Partimiz Tutsaklık ve Direniş Partisidir!

İçindekiler

Ülkemizde sınıf mücadelesinin keskinliği sadece yüzlerce yoldaşımızın şehit düşmesini değil aynı zamanda binlerce yoldaşımızın faşizmin elinde tutsak olmasını getirmiştir. Ülkemiz hapishanelerinde mücadelenin niceliğine ve hakim sınıfların içinde bulunduğu koşullara göre kah artarak kah azalarak ancak her daim hapishanelerinde var olarak, bir hapishaneler tarihi yaratmıştır. Bu tarihi tek kelimeyle özetleyecek olursak “direniş” denilebilir.

Partimizin kurulduğu günden itibaren günümüze kadar aynı zamanda hapishaneleri mesken eyleyen yanı, beraberinde bu mekanlarda parti tarihimizin direnişler ve başarılı-başarısız firar girişimleri tarihi olmasını doğurmuştur.

Parti tarihimiz hapishanelerde direniş ve firar tarihidir. Bu tarihin ilk adımını İ. Kaypakkaya yoldaş atmış, Amed zindanında hapishanelerde izlenecek çizginin ana hatlarını ortaya koymuştur. İ. Kaypakkaya sadece işkencede direnişiyle değil hapishanedeki direniş tavrı ve daha ilk elden “Diyarbakır içinde adamlar bularak benimle sözlü ve yazılı (elle) irtibat yollarını bulmaya çalışın” diyerek kafasındaki firar fikriyle sonradan yoldaşlarının hapishanelerde izlemesi gereken hattı ortaya koymuştur. (İ. Kaypakkaya, 28 Şubat 1973, Diyarbakır, “Hapishaneden Mektup”, Bütün Eserleri, Umut Yayımcılık, Mayıs 2013, sayfa, 555-556) Bu tarihten günümüze kadar geçen zaman diliminde hapishanelerde partimizin çizgisi esas olarak bu minvalde hayata geçmiştir.

Türkiye hapishaneleri, faşizmin halka saldırısının aynası olmuştur. Gelişen kitle hareketlerinin önünü kesmek ya da yeni uygulanacak saldırı politikalarının başarıyla hayata geçirilmesini sağlamak için, olası bir muhalefeti engellemek amacıyla hapishanelerde tutsaklara saldırdığı bilinmektedir. Dolayısıyla Türkiye’de hapishanelere yönelik saldırı tek başına, devrimci ve komünist tutsaklara yönelik tecrit ve teslim alma-itirafçılaştırma politikasına indirgenemez. Bu politika halka yönelik bütünlüklü bir saldırının halkası olarak kavranmalıdır.

Mesele böyle kavrandığında devletin hapishanelere saldırısı ve partimizin hapishanelerdeki direniş çizgisi daha iyi anlaşılır. Örneğin 1980 AFC’sında binlerce insan hapishanelere konulmuş, devrimci komünistler teslim alınmak istenmiştir. Bu darbenin arka planında emperyalizmin ülkemize yönelik “yeni ekonomik politika”ların sorunsuz biçimde hayata geçirilmesinde, devrimci komünistlerin mücadelesinin yenilgiye uğratılması, halk kitlelerin muhalefetinin faşist zorla bastırılması için yoğun bir tutuklama furyasının yanında hapishanelerde teslim alınma saldırısı yürütülmüştür. Partimiz 12 Eylül faşizminin hapishanelere yönelik saldırısına, bulunduğu bütün alanlarda çeşitli biçim ve içeriklerde direniş içinde olmuştur.  İstanbul Davutpaşa’dan Metris’e ve bir bütün İstanbul hapishanelerinden Amed zindanına uzanan bir hatta, kah azalarak kah artarak ama asla teslim olmayan bir direniş içinde olmuştur.

Örneğin partimiz güçleri “1982 Amed Ölüm Orucu” eyleminde yer almışlardır. Benzer şekilde “1996 Ölüm Orucu” direnişi ve 10 Aralık 2000’de başlayıp 28 Mayıs 2002’de süren “2000-2002 Ölüm Orucu” eylemimiz bu direniş örneklerindendir. Bu büyük direnişte önder kadrolarımızdan Muharrem Horoz ve parti üyesi Nergiz Gülmez yoldaşlarımız, partimizin ve devrimimizin onur abideleri olarak tarihimize altın bir sayfa yazarak aramızdan ayrıldılar. Burjuva-feodal faşist devlete ve onların kuşatması altındaki zoraki yaptırımlarına karşı soylu bir direniş örneği olarak şehit düşerken, onlarca yoldaşımız da bu direnişte gazi olmuştur.

Parti tarihimiz aynı zamanda hapishanelerden firar etme tarihidir. Partimizin yarım asra yaklaşan mücadele tarihine baktığımızda bu hususta irili ufaklı, çeşitli biçim ve içeriklerde birçok hapishane firarı ya da tutsakken kaçma eylemi (Armenak Bakır’ın firarı gibi…) örgütlendiğine tanık oluruz. Denilebilir ki bu alanda gerçekleştirilen pratikler -başarıya ulaşanlar- Türkiye devrimci hareketinin tarihinde önemli ve müstesna bir yer tutar. Bu örgütlenmelerin hemen hemen büyük bir çoğunluğunda partimizin kadro ve militanlarının emeği bulunur.

Partimiz hapishanelerden firar etme konusunda bir gelenek yaratmıştır. Bunun için hapishanelerden firar etme eylemi denilince hemen bir çırpıda akla gelenleri bile ifade etmek yeterlidir sanırız. Örneğin eylem birliği temelinde İstanbul-Üsküdar Toptaşı Hapishanesi’nin dışarıdan gerçekleştirilen başarılı bir askeri operasyonla basılarak firar örgütlenmesinden, Armenak Bakır’ın İzmir’deki hastaneden silahlı çatışma sonrasında kaçırılmasına, oradan 12 Eylül faşizminin suratına büyük bir tokat gibi inen “Büyük Metris Firarı”na, Nevşehir ve Kayseri Hapishaneleri’nden kaçışlara, Bayrampaşa’dan Ümraniye Hapishaneleri’ne kadar irili ufaklı tünel kazarak ya da başka biçimlerde örgütlenen firar eylemlerinde; partimizin kadrolarının, militan, sempatizan ve taraftarlarının emeği, çabası bulunur.

Sonuç olarak partimiz teorisi ve pratiğiyle Türkiye ve Türkiye Kürdistanı coğrafyasında Türk Kürt uluslarından çeşitli milliyet ve mezheplerden Türkiye proletaryasının ve halkının sınıf mücadelesinin öncü ve önder gücü olarak, dünya komünist hareketinin mütevaziği bir bölüğüdür.