Her Birey ve Komite İdeolojik Zaaflarından Arınarak Çelikleşir

HATALARIMIZA KARŞI AÇIK OLALIM, ELEŞTİRİLMEKTEN, ÖZELEŞTİRİ VERMEKTEN KORKMAYALIM PARTİDE BOLŞEVİZMİ HAKİM KILARAK, DEVRİMİN BİRER MİLİTANI OLALIM

İçindekiler

‘’Partimiz bir düzetme hareketi başlatacaktır. Bu, eleştiri özeleştiri yoluyla Parti içindeki çelişmeleri ve aynı zamanda da Partiyle halk arasındaki çelişmeleri çözmenin bir yöntemidir. Hareket bu kez, üç kötü tarzı, bürokrasiyi, sekterliği ve öznelciliği hedef alacaktır. Düzeltme hareketi yoluyla partimizin sade yaşama ve sıkı bir mücadele verme şeklindeki geleneğini ileri götürmeye çalışmalıyız. Karşıtların birliği ve mücadelesi, toplum hayatında rastlanan evrensel olgudur. Mücadele karşıtların birbirlerine dönüşmesine ve yeni bir birliğin oluşmasına yol açar ve toplum hayatı böylece bir adım ilerler. Komünist Partisi içindeki düzeltme hareketi tek bir bütünün içindeki iki tarz arasındaki bir mücadeledir. Bu, komünist partisi için olduğu kadar bütün halk için de geçerlidir.

Komünist partisi içinde farklı insanlar vardır. Çoğunluğu meydana getiren Marksistler vardır. Onların da zaafları vardır, fakat bu zaaflar o kadar ciddi değildir. Düşüncesinde dogmatizm hatası olan belli sayıda insan vardır. Bunların çoğu kararlı ve güvenilir insanlarıdır ve partiye ve ülkeye bağlıdırlar, ancak sorunlara yaklaşımlarında ‘’solcu’’ bir tek yanlılık görülür. Bu tek yanlılığın üstesinden geldikleri zaman ileriye doğru büyük bir adım atacaklarıdır.

Bunların dışında, bir de düşüncesinde revizyonizm ya da sağ oportünizm hatası olan belli sayıda insan vardır. Sahip oldukları fikirler Parti içinde burjuva ideolojisinin bir yansıması olduğu ve burjuva ve burjuva liberalizmi özledikleri, her şeyi inkar ettikleri ve bin bir türlü bağla Parti dışındaki burjuva aydınlara bağlı oldukları için bu gibileri daha büyük bir tehlike oluştururlar. Son birkaç aydır dogmatizm eleştiriliyor ama revizyonizme dokunulmuyor.’’ Mao

Birinci Bölüm

Yazımızın birinci bölümü esas olarak konun felsefi olarak ortaya konmasını içerecektir. Tartışmanın sağlıklı ve anlaşılır olması bakımından temel bazı kavramları ele almak ve buradan ana konuya geçiş yapmanın daha sağlıklı olacağı açıktır. Köklerinden koparılmış bir tartışmanın yüzeysel olmasının her zaman tehlikesi vardır. İdeolojik düzetme hareketinde, tartışmaları kişiselleştirmeden, ele almak doğru bir yöntemdir, ancak, bu tartışmada önümüzde duran yanlış anlayışları mahkum etmeden de hedefimize ulaşmamız mümkün değildir. Bu anlamda yoldaşlar sunulan yazıyı derinlemesine okumaları ve sadece bu yazıyla kalmamaları, yazıyı tamamlayan başka makaleler de okumaları ve tartışmalarda eksik kalan yönleri kendi hazırlıkları olarak sunmaları önemlidir.

(…..)

