Mehmet Kocadağ

Mehmet Kocadağ

Ölümsüzleştiği tarih: 1 Mayıs 1976

Kürt milliyetine mensup yoksul bir köylü ailesinin çocuğu olarak Muş Varto, Çobandağı (Gestermerde), 1950 yılında dünyaya gelen Mehmet Kocadağ yoldaş güçlüklerle dolu bir yaşam içinde büyüdü.

Ekonomik nedenlerle çalışmak için geldiği İstanbul’da kısa sürede bu güçlükler onu Partimizle tanıştırdı ve devrimci mücadele içerisinde yer aldı.

1970’li yılların ikinci yarısı Türkiye ve Türkiye Kürdistanı’nda sınıf mücadelesinin yükseldiği, kitle hareketlerinin geliştiği bir dönemdi. Bu uluslararası proletaryanın birlik, dayanışma ve mücadele günü olan 1 Mayısları da yansıyordu.

1 Mayıs’ın 1976’daki kutlamalarında coşku ve zulüm aynı anda yaşandı. 1 Mayıs 1976 gösterileri sosyal faşistlerin ve revizyonistlerin etkisinde gerçekleştirilmesine rağmen, İstanbul’da Marksist-Leninist-Maoistler ve yurtsever halk güçleri 1976 1 Mayıs’ını görkemli bir şekilde kutladı. Gösterinin dağılmasından sonra MİT ve Kontrgerilla, Mehmet Kocadağ’ı kaçırdı ve bir gün sonra da cansız bedeni boğazı kesili bir biçimde Kasımpaşa’da bulundu.

Mehmet Kocadağ yoldaş Türkiye ve Türkiye Kürdistanı’nı 1 Mayıslarında ilk ölümsüzleşen devrimcisidir.

Parti adı “Esmer” olan Mehmet Kocadağ yoldaş ölümsüzleştiğinde TKP-ML üyesiydi.

*****

Mehmet Kocadağ yoldaşla ilgili basında çıkan haber, yorum ve makale:

Mehmet Kocadağ yoldaşla ilgili; ikk-sayı-31_Mayıs-1981, Sayfa: 5
Mehmet Kocadağ yoldaş hakkında, ikk-sayı-39_Mayıs-1982, Sayfa 5
Mehmet Kocadağ, Tuncay Bali, Erol Doğan, Doğan Kolçak yoldaşlar hakkında, ikk-sayı-39_Mayıs-1982 Sayfa 10

 

Mehmet Kocadağ yoldaş hakkında kısa bir makale;

“Demokratik Halk Devrimi ve Sınıfsız toplum yaratma mücadelemizde Şehit Düşen Yoldaşlarımızı Anıyoruz!”,

İŞÇİ-KÖYLÜ KURTULUŞU, Sayı: 56, Mayıs 1984, Sayfa 14, 15

1 Mayıs 1976 mitingine dair dönemin burjuva gazetelerinden bir haber küpürü

Mehmet Kocadağ yoldaş

 

Dönemin burjuva gazetelerinden bir haber küpürü: “Kasımpaşa’da ölü olarak bulunan ve siyasal bir cinayete kurban gittiği belirtilen işçinin cenazesi törenle köyüne gönderildi”. (Cumhuriyet. 5 Mayıs 1976. Sayfalar: 1, 9.)

Dönemin burjuva gazetelerinden bir haber küpürü: “1 mayısta ölü bulunan işçinin cenazesi Varto’ya yollandı”. (Milliyet. 5 Mayıs 1976. Sayfalar: 1, 12.)

Mehmet Kocadağ yoldaş (Dönemin devrimci basınından olan Halkın Birliği, 25 Nisan 1978, Sayı: 33, Sayfa: 14)

Mehmet Kocadağ yoldaşla ilgili dönemin devrimci gazetelerinden biri olan Halkın Birliği gazetesinde çıkan bir yazı. (Halkın Birliği, 25 Nisan 1978, Sayı: 33, Sayfa: 14)

*****

Mehmet Kocadağ yoldaşında olduğu bir afiş; “NİSAN-MAYIS AYI ŞEHİTLERİMİZİ ANIYORUZ!, Kızıl Kanları Yerde Kalmayacaktır!”, isci-koylu-kurtulusu-sayi-64-Nisan-Mayis-1985_Sayfa 15

*****

 

Mehmet Kocadağ yoldaşla ilgili bir anı-anlatı:

“1 MAYIS VE FARKLI BİR DÜNYA ÖZLEMİ

H.Hayri Aslan

(…)

******

1 Mayısların her birimizin yaşamında sayısız anıları vardır. Kendi ilk “1 Mayıs”ım Kırmızıkörprü’nün birkaç köyün okul çocukları ve öğretmenleri ile az sayıdaki lise, öğretmen okulu ve üniversite öğrencileriyle birlikte Komdere vadisinde Salördek Çayı kıyısında yaşadım. Sanırım 1970 yılıydı. Kendi kendimizeydik. Bu ilk 1 Mayısım biraz “xızır-xeylas” tadındaydı. Bir öğretmen arkadaş, kısa bir konuşma yaptı, haşlanmış yumurtalarımızı ve tatlılarımızı yedik. Biraz bildirbir, beş taş gibi yöresel oyunlar oynayıp evlerimize döndük.

