve bu noktadaki dogmatizmimizin bir sonucudur.

Yine daha önce de tecrübe edildiği gibi bu açıklamayı yapanlar, Partinin hukukuna, tüzüğüne işleyişine yönelik darbe ve bu darbeye karşı tavır alanlara yönelik tasfiye operasyonunun üzerini tasfiyecilik, Menşevizm, kuyrukçuluk, hizipçilik, komploculuk, ayrılıkçı, bozguncu, legalist, parlamentarist, barışçıl, sınıf uzlaşmacı, reformist, sivil toplumcu, ekonomist, otonomucu, muhtariyetçi, ilkesiz, popülist, eklektik, dar grupçu, alancı, şehir küçük burjuvazisinin sağ kanadı vs.” çoktan seçmeli, onlarca sözde ideolojik, politik, örgütsel ithamlarla kapatmak istemektedir. Ne kadar çok kavram kullanılırsa o kadar gerçekçi olunacağına olan inanç ise açıklamayı okuyanların zekasıyla alay edercesine MLM olarak savunulmaktadır. Üstüne üstlük yine daha önceki tecrübelerde olduğu gibi Parti kitlesi ve kamuoyu “programcılar ve anti-programcılar” olarak karşı karşıya getirilip aldatılarak, programcılık adına dogmatizmin, ilkeler adına statükoculuğun propagandası yapılmaktadır.

Halbuki sorunların ayyuka çıktığı sürecin başından itibaren parti tüzüğünü ayaklar altına alan, tüzüğün “olağanüstü koşullarda uygulanmayabileceğini” dahi propaganda ederek egemenlerin OHAL keyfiyetini partiye uyarlama çabasında olan bir yaklaşım sergilenmekte, inisiyatif alanlarındaki tüm komiteler işlevsiz hale getirilerek, faaliyet alanları kolektivizmden uzak adeta “başkanlık sistemi” ile yönetilmek istenmekte ve bu yöntem bir bütün partimize dayatılmaktadır.

Yine yaşananlar “bölünme değil arınma” söylemiyle tarif edilmeye çalışılarak Partinin güç kaybetmesinin, kitlelerin umudunun kırılmasının üzeri örtülmeye çalışılmaktadır. Ki bunun devamında gelecek olan açıklama, “ideolojik, politik ve örgütsel olarak arındık, şimdi daha güçlü şekilde iktidara yüründüğü” şeklinde olacaktır. Bu ve benzeri açıklamaları yapanların/yapacakların Avrupa’dan ahkam kesmelerinin de ayrıca düşündürücü olduğu bir gerçektir.

Ancak sistem, işçi sınıfı ve tüm diğer ezilenlerin, Kürtlerin, kadınların, gençlerin, LGBTİ’lerin vd. kesimlerin yaşamı ve geleceği üzerine karabasan gibi çökmüşken, bu ajitatif, fakat boş sözlerin bir kıymeti harbiyesi bulunmamaktadır. Halk kitlelerinin artık bu tür anti-bilimsel, gerçek dışı sözlere itibar etmediğini göremeyenlerin sonraki adımı ise Partinin tüzüğünü, hukukunu savunanlara yönelik şiddete varacak söylem ve pratiklerdir; ki bunun adımları bu süreç içerisinde çeşitli şekillerde atılmaya çalışılmıştır. Gayri-meşru bir şekilde de olsa adını kullandıkları ve ayrıca seslendikleri “Partimize emek veren çilekeş halkımız ve onun çizgisini omuzlayan yoldaşlarımız”ın emek verdikleri, çizgisini omuzladıkları örgütün isminin TKP/ML olduğunu unutanlar, Parti kitlesinin ve yoldaşlarımızın “ideolojik, politik, örgütsel” arınma adı altında Partinin parçalanmasına artık tahammülünün ve itibarının kalmadığının, şiddet vb. tehditler konusunda ise hiçbir zaman taviz vermediğinin farkında dahi değillerdir.

Yapılan bu açıklamaya ilişkin söylenecek oldukça fazla şeyin olduğu bir gerçektir. Ancak biz, partimiz içinde boy veren ve bu açıklamayı kaleme alanların aksine partimizin birliğini gerçekleştirme çabamızın hala son bulmamasından dolayı kamuoyunda açık bir tartışmaya daha fazla girmeyeceğiz. Sadece birkaç noktaya açıklık getirmek ve kamuoyunu bilgilendirmekle yetineceğiz.

1) Partimizin illegal yayın organı İşçi Köylü Kurtuluşu’nun internette bir site açılarak yayın hayatına devam etmesine ilişkin partimizin bir kararı yoktur. Ocak 2017 tarihi itibariyle internette yayınlanan ”İşçi Köylü Kurtuluşu” partimizi bağlamamaktadır. Bu site resmi değildir. Dolayısıyla buradan yayınlanan imzalı açıklamalar da kurumumuza ait değildir ve partimizi bağlamamaktadır.

2) Partimizde ”yeşermiş yurt dışı merkezli” bir ”hizip” çalışması yoktur. GYDK, partimizin resmi bir organıdır ve dönemin MK’sınca da onaylanan bir komitedir. Açıklama sahiplerinin ilk olarak dedikodu ve hedef göstererek alanları karşı karşıya getiren ve düşmanlaştıran bir yaklaşım izlenmesinin ardından özellikle ”yurtdışı” vurgulu bir ”hizip” açıklaması yapması çok açıktır ki yurtdışı alanına yönelik bir yargı yaratma amacı taşımaktadır. Hatırlatmalıyız ki, manipülasyonlarla devrim mücadelesi verilmez.

3) Eylül 2016 tarihi itibariyle MK içinde yaşanan istifa nedeniyle parti tüzüğümüzün ilgili maddesince MK iradesini yitirdiği için hiç kimsenin MK adına hareket etme ve MK imzasını kullanma yetkisi kalmamıştır. Dolayısıyla bu tarihten itibaren MK adıyla yapılan açıklamalar, atılan adımlar/alınan kararlar geçerli değildir!

 

Şubat 2017

 

TKP/ML Ortadoğu Bölge Komitesi

Türkiye Marksist Leninist Gençlik Birliği (TMLGB)

Kadın Komitesi

Enternasyonal Büro

Geçici Yurt Dışı Komitesi (GYDK)

Yayın Komitesi