Yazımız beş bölümden oluşmaktadır. Her bölüm kendi içinde bir konuyu ele almakta ve irdelemektedir. Yazının birinci bölümü yukarıda aktardığımız gibi parti 8. Konferansımızın kararının aktarılmasından oluşmaktadır. Devamında ise ideoloji nedir? İdeolojik zayıflıktan ne anlıyoruz. İdeolojik bozulmanın iç ve dış nedenleri incelenmekte, burjuva ve proleter ideolojinin tarihsel olarak ortaya çıkışı ele alınmakta, ikinci bölümde; sorunun sınıfsal olarak ele alınması, KP’lere burjuva ideolojisinin sirayet etmesinin nedenleri, etkileri ele alınmakta ve KP’lerde ideolojik mücadelenin iki çizgi mücadelesine nasıl yansıdığı irdelenmektedir.

Üçüncü bölümde; ideolojik zaaflarımızın başlıca kökenleri ele alınmakta ve bunların somut olarak nasıl yansıdığı incelenmektedir. Bu bölümün daha da zenginleştirmesi için MK SB’nin konuya ilişkin ilgili yazılarından çeşitli bölümler yazı içine alınarak konun daha da zenginleştirilmesi sağlanmıştır. Dördüncü bölümde; teorinin önemi ve önderlik rolü, beşinci bölümde ise; düzeltme yolları üzerinde durulmuştur.

Komünist Partisi İdeolojik Zaaflarından Arınarak Çelikleşir

İdeoloji; MLM konusu içine dahil olan, devlet, hukuk, demokrasi, kültür ve sanat anlayışındaki dünya görüşünün bütünüdür. Bu anlamda iki tür ideoloji vardır; Burjuva ideolojisi ve işçi sınıfı ideolojisi

Bu iki sınıf deyince anlaşılması gereken ‘’Burjuvazi deyince, toplumsal üretim araçlarının mülkiyetini elinde bulunduran ve ücretli emeği sömüren modern Kapitalistler sınıfını anlıyoruz. Proletarya deyince, kendi mülkiyetinde üretim aracı bulunmadığından, yaşayabilmek için işgücünü satmak zorunda olan modern ücretli işçiler sınıfını anlıyoruz.” Bu iki ideoloji tarih sahnesine çıktıklarından bu yana, sürekli bir çatışma içindedirler. Bu çatışma tüm sınıflar ortadan kalkana kadar da devam edecektir.

Tarihsel olarak burjuva ideolojisi ve proleter ideolojisinin ortaya çıkmasındaki maddi koşullar: İlkel komünal toplum, insanlığın kendisini yeni yeni tanıdığı ve yaşamak için verdiği mücadeleyle sınırlıydı. Bu dönemde ideolojiden bahsetmek de saçmalık olurdu. Bu dönemin en büyük çelişkisi insan ile doğa arasındaki çelişkiydi. Marks’ın deyimiyle “Bireyler yaşamlarını nasıl ifade ediyorlarsa, tamamen öyledirler. Ne oldukları gerek ne ürettikleri gerekse de nasıl ürettikleriyle, yani tamamen kendi üretimleriyle özdeştir. Yani bireylerin ne oldukları, üretimlerinin maddi koşullarına bağlıdır.’’ Toplumsal gelişmede belirleyici olan üretim ilişikleri ve üretici güçlerdir. Toplumsal bilincin niteliği, üretim tarzının niteliğiyle belirlenir. Toplumların değişimdeki en belirgin öğe ise, üretim tarzının değişmesine bağlıdır.

Özel mülkiyetin ortaya çıkması ve toplumun sınıflara bölünmesiyle birlikte insanların düşüncelerinde de köklü değişimler başladı. İnsan kütlerinin düşüncelerindeki bu değişim tamamen sınıflı toplumun ürünü olarak ortaya çıktı. Her dünya görüşü mutlak olarak bir sınıfın görüşünü yansıtır. Her dünya görüşü toplumla ilgili tüm teorik görüşlerin toplamından oluşur.