Öyle tehlikeli bir şey değildi! Kimse de bize bir şey dememişti. Peki ama niye öyle gizi gibi yapmıştık? Çünkü 1 Mayıs henüz yasaktı ve egemenlerin ödünü patlatan bir günmüş de ondan!..

İkinci “1 Mayıs”ımı Dersim il merkezinde, lise ikinci sınıftayken yaşadım. Okulun sosyalist öğrencileri olarak kendi aramızda gruplaşarak kırlara çıkmıştık. Bizim gruba sınıf arkadaşım Ali öncülük etmişti; bizi aldı Adliye ve Vali konağının bulunduğu yönde Munzur kıyısına götürdü, orada bir kayalığın duldasına oturduk. Ali bir ara kayboldu ve sonra elinde birkaç kitap ve bildiriyle döndü. Kitapların kapakları kayaların ağırlığı altında ezilmiş, kırmızı çamur bulaşmış, perişan haldeydiler. Bildiri ve gazeteler de aynı vaziyette… Kitaplardan biri Lenin’in “Ne Yapmalı”sıydı. O kitabı illada alıp evde okumak istiyorum, çünkü ilginç şeyler yazıyor, ama bu kısa toplu okumadan bir şey anlamamıştım. Arkadaşım Ali, “yoldaşlara danışayım, sonra sana veririm” dedi. Biraz birşeyler okuduk, bayramımızı kutladık, ikişer ikişer döndük evlerimize.

“Yasak” ve “gizlilik” kavramlarında ilk deneyimlerim olduğunu söyleyebilirim.

Sonraki bütün 1 Mayıs deneyimlerim (Dersim’deki biri hariç) tümü İstanbul’da geçti. “1 Mayıs” dendi mi ilk akla gelen yerdir İstanbul. Vedat Türkali boşuna “kavgamızın şehri” demiyor, sahiden çoğumuzun kavgasının şehridir İstanbul. Hele benim için tamı tamına öyle! “6.Filo”, “kanlı Pazar”, “1 Mayıs 1976/1977” ve daha niceleri…

1976’da hoş bir anımız ve bir de ilk acımız kalmış aklımda. O yıl 1 Mayıs, işçi sınıfının zorlamasıyla sanırım yasal izinle Taksim’de gerçekleşmişti. Bizler Elmadağ istikametinden geliyorduk, Okmeydanı, Çağlayan, Kuştepe, Mecidiyeköy’den çeşitli derneklerden işçi ve gençlerdik. 2-3 bin kadar Kaypakkayacı heyecanlı bir gruptuk. Meydana vardığımızda mikrofonda “goşistler”, “maocu bozkurtlar”, “bozguncular” gibi sözcükler duyuluyordu. Meğer, İTÜ yönünden gelen radikal üniversiteli gençleri DİSK yöneticileri alana sokmak istememiş, orda kısa bir arbade yaşanmış, mitingin tadı kaçmıştı! Tam bu sırada bizim grup alana giriyor ve herkesin dikkati oraya yöneliyor; sürpriz bir giriş!.. Bizim arbadeden haberimiz yok, kendimizi “1 Mayıs” marşının coşkusuna kaptırmış yürüyoruz! Gür sesle “işçiler birleşin” sloganı attık alana varırken. Hem de nasıl bir coşkunlukla! Alandaki işçiler de bizi alkışladılar. Hava yumuşamış, kavga yatışmışmış… Grup sloganları atmadık, fakat grubun radikal devrimci bir grup olduğu “Kaypakkaya”, “Devrimci Gençlik Derneği” gibi pankartlardan belliydi. O zamanki DİSK yöneticilerinin kötü tutumuna karşın işçiler bu grubun devrimciliğine güveniyor ve saygı duyuyorlardı. Kısa süre sonra rahmetli Kemal Türkler, ekibini topladı gitti, kürsü, meydan felan devrimci işçilere ve gençlere kaldı… (Birkaç yıl sonra aynı ruhla Kemal Türkler’in katledilmesini protesto ettik Aksaray’da!) Kavga, arbede felan kalmadı! Alanın AKM tarafındaki gençlik grubu da gelip bize katılmıştı. Kimisinin kafası kırık, kiminin kolu sarılı! Şaşkındılar: “Siz nerden çıktınız?”, ”bu kadar kitleyi nasıl topladınız? …”