’’Gerçekten de kendi içlerinde bütünlük arz eden ilk dünya görüşleri ve dinler, yaklaşık 5.000 yıl önce, köleci sınıflı toplumun oluşmasıyla ortaya çıktı. Egemen ideoloji, köle sahiplerinin egemenliğine temel teşkil etmek zorundaydı. Antik Yunan toplumunda (yaklaşık 2700-2200 yıl önce) materyalist ve ideolojik, diyalektik ve metafizik görüşler baştan itibaren birbirleriyle mücadele içinde oluştular veya birbirlerinden doğdular. Tarihte genel olarak, yükselen sınıfların filozofları; egemen sınıfların metafizik ve idealizmlerine karşı materyalizm ve diyalektiği vurgulamışlardır.’’  (İşçi Hareketi içinde düşünme Tarzı sf 14)

Bu aynı zamanda toplumun sınıflara bölünmesiyle birlikte materyalist ve idealist dünya görüşünün çatışmasını da birlikte getirdi. Sınıflar var olduğu müddetçe de idealist ve materyalist dünya görüşünün çatışması devam edecektir. Feodal toplumun çökmesiyle modern burjuva toplumu doğdu. Burjuvazi kendi sınıf egemenliğini sağlamak için ilk başlarda kendi bayrağına ‚’eşitlik, adalet ve özgürlük’ yazarak hakimiyetini kurdu. Süreç içinde gericileşen burjuvazi ’her şey benim için’ felsefesini benimsedi. Modern burjuva toplumunun doğmasıyla birlikte sınıf karşıtlarını ortadan kaldırmamış, aksine sadece eskilerin yerine yenilerini koymuş, yeni mücadele biçimleri getirmiştir.

Marks ve Engels burjuva ideolojisinin şekillenişini felsefi olarak şöyle açıklamaktadırlar.

‘’Egemen sınıfın düşünceleri, bütün çağlarda, egemen düşüncedir, yani, toplumun egemen maddi gücü olan sınıf, aynı zamanda egemen manevi güçtür. Maddi üretim araçlarının elinde bulunduran sınıf, aynı zamanda, zihinsel üretimin araçlarını da emrinde bulundurur, öyle ki, genelde, kendilerine zihinsel üretim araçları verilmeyenlerin düşünceleri de egemen sınıfa bağlıdır. Egemen düşünceler, egemen maddi ilişkilerin fikirsel ifadesinden başka bir şey değildir.’’

Bu maddi zemin yüzyılları içine alan bir değişim ve alt üst oluşla birlikte burjuva ideolojisinin şekillenişini birlikte getirdi. Burjuvazinin ilerici olduğu bir döneminde kitleleri etkilemek ve kendi çıkarına da olduğu için bayrağına ‘’hak ve adalet’’ yazdıysa da süreç içinde giderek gericileşen, burjuvazi bu sefer bayrağına ‘’her şey benim için’’ yazarak, kendi dışındaki tüm katmanlara saldırdı.

Sınıflı bir toplum sadece bir dünya görüşünden ibaret değildir. O her zaman karşıt ideolojiyi de yaratarak çatışma halinde olmuştur. Bu zıtların birliği ve mücadelesidir. Sınıflı bir toplumun ürünü olarak işçi sınıfı ideolojisinin doğuşu: Marksizm, 19. Yüzyılda batının en ileri üç ülkesinde gelişen üç büyük ideolojik akımın devamı, geliştirilmesi ve sentezidir. Apaçık ki, Marksizm bu üç ideolojik akımla doğrudan bağlantılı ve dolayısıyla bu üç akımın en meşru mirasçısıdır.

Batının bu üç en ileri ülkesi Fransa, Almanya ve İngiltere’dir. Bu ülkelerdeki üç büyük ideoloji de felsefe, sosyalizm ve ekonomi politiktir. Marksizm’in üç oluşturucu öğesi ya da bileşeni olarak bunlar; Batının diğer ülkelerindeki sosyalizm türlerini saymazsak, genellikle Fransız devrimci öğretileriyle yaşam ağacına kavuşan Fransız sosyalizmi. Hegel’le tepe noktasına varan klasik alman felsefesi. Adam Smith ve David Ricardo ile kristalleşen İngiliz ekonomi politiği.

Marksizm bu üç heybetli damarın, bu üç fevkalade ideolojinin harmanlanması, eksik ve dar yanlarının aşılarak gerekçelendirilmesi, geliştirilerek sürdürülmesidir. Bu üç ideoloji Marksizm’in oluşmasının ön temelini oluşturması bakımından muazzam önemdedir. Öyleyse Marksizm’e kaynaklık eden bu temelin derin içeriğine inmek gerekmektedir. Bu, Marksizm’in tarihsel süreç ve gelişme koşulları içinde incelenerek kavranması açısından vazgeçilemezdir.

Eğer bu önkoşullar, bu ön temel yeterince kavranmazsa, Marksizm’in bu gelişme koşulları tarihsel süreç içinde çözümlenmezse, Marks’ın bu üç başlıca ideolojiyi hangi noktalarda nasıl geliştirdiği, bu üç ideolojinin eksik ve sığ yanlarını nasıl aştığı ve gerekçelendirdiği bilinemez ve dolayısıyla bilimsel olmayan sosyalizmin Marks’ça nasıl modern bilimsel sosyalizme dönüştürüldüğü noktasına varılamaz.

Ancak bu sürecin bir tahliliyledir ki, Marks öncesi sosyalizmin Marks’ın bilimsel buluşlarıyla hayali olmaktan çıkıp bilimsel sosyalizme dönüştüğü de kapitalizmi kaçınılmaz çöküşe götüren koşullarda, bu koşullardan sürgün veren sosyalizmin kaçınılmaz doğuşu da, bu doğuşta kapitalizmin mezar kazıcısı, sosyalist yeniden kuruluşun yaratıcısı olarak proletaryanın tarihsel rolü de açıklığa kavuşmuş olur. Marksizm, Marks’ın adına bağlı öğretilerin bütünlüğüdür. Marksizm, kendisinden önceki üç ileri ülkede ortaya çıkan üç büyük halka zincirinin devamı ve bu zincire yeni halkaların eklenmesidir. Marksizm, gökten vahiy yoluyla inmedi, sınırlı da olsa, eksik ve dar da olsa, onun öncesi vardı; ona hareket alanı sağlayan öncesi.

Marks’ın temelini attığı işçi sınıfının ideolojisini Lenin ve Stalin ilk kez Rusya’da hayatın canlı bir varlığa haline getirdiler. Ekim Devrimi dünya çapında işçi sınıfının bütünlüklü bir devleti olması bakımından muazzam bir yere sahiptir. Ekim devrimiyle değişen çağımıza niteliğini veren proleter devrimleri çağı, Marksist ideolojinin Lenin ve Stalin tarafından geliştirilmesi ve zenginleştirilmesinin ifadesi olarak kavranmalıdır. Onları gecikmeden tamamlayan Mao ise, Marksizm Leninizm de sıçramalar yaratarak günümüze ulaştırdı. Bu doğallığında işçi sınıfının ideolojisinin Marksizm-Leninizm- Maoizm olarak adlandırılmasını birlikte getirmiştir.

Bu kısa girişle birlikte konumuz olan ideolojik zayıflık, nedenleri ve aşma yolu nereden geçer sorularına gelmiş bulunuyoruz. Öyleyse İdeolojik zayıflıktan ne anlıyoruz? Taraf olduğumuz ideolojinin konusuna dahil olan tüm konularda veya bazı konularda düşünce sistematiğimizdeki zayıflıktır.

Soru şudur, insanların devrim ve sosyalizm isteminde gerileme, zayıflama veya tamamen vazgeçmenin nedeni nedir? Ya da insanlar devrimci kaldıkları halde, ileri çıkma, görev almada çekingenliği, statükoculuğu nereden ileri gelmektedir. İki insan düşünelim, işkencede biri sonuna kadar direnirken, bir diğeri neden zayıflık göstermektedir. Ya da toplumsal mücadelede her şeyi göze alarak mücadelenin en ön saflarında yer alanla, geri duran biri arasındaki bu çelişkiyi neyle ifade etmeliyiz. Bunlara vereceğimiz doğru yanıtlar tartışma konumuzu ileri taşımada anahtar rolü oynayacaktır.