Mitingden sonra herkes neşe içinde semtlerine döndü. Bir grup arkadaş Kasımpaşa istikametinden Hasköy’e ve Okmeydanı’na kestirmeden gitmiş. Mehmet Kocadağ da onların arasında. Mehmet, o dönemin örgütlü kadrolarından iyi bir devrimciydi. 68 gençlik isyanının işçi sınıfı içindeki yansımasını temsil eden işçilerdendi. Bingöl’lü, ağırbaşlı, kararlı, dikkati çeken örgütçü bir devrimciydi. (*) Tün-Yar, DGD ve bölgedeki “Kaypakkayacı” işçi ve gençlik dernekleri ile sendikaların daimi müdavimlerinden sevilen bir yoldaştı. Sık sık karşılaşır, sımsıcak kucaklaşırdık! Kasımpaşa civarında gruptan ayrılarak evine yöneliyor. Tek başına kalınca izlenerek kaçırılıyor ve işkence edilerek o gece katledilip bir kuytuya bırakılıyor. Olayı sabah gazete haberlerinden öğrendik. Böylece sanırım ilk “1 Mayısçı” işçi ölümü olarak kayıtlara geçti Mehmet Kocadağ yoldaş…

1977’te yine aynı bölgeden mitinge hazırlanıyorduk. Mehmet Kocadağ, bu hazırlığımızın imgelerinden ve simgelerinden biriydi. Fakat 1977’de hava oldukça gerilimliydi. Egemen sınıflar, büyük bir coşkuya dönüşen halk hareketinin işçi sınıfı önderliğinde rejimi tehdit eder bir niteliğe büründüğünü düşünüyorlardı. Bu yüzden hareketin iç çelişkilerini kullanarak kitleleri birbirine düşürmeyi ve demoralize etmeyi planlıyorlardı. Sürekli kuşku ve endişe yaratan haberler yapılıyor, tehditler savruluyordu. “Revizyonist ve sarı sendika” liderleri de buna layıkıyla çanak tutuyorlardı.

Herkes devrim ve halk düşmanı derin bir tezgahın devrede olduğunun farkındaydı. Bu yüzden bazı siyasi gruplar, grup pankartı taşımadan katılmaya, bazıları da provokasyon ihtimaline karşı başka tedbir ve düzenlemeler yapmaya karar vermişti.

Birkaç grup “blok” halinde Saraçhane’de toplanmıştı. Biz, siyasi argümanlar açısından bu grupları kendimize daha yakın bulmamıza karşın, gerilimi tırmandıran tavırlarını sakıncalı bulmuş ve onlara katılmamıştık. DİSK, TİP, TKP gibi gruplar ile bizim gruba karşı esnek tutumları nedeniyle aramıza Mahir Çayan’cı grupların kortejlerinin konulmasını uygun bulmuştuk. Mitingin en kalabalık kitlesini temsil eden bu yürüyüş korteji, Yıldız-Beşiktaş-Dolmabahçe-Akaretler güzergahı üzerinde toplanmıştı. Kortejin bir ucu Taksimdeyken, en arkadaki bizim kortejimiz ise hala Yıldız sırtlarındaydı. Nerdeyse akşam olacaktı ve hiç bir ilerleme olmuyordu; adım atamıyorduk! Kızgın Mayıs güneşi altında insanlar bunalmaya başlamışlardı. Korteji dolduran binlerce insan; “Niye yürümüyoruz? Bir sorun mu var?” gibi sorulara yanıt vermekten bıkmıştık. Sonunda, bizi alana almamak için kasten oyaladıklarını düşünerek yürüyüş kortejimizin istikametini değiştirmeye karar verdik. Kortejimiz, Yıldız-Gayrettepe-Mecidiyeköy-Şişli ve Elmadağ caddesi güzergahında ilerlemeye başladı. O güzergah bomboş ve sessizdi. Hiç olumsuz bir olayla karşılaşmadan Elmadağ’dan Taksim alanına vardık. Kortejimiz daha da büyümüş on binlere varmıştı, son derece dinamik, canlı bir kortejdi. Herhangi bir saldırı ve provokasyona karşı disiplinli bir düzenleme yapılmıştı, birkaç sıranın arasına kadro ve örgütlü militanlar yerleştirilmiş ve kimse onların dışında bir harekette bulunmayacak, kortej disiplini kesinlikle korunacaktı!