Bozulmanın İç ve Dış Kaynakları

Bozulmanın biri dış, diğeri iç olmak üzer iki ayağı vardır. Dış kaynağı bakımından bozulmanın dayandığı ayak emperyalist baskı ve burjuva etkidir. İç kaynağı açısından bu bozulmanın yaslandığı koltuk değneği sınıflara dayalı yerküremizin küçük burjuva atmosferle örülü olması, küçük burjuvazinin kararsızlıkla karakterize olan ruh halinin saflarda yarattığı yıkım ve tahribattır. İç kaynak özellikle özgün dönemeçlerde dış kaynağın baskısı altında iyiden iyiye gelişip serpilir ve dışın içi beslemesi anın tarihsel koşullarının kendine özgü durumuyla birleşince, ya da bu olumsuz koşulların yarattığı rüzgarı arkasına alınca bozulmanın kökleşmesi ve toplumu kuşatması kaçınılmaz hale gelir ve çürüme uzun zamana yayılarak genişler ve derinleşir.

Bilinir ki, devrimin tüm bir tarihi tanıtlamıştır ki, küçük burjuvazi devrim ve sosyalizme karşı kararsızlık, yalpalama ve dolayısıyla çelişki içindedir. Ve yine bilinir ki, küçük burjuvazi, sosyalizmle karşıtı arasında bir sarkaç gibi ha bire salınıp durur. Bu antitezler arasında, süreğen bir kararsızlık, bir uçtan ötekine düşüncel başkalaşım ve bir gel-git süreci yaşanır. Bu iki uç arasındaki mesafe bir adımlıktır. Bu kesimin yenilgi yıllarında hemencecik cesaretini yitirmesi, karşı devrim karşısında da dönekçe tutum içine girmesi bu sınıfın doğası gereğidir.

Dolayısıyla ihanetle davaya bağlılık arasında süreğen bir gel git yaşayan bu kesim, elverişsiz koşulların her yanı çepeçevre kuşattığı karşı devrim koşullarında çok kolayca devrim saflarından karşı saflara doğru liberal bozulma çizgisinde düşünsel bir başkalaşımla yer değiştirir. Bunda şaşılacak bir durum yoktur. Zira, atmosferin altındaki yerküremizde küçük burjuvazi çok yaygındır; bunun yarattığı atmosferin saflarda derin etkiler yaratması kaçınılmazdır. Bu atmosfere ivme katacak olan koşullar emperyalist baskı ve burjuva etkiyle birleşince toplumda liberal bozulmadan muzdarip insan fideliğinin boy atması ve bu durumun derinliği ve genişliğine toplumu sarması ve de sola demirlemiş kitlelerin devrimden kopması kaçınılmaz hale gelir.

Devrimlerin ve devrimci girişimlerin geri çekildiği, devrimlerin savunmada olduğu, sosyalizmin çekiciliğini göreli olarak yitirdiği bir evrede iletim ve ulaşımda kazanılan nitel sıçramaların yarattığı fevkalade avantajı da adamakıllı arkasına alan uluslar arası burjuvazi, zihinleri çölleştirme ve insanı uysal birer tüketim budalası maymuna çevirmede yoğun ve yaygın bir kültürel saldırıyla beyinleri tutsaklaştırmayı başardığı oranda, hem kitleler, hem de örgüt saflarında burjuvazinin ideolojik saldırıları etkili olmaya başlar.

Somut bir örnek olması bakımından;

Devrim sığ sulara çekilmiş, gelişmenin “iletken teli” devrime karşı fırtına bulutları toplanmış, karşı devrimci ideolojik saldırı toplumu tam bir kuşatma altına aldığı 1950’lerin ortalarından itibaren halk demokrasisi ve sosyalist ülkelerin kendi içinden çıkan “yeni burjuvazi”ce içten hançerlenip modern-revizyonizme, oradan da klasik kapitalizmle dolaysızca tümleşerek kapitalizmin karşısında diz çökmesi süreci, devrim ve sosyalizmin aleyhine kapitalizmin yararına ustalıkla kullanılabildi. Ve bu durum kapitalizme “yaşam öpücüğü” olarak, kapitalist süreğen bunalıma umut aşısı olarak göreli de olsa çekicilik sağlayabildi. Sola yığılan kitleler tam ters yöne, sağa yığılmaya başladı. Kapitalizm yeniden geçer akçe olmaya başladı geniş kitleler penceresinden. Uluslararası burjuvazi ustalıkla kullandı anın bu tarihsel koşullarını.