Bir ayrıntıyı da burada belirtmem gerekiyor. Bizim grup 1 Mayıs mitingine şöyle hazırlanmıştı: Bize yakın sendika ve işçi grupları DİSK çatısı altında görev alıp işçi arkadaşlarıyla birlikte yürüyeceklerdi. Ayrıca bir de kendi bağımsız sloganlarımızla yürüyen siyasi bir kortejimiz olacaktı. İşçi arkadaşlar bizim kortejin giriş yapacağı alanda etkinlik kurarak hep birlikte “işçiler birleşin-yaşasın 1 Mayıs” sloganıyla bizi karşılayacak, böylece gerilime meydan vermeden yumuşak biçimde alan kitlesiyle birleşilecekti. Öyle oldu. Bizim Elmadağ tarafından giriş yapacağımızı haber alan meydandaki Pet-Kim, Profilo, Otosan, Mensucat, Deri-İş, Tersane ve diğer yerlerden işçi arkadaşlar Elmadağ girişinde toplanmaya ve tedbir almaya başlamışlardı. Kortejimiz alana girer girmez bizi alkış ve belirlenen ortak sloganlarla karşıladılar. Böylece karşı devrimcilerin kitleleri birbirine düşürme tezgahı boşa çıkartılmış oldu! Tam bu sırada İntercontinantal Hotel’i ve Sular İdaresi yönünden kitlelerin üzerine ateş açıldı. Kortejin ön sıralarındaki arkadaşlar yerlere yattı, ben de onların arasındaydım. Aynı anda birkaç polis panzeri yere yatanların üzerine sürüldü. Kortejdekiler yerden kalkıp Elmadağ’dan Divan Oteli’ne doğru çekilirken, kortejin güvenliği ile ilgili ekipler öne çıktı ve panzerlere saldırdı. Yerden kalktığımızda ilk gözüme çarpan Süleyman Cihan’ın kitleyi koruma telaşı içinde ekibe talimatlar vermesini görmek oldu: “Panik yapmadan geri çekiliyoruz! Korkmayın!..” Panzerin biri bozuldu ve diğerlerine yolu kapatmış oldu. Bozulan panzer sayesinde grup zarar görmeden çekildi. Aynı anda araya bir grup asker girdi ve hepsi Sular İdaresi üzerinden inip uzaklaşmaya çalışan silahlı polislere bakıyorlardı!.. Biz de onları gördük ve “katiller” diye sloganlar atmaya başladık. Baktım Seza Mis yanımda, kolumu tutmuş, “hadi bıra artık gidelim” diyor. Şok içindeydim… Divan’ın oraya kadar sel halinde aktık. Duyduk ki oralarda barikatlar kurulmuş, insanları seçip Stadyumlara götürüyorlarmış. Bazıları sokak aralarına dağıldı, bazıları kolkola girerek barikatların üzerine yürüdü… Barikatlar kalktı, yürüdük gittik…

Bizim gruptan kayıp olmadığını sanıyorduk, Jale Yeşilnil’in panzer altında kaldığını sonradan öğrendik. Fakat asıl kaybı Heykel çevresinde ve Kazancı Yokuşu’ndaki gruplar vermişti.

Ne fark eder hepimiz birdik, hepimiz “1 Mayısçılar”dık, hepimiz yoldaştık! yüreğimiz kanadı. Onların anısına bir mahalle kuracaktık, sanırım benden çıkmıştı öneri, ittifakla kabul edildi.

Akşam haberlerini dinlerken öfkeden beynimize kan sıçrıyordu: gerçekten binlerce 1 Mayısçının stadyumlara ve emniyet binalarına doldurulduğunu ve “sorgulamalarının grup grup sürdüğünü” öğrendik! Bir tek kitle katliamcısı yakalanmamıştı ne göstericileri kasten ezen panzerciler, ne İntercontınantal’dan ateş edenler, ne de herkesin gözü önünde Sular İdaresi üzerinden kitleyi tarayanlar…. ama katliama uğrayan binlerce “1 Mayısçı” gözaltında “grup grup sorgulanıyordu”!…

Hala zulmediyorlar bize! Gerçekte güzel bir dünya özlemine saldırıyorlar!

O özlemin gerçekleşmesini asla önleyemeyecekler, çünkü bu güzel mavi küreye sadece bizim ütopyalarımız yakışıyor, insanlık sömürücü alçakların cehennemine mahkum değil!

Yaşasın 1 Mayıs!

Yaşasın evrensel uyum ve barış dünyası!”

(30 Nisan 2018. Kişisel Facebook adresinden alındı ve tarafımızdan (…) bölümleri çıkartılıp tashih yapılarak yeniden düzenlendi.

*Mehmet Kocadağ yoldaş anı-anlatıda ifade edildiği gibi Bilgöllü değil, Muş Varto, Çobandağı (Gestermerde) doğumluydu.

* Anı anlatıda bahsi edilen “onların anısına bir mahalle kuracaktık” fikri daha sonradan 1 Mayıs Mahallesi olarak kurulan ve 2 Eylül 1977 tarihinde “1 Mayıs Mahallesi Gecekondu Direnişi” olarak sınıf mücadelesi tarihinde geçen yerdir. Ed.)