Durumun somut olgu haline geldiği bir başka örnek; Burjuvazi, çok bilinçli ve şu propagandayı yapmaktan geri durmadı; onlara göre proletaryanın tarihsel misyonu bitmiş ve devrim dönemi bir daha geri gelmemek üzere kapanmıştı. İşte son birkaç beş yıldır durmaksızın beyinlere şırınga edilen buydu ve bu, burjuvazi yararına proletaryayı ideolojik olarak silahsızlandırmaktı; saflarda düzen bozukluğuna yol açmaktı.

Nitekim uzun zamanı alan bir çözülme, dağılma ve dalgalanma süreci yaşandı. Bu sürece boyun bükenler neo-liberalizmin dümen suyunda eski tutundukları mevzileri terk ederek devrimci teori ve pratiği düzen içine hapseden yola girip “evrensel tasfiyecilik” zincirinin kötü birer halkasını oluştururken, bu sürece müdahale edenler, devrimci ve komünistler tasfiyecilikle cenkleşe cenkleşe bildik geleneklerinden, siperlerinden ve yüce davalarından bir santim bile gerilemeyerek kızıl bayrağı her zamanki kararlılıkla yükseklerde tutmaya devam ettiler.

Asıl olan devrimci durumda gerilemeler olsa da burjuvazinin ideolojik saldırıları karşısında direnmektir ve asıl olan da kızıl dalganın küllenip geri çekildiği bir mecrada bu kararlılığı, bu ideolojik sağlamlığı gösterebilmek değil miydi? Birinciler döneklikle karakterize olurken, ikinciler Marks, Engels, Lenin, Stalin ve Mao Zedung’un, evrensel proletaryanın bu yüce öğretmenlerinin öğretilerine olan bağlılığını bağıra bağıra ilan etmeye devam ediyorlar…

Yanlış olan ne modern bilimsel sosyalizmin temel içeriğini oluşturan Marksizm-Leninizm-Maoizm ideolojisi ve teorisi idi ve ne de devrimin soylu amaç ve hedefleriydi. Yanlış olan anın tarihsel koşullarını anlama yeteneği, yürekliliği ve sağlamlığı gösteremeyen “devrimsiz de olabilir”cilerimizin devrimci Marksizm’in ilkeleriyle çatışmaları, bu ilkelerden fena halde ve dönekçe uzaklaşmaları idi. Yanlış olan toplumsal gelişmenin iletken telini devrimde değil, evrimde gören ve anın koşullarına boyun eğerek kapitalizmi zemzem suyu ile kutsamaya çalışıp onun eteklerine umutsuzca tutunan Marksizm dönekliği idi.

Yanlış olan, Marks’ın sınıf savaşımı teorisi yerine sınıflar arası işbirliği teorisini geçiren anlayıştı; devrimi kapı dışarı edip burjuva reformizmi kulvarına kapılanmaktı; süreklilikte kesintiler ve sıçramalar diyalektiğinin yerine “basit evrim” teorisini baş tacı etmekti; devrimci Marksizm’in burjuva bir yorumu ile “jakoben perspektiften” “huzur bozucu” olmayan anayasal düşlere doğru dolaysızca sürüklenişti. Yanlış olan, devrimci şiarları bozarak ve yumuşatarak, eksilterek ve düzelterek emeğin köleleştirilmesi ruhuna uygun olarak yeniden kalıba dökmek ve burjuva ölçüte uydurmaktı. En nihayet yanlış olan, yasal bir “kitle partisi” masalıyla, proletaryayı sınıf bağımsızlığı ve egemenliği tarihsel rolünden burjuvazinin yararına alıkoymaktı.